Gelir dağılımı iktisatçılar için “tatsız” bir konu haline geldi. Kimse yüzünü bölüşüme ilişkin gerçeklere çevirmiyordu, bir de baktık Amerika’da bu kriz nereden çıktı diye düşünenler çaktırmadan “aslında gelir dağılımı da önemli bir konu” diye konuşmaya başladı. Biz de bu sayfadan özellikle “kişisel gelir dağılımı” yani nüfus gruplarının gelirden aldıkları paylar itibariyle eşitsizliklerin boyutuna değindik.
Gerek gazetede gerekse iktisadivizyon.com sitesinde okuyucuların bölüşüm politikalarına gösterdiği ilgi oldukça sevindiriciydi. Sorun şu ki; Gelir dağılımına ilişkin görüş ve önerilerin önemli bir bölümü “bölüşüm sorunu”nun iktisat politikasının isteğe bağlı adeta fantastik ilgi alanlarından biri haline geldi. Ekonomide İki Farklı Türkiye yazısına devam et
Yayınlanan son rakamlar işsizlik oranında yavaş da olsa bir azalmanın başladığını gösteriyor. Buna karşın işsizlik seviyesi ne uluslararası derecelendirme kuruluşlarının ne de borsa yorumcularının gündemine giremedi. Hükümet prim desteğinin uzatılması gibi konularda duyarlı davranıyor. Buna karşın Teşvik Paketinin içinde yer alan kamu istihdamının artırılması konusundaki tedbirler, henüz uygulamaya geçmedi.
Bugünlerde borsanın umulmadık ölçüde hareketlenmesi, IMF ile imzalanacak bir anlaşmanın eli kulağında olduğu haberleri ve döviz kurunun seyri, 2010 yılının finansman planları konusunda hesapların yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Bu bakımdan, özellikle Türkiye ekonomisi ile ilgili bazı ezberlerin gözden geçirilmesi için çok uygun bir yıl olabilir 2010.

Kurban derileri kapışılmayınca şüphelenmeliydik. Herhalde eskiden her yıl tekrarlanan ve bir cumhuriyet klasiği haline gelen “kurban derilerinin yasal olarak hangi kurum tarafından toplanabileceği” tartışmaları da olmayınca “bu işin içinde bir bit yeniği var” demedik. Örneğin “250 TL’ye nasıl kurban kesiliyormuş?” diye soranlara “belki bir yıl önceden sözleşme yaparak, fiyat kontratı yapmışlardır” dememeliydik.
Herkes işlerin kesatlığından, dünyanın daha kötüye gittiğinden vesaire yakınıyor. Sizce hayat nasıl gidiyor?
2009 gibi durgunlukla geçen yıllar firmalar ve hanehalkının işlerin azalmasını fırsat bilip şapkayı önüne koyduğu zamanlardır. Bu kez öyle olmadı. İşler durgundu evet, ama nakit verimliliği düşük bir iş temposu da iş dünyasının yakasını bırakmadı. Kaybedilen müşteriler, yatırım gerektirmeyen yeni sektörlere girme isteği, iflas edeceği anlaşılan borçludan son anda alınan bir senet…
Sayın Başbakanımızın önerisine uyarak köşe yazılarımızı kısa tutmaya çalışıyoruz. Hiç yazmayalım diyeceğim ama o da zor. Belki yavaş yavaş alışırız. Ama memleketin huzurunun bizim yazılarımızla bozulduğunu bilseydim vallahi yazmazdım. Sayın Başbakanım, bir de “yarım saatte bir köşe yazısı yazıyorlar” diye buyurmuşsunuz ki, hiç aklıma gelmemişti bundan sonra dakika da tutmam gerekecek. Nacizane bendeniz tam sayfa yazdığıma göre, herhalde istesem de yarım saatte tamamlayamadığım tahmin ediliyordur. Ama, “Bunlar!” yarım saatte huzuru kaçırdığına göre, biraz daha yavaş yazsalar kimbilir neler olur değil mi? Onu da düşünmek lazım.
Her nedense açılım tartışması başladığından bu yana, bilhassa sıra işin ekonomik boyutuna geldiğinde, kimin nasıl hesapladığı belli olmayan bir 300 milyar dolardan bahsediliyor. Böyle bir hesabın yapılmasında, bizim sıklıkla karşı karşıya kaldığımız, “kayıt dışı ekonominin tespit tekniği” kullanılıyor olsa gerek! Biliyorsunuz, Türkiye’de kayıt dışı ekonomi ile ilgili veri sunanlar, “tahmin” kavramı yerine “hesap” kelimesini kullanıyorlar ki ister istemez “mademki hesaplayabilecek kadar hâkimsiniz, öyleyse niye kayıt altına alamıyorsunuz?” sorusu akla geliveriyor!