Kategori arşivi: Hayatın İçinden

Gerçekten ‘Her Şey Dahil’miş Elio Montanari!

Elio’nun vefatını, Sayın Ali Akay’ın yazısını gönderen sinema sektöründen bir dostumdan haber aldım. Ali Akay’ı, sanırım 2012 veya 2013 yılında Elio’yla birlikte Beyoğlu’nda gittiğimiz bir fotoğraf sergisinde görmüştüm. Elio, Akay’la Fransızca konuşmaya başlamış sonra da ‘kusura bakma İngilizceden Fransızcaya geçtik’ demişti. Ben de ‘fark etmez’ deyince memnun olmuştu. Ekledim, ‘Nasıl olsa İngilizce de konuşsan anlamıyorum bu konuları’ demiştim.

Çok gülmüştük.

Gerçekten ‘Her Şey Dahil’miş Elio Montanari! yazısına devam et

Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler

Üç harfli çözümlerin geçmişi 1967’ye dek uzanıyormuş. Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasıyla Türkiye’ye mevduat taşıyanlara kur farkları ödenmiş; Ta ki 1989’a kadar… Asıl çarpıcı olan Turgut Özal’ın o günkü beyanı: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.”

Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyeti, yaklaşık 60 Milyar Dolar olarak hesaplanıyor. Diğerleri…

Bu maliyetler gündeme gelince ister istemez ‘Üç Harfli’lerin Türkiye ekonomisindeki yeri ile ilgili bazı çağrışımlar akla geliyor.

Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler yazısına devam et

Hasat Değil ‘Devr-i Alem’

Zeytinin verim dönemselliği (periyodisite), her bir hasatı önceki ve sonraki ile birlikte bir bütün olarak görmemizi zorunlu kılıyor. Bu açıdan bakıldığında, zeytin ağacının uzun ömrünün bereketini aslında her yıl hem tekil hem de bileşik olarak deneyimlemiş oluyoruz. Tekrar ve bıkmadan/bıktırmadan kutlamanın/kutlanmanın sırrını da bu kendine özgülükte aramak gerek.

Hasatın hasılaya, hasılanın hasılata dönüştüğü süreç de ayrı bir konu.

Günümüz yaşam koşulları hayat standardı göstergelerini değiştirdi. Düne kadar zeytin hasadı, sağladığı gelirden başka, belki de daha da fazla olarak sahip olunan bir gayrimenkulün sosyo-ekonomik servet beyanı özelliğini taşıyordu. Aynı zamanda taşradaki elit dolaşımını her yıl yeniden göstergeleyen, altını çizen bu beyan, ağaçla tüketici arasındaki katma değerin yükselmesiyle önemini yitirdi. Sosyo-ekonomik güç, servet değil gelirle, stok değil akım değişkenle ifade edilir oldu. Hasat sonrası iktisadi zincirin hasılattan sonraki halkasına tüketiciyle buluşmayı temsilen ciro eklendi.

Pandemi sonrasında, deprem riskinin de etkisiyle zeytin üretilen bölgelerin yoğun göç aldığı görülebiliyor. Ayvalık özelinde de gayrimenkul fiyatlarında ve kiralarda ciddi oranda artışlar yaşandı. Yeni göçler büyük oranda Ayvalık çevresine doğru yönelebilecek; Ayvalık’ta ikamete devam etmek isteyen veya henüz göç edecek gruplar zorunlu olarak üst gelir gruplarından oluşacaktır. Gelir dağılımının en üstteki gelir gruplarının lehine geliştiği benzer dönemlerde inovasyon üst başlığında toplayabileceğimiz, yeni ürün, mevcut üründe yenilik veya üretim sürecindeki yeniliklere yönelik talep her zaman artmaktadır. Fiyatlama esnekliği sağlayan bu konunun üzerinde durulması gerekir.

Büyük kentlerden Ayvalık’a kalıcı olarak gelen beyaz yakalılar veya serbest çalışan uzmanlar zeytin ve zeytin türevlerinin üretimi ile yakından ilgileniyorlar. Ayvalık’a sermaye ve insan kaynağı akışı devam ettikçe bölgede zeytin konusunda bir kümelenmenin (clustering) oluşması mümkün olabilir. Kısacası, yukarıda bahsettiğim katma değeri yüksek ürün sürecinin gelişmesi için hem arz hem de talep koşulları uygun görünüyor.     

Daha pek çok hasata, sevgiyle, barışla erişmek dileğiyle…

Kaynak: Hasat değil ‘devr-i alem’, Ağustos 2025 (https://www.zeytinhasadi.org/)

Hasat

Zeytin Hasadı ile ilgili bir yazı kaleme almamı Ayvalıkzade’den Serkan ve Serdar Bey rica etti.

Bir amatör için ilk akla gelen, seçmeci bir literatür değerlendirmesiyle zeytin güzellemelerine bir ilave daha yapmak. Mitolojide zeytinin yeri, semboller, metaforlar, dinler tarihi, zeytinyağı fiyatları, ihracat, markalaşma, zeytinliklerin imara açılması gibi konulardan bahsetmek. Diğeri ise kişisel çağrışımlarda neler olduğunu düşünmek.

İkincisini tercih edeceğim.

Hasat yazısına devam et

Güncel Gelişmeler Işığında Davranışsal İktisattan, Kavranışsal İktisada…

Son yıllarda çok satan kitaplar, dizi ve filmlerde kısacası popüler kültürde psikoloji ve psikiyatri ‘moda’ hâline geldi.

Bilim, gündelik hayata meze yapılan bir kültür endüstrisi ürününe dönüştürülüp kitleselleştikçe, neredeyse bir ‘mistifikasyon’ etkisi yaratıyor. Başka bir bakış açısına göre popülerleşen bilim, ‘mistifikasyon’ ihtiyacını karşılıyor ya da Kafkaesk bir yorumla gündelik hayattaki başa çıkılması güç unsurları açıklayarak ortalama bireye geçici bir bilgelik(!) deneyimi yaşatıyor.

Ekonomide son yirmi-otuz yılda Nobel Ödülü alan iktisatçıların davranışsal ekonomi konusunda çalışıyor olmaları da bu durumla ilişkili olsa gerek.

Davranışsal iktisadın revaç bulmasının bir nedeninin de iktisat teorisinin başlangıçtaki yanlış kabulleri olduğunu düşünüyorum.

‘İnsan rasyonel bir varlıktır’ ya da ‘İnsan ekonomik davranışlarını ihtiyaç ve kaynaklar arasında yaptığı tercihlerle çıkarını maksimize edecek şekilde yapılandırır’ gibi varsayımlar, klasik ekonominin mottosudur. Hâl böyle olunca, klasik iktisat, tümevarım yoluyla devletin ekonomiye müdahalesini, hatta bizzat devleti ‘zorunlu bir fenalık’ olarak gören anlayışları beslemiştir. Güncel Gelişmeler Işığında Davranışsal İktisattan, Kavranışsal İktisada… yazısına devam et

Covid’le sayısı artan yeni bir iktisadi ünite: ‘(T)üretici’

Türkiye’den bahsedersek internet alışverişinin ne kadar hızlı arttığı bir haber değeri bile taşımıyor. Bundan daha önemlisi internet alışverişini tercih edenlerin giderek alışveriş tutarını artırması. Artan alışveriş sayısı ve harcama tutarına ek olarak e-ticarete konu olan mal ve hizmetlerde de doğal olarak bir çeşitlenme gözlemleniyor. Bu çeşitlenme B2B
(şirketten şirkete), B2C(şirketten tüketiciye), C2C (tüketiciden tüketiciye) gibi varyanslarıyla e-ticaret kanalının evrimleşmesine yol açtı (https://www.iyzico.com/blog/b2b-b2c-ve-c2c-nedir-arasindaki-farklar-nelerdir/) Bugün yoruma ihtiyaç duyulan başka bir değişim ise tüketicinin artık tüketim amaçlı ürün icad edip bunu talep etmesi anlamına gelen (t)üretici aşamasına geçiş olmalı. Yani: ‘C2B’

J.Babtiste Say’ın (https://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Baptiste_Say) Mahreçler Kanunu’nu hatırlayalım: ‘Her arz kendi talebini yaratır’ demişti Say.  1929 Bunalımı ile hızlıca rafa kaldırılan bu yaklaşım artıkher talep kendi arzını yaratır’ olarak okunmalı.

Covid’le sayısı artan yeni bir iktisadi ünite: ‘(T)üretici’ yazısına devam et

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri

Dün açıklanan bütçe rakamları beklendiğinden daha iyi. Benzer şekilde işsizlikte de zor bir mesafenin aşılmaya başlanacağı düşünülebilir. Türkiye ekonomisi ile ilgili genel kanı, ekonominin, döviz cinsinden ödemelerde kırılganlık taşıdığı. Bu görüşler ifade edilirken hükümet cephesinden de firmaların döviz borçlanma imkânlarının sınırlanması ile ilgili düzenleme yapılacağı beyanı geldi.

Sorun ekonomi yönetimi tarafından incelendiğine göre artık sağlam bir veri seti oluşacak demektir. Bu kapsamda ödemeler dengesi ve döviz cinsinden borç geri ödemeleri konusunda ayrıntılara göz atmak gerekiyor.

Ödemeler Dengesinin Finansman Kalitesine Dikkat!

Ödemeler dengesinde finansman, tanımı gereği zorunlu bir unsur. Kabaca yurtdışına yapılan döviz cinsinden mal ve hizmet satışları ile alışlar arasındaki farkı temsil eden bir denge, zaten finansmanı sağlanmış bir ekonomik hareketi ifade ediyor. Olmuş-bitmiş bir işin nasıl olduğunun anlaşılması ise özellikle bugünlerde bizi finansman kalitesine götürmeli.

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri yazısına devam et

2017’den Kalan, 2018’de Beklenen

2017 için Türkiye ekonomisinin teknik görünümü ile ilgili detayların birçoğu, 15 gün önce 3. Çeyrek Büyümesi açıklandığında netleşmişti. Bu yazıda 2017’den kalan bakiyenin 2018’in koşullarıyla yoğrulup nasıl bir manzara ortaya koyacağını tahmin etmeye çalışacağız.

Büyüme oranı makroekonomik göstergeler içinde, eldeki tek güvence denilebilir. Gelecekle ilgili beklentilerin özetlendiği göstergeler Merkez Bankası tarafından açıklanan ‘Reel Kesim Güven Endeksi’nin ayrıntılarında da yer buluyor. Görüldüğü üzere reel sektörün iktisadi yöneliminde çelişik öngörüler mevcut. Güven endeksi mevsimsellikten arındırıldığında, Eylül sonuna kadar devam eden vergi indiriminin sona erdiği, döviz kurunun, akaryakıt fiyatlarının maliyetleri etkilediği, jeopolitik sorunların öne çıktığı yılın son aylarının, Temmuz-Ağustos-Eylül (3. Çeyrek) performansının gerisinde kalacağı görülüyor. 2017’yi %7 – %7,5 aralığında kapatabiliriz.

2017’den Kalan, 2018’de Beklenen yazısına devam et

Pax-Americana’nın Sonu

“Daha fazla sırtımızda taşımaya değer mi?”

Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: Kudüs‘ün Başkent olarak kabulü tartışması, etkisini yitirdiği iyiden iyiye belli olan Pax Americana‘nın artık tümüyle son bulduğunun bizzat ABD tarafından ikrar edilmesidir.

Askeri-endüstriyel bir kompleks olan devletine ve dış güvenlik bürokrasisine kendini kabul ettirmek zorunda bir ABD Başkanı olarak Trumpın elinde iki koz var:

İlki Kuzey Kore ile savaşmak. İkincisi, Ortadoğu‘da İsrailFilistin çatışması üzerinden radikal bir çıkış yapmak. 

Trump‘ın, Kuzey Kore ile olası bir savaşta nükleer başlıklı füze kullanımı ihtimali güçlü olduğundan, ABD topraklarına yönelik bir risk almaktansa ikinci yolu tercih etmek için zemin arayacağını tahmin etmek daha makul. 

Bu konuya devam edeceğiz. 

Habil’le Kabil’den Beri Değişmeyen Senaryo ya da Bir Provokasyonun Düşündürdükleri

Provokatörler 6-7 Eylül‘ün yıldönümünü pas geçtiler ama 12 Eylül‘ün yıldönümüne yetiştiler! Aysel Tuğluk‘un annesinin cenazesindeki olaylardan ve sonrasında yaşananlardan bahsediyorum. Diriler yetmedi mezardakilere dahi nefret kusan söz konusu patolojik seviyesizliği, küçük farklarla kardeşi Habil‘i öldüren Kabil‘le benzer düzeyde görebilir miyiz, diye soruyorum kendime.

Ama durun, daha da ötesi var.

Bekledim ki birileri hatırlatsın, belki ben göremedim. 1955 yılındaki 6-7 Eylül olaylarında Şişli ve Balıklı’daki Rum-Ortodoks mezarlıklarına da zarar verilmişti. Buralarda mezar taşlarının parçalanmasıyla yetinilmemiş, mezarlardan çıkarılan kemikler de kırılmış ya da yakılmıştı. Hatta bir olayda, yakın zamanda ölmüş bir kişinin bedeni mezardan çıkarılarak bıçaklanmıştı.*

Demek ki provokatörlerin mezarlıklara, kabristandaki olayların yaratabileceği hassasiyete karşı kadim bir ilgisi ve bilgisi var! Habil’le Kabil’den Beri Değişmeyen Senaryo ya da Bir Provokasyonun Düşündürdükleri yazısına devam et