Üç harfli çözümlerin geçmişi 1967’ye dek uzanıyormuş. Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasıyla Türkiye’ye mevduat taşıyanlara kur farkları ödenmiş; Ta ki 1989’a kadar… Asıl çarpıcı olan Turgut Özal’ın o günkü beyanı: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.”

Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyeti, yaklaşık 60 Milyar Dolar olarak hesaplanıyor. Diğerleri…
Bu maliyetler gündeme gelince ister istemez ‘Üç Harfli’lerin Türkiye ekonomisindeki yeri ile ilgili bazı çağrışımlar akla geliyor.
Modern ekonominin strüktürel yapısında ne denli önem taşıdıklarını alt alta yazınca, üç harflilerin durumunu daha çarpıcı biçimde gözlemliyoruz.
IMF (Uluslararası Para Fonu) zaten birinci sırada. FED (ABD Merkez Bankası) de ikinciliği kimselere kaptıracağa benzemiyor. CEO’lar (İcra Kurulu Başkanı), CFO’lar (Finans Grubu Başkanı) havada uçuşuyor. CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi), SAP (İşletme Kaynak Planlaması Yazılımı) her gün duyduğumuz uygulamalar.
Şirketler âlemindeki kurumsallaşmanın alamet-i farikası bu tür kısaltmalar oldu zaten. B2B (Şirketler arası Pazarlama) favori. HGO (Hedef Gerçekleştirme Oranı) plase. SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) daha az göze çarpmakla birlikte BoJ (Japonya Merkez Bankası) yine sık gündeme geliyor. Kamu İhale Kurumu (KİK), kısaltması az bilinen kurumlardan. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) ekonomiyle ilgili bir üç harfli daha dedirtiyor. Gelir İdaresi Başkanlığını (GİB) unutmayalım. O da ekonominin ana unsurlarından biri haline geldi.
Üç Harfiler’in evrimine göz attığımızda 1990’lar ve öncesinde baskın olan KİT’ler, yerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına (ÖİB) bırakmış görünüyor. Para Politikası Kurulu (PPK) ekonomiyle yakından ilgilenenlere hitap eden önemli bir kurula dönüştü. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile Uluslararası Ödemeler Bankası (BİS) az bilinen ama önemli kurumlar oldu. Avrupa Merkez Bankası (ECB) dünya ekonomisine yön veren otoritelerden biri olmaya devam ediyor. Keza, İngiltere Merkez Bankası (BoE) önemli bir referans noktası. Uzun yıllardır ülke risk primi olarak adlandırılan (CDS) ödediğimiz faiz giderlerinin kerterizini oluşturuyor.

Üç Harfliler Sıktıysa Dört Harfli Verelim
Bugünlerin Türkiye’si söz konusu olduğunda Üç Harfliler’den Dört Harflilere geçiş alametleri belirginleşiyor. Mesela TCMB’yi Dört Harflilerin ilk sırasına yazabiliriz. EFT sistemi Türkiye’nin ödeme tansiyonuna yetişemedi, FAST imdada yetişti. LIBOR (Londra para piyasalarındaki bankalar arası borç verme faiz oranı) ve SWAP (Takas) zor günlerimize yarenlik etti.
Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) yerini TÜİK’e bıraktı. DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) tasfiye oldu yerini OVP (Orta Vadeli Program) doldurdu. BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu), RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu), EPDK (Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu) gibi düzenleyici ve denetleyici kurumlar revaçta. TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) ise artık bir Holding düzeyinde faaliyet gösteriyor. TSKB’yi (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası) de unutmayalım. TAPDK (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu) ile 5 harfliliğe adım atan düzenleyicilik-denetleyicilik vasfı yine son zamanlarda önemli bir birim haline gelen CİMER’le (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) perçinlendi.
“Ekonomide merkeziyetçilik arttıkça kısaltmalardaki harf sayısı artıyor” diyebilir miyiz acaba?
Gittikçe uzayan(!) kısaltmalar arasında Türkiye ekonomisinin durumunu en iyi ölçeni FAVÖK (faiz, vergi, amortisman öncesi kâr) olabilir. Uluslararası arenada EBITDA olarak bilinen bu kavram, özel sektörün, uygulanabilse, hanehalkının durumunu en iyi ölçen kısaltmalardan biri hâline geldi. Zira henüz ölçülebilecek bir FAVÖK’ünüz varsa, iyilerdensiniz demektir.
Bugünün Türkiye ekonomisinde kamu kesimi haricindeki bir iktisadi ünitede FAVÖK> 0 ise ‘gemiyi henüz yüzdürebiliyorsunuz’, ‘attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değiyor’ demektir.