Kategori arşivi: Makro Ekonomi

Hayy’dan gelip Hu’ya Giden Bir Birikim Modeli Olarak Rant Benzeri (Quasi-Rent)

Dünya’da ve Türkiye’deki değişimin niteliği tartışılırken ekonomik etkinliğin büyüklüğü birincil ölçü olagelmiş. Buna karşın katma değerin hangi faktör gelirleri (ücret, faiz, kar, rant) arasında nasıl dağıldığı yeterince göz önüne alınıyor mu, ondan emin değilim.

Dünya ekonomisinin başat aktörleri teknolojik yeniliklerle büyüyor. Sanayi toplumunu doğuran yığın üretimin ortaya çıkardığı hukuk sistemi, idari yapı, toplumsal referans değerleri ise yerli yerinde duruyor. Durmaya çalışıyor desek daha isabetli olur.

Üretim faktörlerinin arzına bağlı olarak, kıtlığıyla sınırlı bir iktisadi yapı, modern toplumu sınırlamakla, hakların ve yükümlülüklerin dengeli olduğu çift yönlü muhasebe sistemiyle kendini açıklıyor ve savunuyordu. Bilgi toplumu, bir eşik atlama olarak görünse de arkaik kıtlık referansına hizmet etti. Şimdilerde gelişen bilgi işlem uygulamaları, silah sistemleri, kentleşme dinamikleri, yeni ve asimetrik bir dengeyi/dengesizliği geçerli kılıyor.

ABD-İran savaşında ortaya çıkan asimetri ile bir bilgisayar işletim sisteminin patent sahibi, savunma sanayinde farklı bir yaklaşımla üretilen silah sistemleri, imar revizyonlarıyla ortaya çıkan rant ötesi fonlar birbirlerinden bağımsız konular değil aslında.

Öyleyse…

Hayy’dan gelip Hu’ya Giden Bir Birikim Modeli Olarak Rant Benzeri (Quasi-Rent) yazısına devam et

Üçüncü Şehrin Hikâyesi: 2026’yı Anlamak

Bugünlerde Dünyada olup bitenleri takip ederken, iki romanın (İki Şehrin Hikâyesi ve Sardalye Sokağı) giriş cümleleri aklıma geliyor. Cümlelerin ortak özellikleri, ‘bakış açılarına göre karşıtlıkların bir araya geldiği bir Dünya tasavvuruna sahip olmaları’ denilebilir. Yine ‘diyaloji’ yani olguların önceki kullanımlarla ilişki içerisinde olması… Modernizmin müthiş imkânı ve tuzağı ya da karşıtlıklarla açıklanan bir Dünya tahayyülü de diyebiliriz.

Charles Dickens’ın romanı “İki Şehrin Hikâyesi” kaleme alındığı 1859 yılında, anlattığı olay örgüsünün üzerinden 70 yıl geçmişti. Ama aynı yıl Süveyş Kanalı için kazı başlamış, ilk petrol kuyusu ABD’de açılmıştı. Darwin’in meşhur ‘Türlerin Kökeni’ de aynı yıl yayınlandı. Hatta Güneş Patlaması sonucu kısa bir süre Dünya alışılmadık şekilde aydınlanmıştı. Dünya’da ‘bir şeyler oluyor’ ama tam anlamıyla tarif edilemiyordu. Görünen o ki asıl mesele 1857 yılında Amerika’daki ‘panik’ adı verilen ekonomik krizdi. Krizi elbette bir savaş ama ‘iç savaş’ izledi. İç savaş hem yeni bir büyük sorun hem de krizin çözümü olmuştu.

Üçüncü Şehrin Hikâyesi: 2026’yı Anlamak yazısına devam et

Grönland İçin Bir Referans Daha: İbn-i Battuta

Son zamanlarda Grönland’a, hemen her gün bir ülke asker ve silah sevk ediyor. Bazı ülkeler dışında, NATO bile ABD’nin son işgalci girişimini etkisizleştirmek için sembolik girişimlerde bulunuyor.

Konunun tarafları, ABD’den gelen tepkiye göre teşebbüslerini artırıp azaltıyorsa da Avrupa ülkelerinin Grönland’a gönderdiği asker sayısı, yalnızca 37 (otuz yedi!). Hatta, Trump’ın Grönland politikasına köstek olan ülkelere ek vergi uygulama tehdidi üzerine, Almanya geri adım atarak gönderdiği 15 (on beş!) askerini de geri çekme kararı aldı.

Grönland İçin Bir Referans Daha: İbn-i Battuta yazısına devam et

Türk Ekonomisinin Tasarruf Açığını Yönetmesi İçin Yeni Yöntemlere İhtiyacı Var

Yeni çağın, stratejik hammaddelere sahiplik ve enerji odaklı olacağı anlaşılıyor.

Türk Cumhuriyetleri Asya’nın Ortadoğu’su sayılabilecek Kafkaslardaki sorunlardan şimdilik muaf kaldı. Bu bölgede Azerbaycan’ın izlediği dengeli politika, en azından güvenlik bağlamında başarılı oldu.

Tüketim kültürü yeterince küreselleştiğine göre gelişmekte olan ülkelerin para ve sermaye akımlarında istikrarı sağlaması, artık bir savunma ve güvenlik konusu hâline gelmiş demektir. Ancak, Türkiye’ye göre daha merkezi otoritelerle yönetilen ülkelerin kendi iç piyasalarında toplumun geneline hitap eden tasarruf enstrümanlarını yaygınlaştırmaları kolay olmayacaktır.

Türk Ekonomisinin Tasarruf Açığını Yönetmesi İçin Yeni Yöntemlere İhtiyacı Var yazısına devam et

Cumhuriyet ve Ekonomi ya da Cumhuriyet’in Ekonomisi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla aklıma farklı bir soru geldi. ‘Cumhuriyet ekonomik bir yönetim biçimi midir?’

Amaç, kıt kaynakların ihtiyaçlara doğru tahsisini sağlamaksa ‘evet’. Çünkü demokratik bir cumhuriyette karar vericiler, tüketim mal ve hizmetleri yanında siyasal ürün ve hizmetleri de talep ederler.

Çok partili demokraside siyasal partiler ‘marka’, programlar ‘ürün açıklaması’ ya da ‘muhteviyat’ olarak kabul edildiğinde icraatı da ‘ürün’ olarak görmek mümkündür. Serbest rekabet altında ürününü piyasaya (seçim) sunan siyasal partiler, aldıkları oy (buna da ön sipariş diyelim) kadar yönetim hakkı elde ederler.

Cumhuriyet ve Ekonomi ya da Cumhuriyet’in Ekonomisi yazısına devam et

Ekonomide İklim Değişikliği

Sıcaklık rekorları kırılıyor. Uzunca bir süredir devam edegeldiği anlaşılan ısı artışı yapısallaştığı için artık salt meteorolojik bir olay olmaktan çıktığını artık herkes kabul etmek zorunda. Nitekim kentleşmeden sanayileşme biçimlerine, tüketim kalıplarına kadar her alanı etkilediğini görüyoruz.

İklim değişikliğinin yakın tarihteki seyrinin 1970’lı yıllardan başlaması, ekonomi bakımından özellikle enteresan. Ekonomideki konjonktürel etkileri güneş lekeleriyle ilişkilendiren bir teori vardı. Zira, bildiğimiz ‘konjonktürel dalgalanmalar’ bakış açısı bu durumda yetersiz kalıyor.. Başka bir açıklama da, ‘Kondritief Dalgalar’ adı verilen yapısal değişiklikleri kavramlaştıran ilginç bir teori idi.

Isınan havanın ekonomik atmosferle ilişkilendirilmesi mümkün görünüyor. Sanayi Devrimi’nin doğayı kullanım şekli, doğal kaynakları teknik terimle söylersek ‘serbest mal’ ya da halk deyimiyle ‘bedava girdi’ algısı üzerine bina etmişti.. Sadece sanayi değil tarım üretimi de doğal kaynaklar konusunda son derece acımasız bir kullanım şekli geliştirdi. Bugünkü haliyle özellikle su kaynakları üzerinde kalıcı sorunlara sebep olan vahşi sulamanın etkileri malum…

Ekonomide İklim Değişikliği yazısına devam et

Bu İşin Bir Adını Koyalım

Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte  iyiden iyiye belli olan ‘değişim’ rüzgarlarını kavramlaştırmak, halk arasındaki tabirle adını koymak farz oldu.
Basında en çok yer alan hâliyle ‘liberal demokrasinin çöküşü’, ‘faşizmin yükselişi’ gibi denemeler, olup biteni doğru olsa da tek bir pencereden bakarak adlandırmış oluyor. Yönetim şekli açısından belki doğru olan bu tarifler, sosyolojik ve teknolojik değişimleri tam anlamıyla içeriyor diyemiyoruz.
Bu bakımdan ben de çeşitli pencerelerden, aklıma gelen kavramları serbest bir şekilde sıralamak istiyorum.

Bu İşin Bir Adını Koyalım yazısına devam et

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor

16. ve 18. yüzyıllar arasında Dünya’yı saran merkantilist fırtına, Trump’ın gümrük vergilerini artırmasıyla canlanmaya yüz tutuyor. AB ve Çin, Trump’ın açıklamalarını izleyen günlerde ABD’nin gümrük duvarlarına paralel uygulama planlarını deklare ettiler.

 

Elbette her ülkenin bu ve benzeri politikalara karşı verdiği tepki farklı dozlarda olacaktır.

Tarihe göz attığımızda, bir zamanların yayılmacı gücü İspanya’da, dışarıdan getirdiği değerli madenler nedeniyle ciddi bir enflasyon yaşandığı ama mesela Avrupa’nın bir bölümünde de gümrük kontrolü ve kamu maliyesinin güçlenmesi temelli Kameralist* tepkilerle karşılaşıldığını görebiliyoruz.

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor yazısına devam et

Savunma Sanayinde Kavramsal Dönüşüm

Türkiye’de iç tedarik oranının artırılması ile başlayan yolculuk, tam üretime doğru evrildi. Bugün Türk Savunma Sanayi’nde ihracat, kümelenme, yeni ürün konsepti konuşuluyor. Ekonomik koşullar, bölgedeki gelişmeler ve genişleyen ürün gamının kesişim kümesinde yeni bir kavrama ihtiyaç var.

Türkiye’nin ekonomik şartları için ihracata dayalı büyüme hâlâ en güçlü seçenek. Dış açık ve döviz ihtiyacı farklı seviyelerde hep gündemde olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

Yıkılan Ortadoğu’nun yeniden inşası ve buradaki milletlerin “gerçek” birer devlet sahibi yapılması gerekiyor. İnşaat konusundaki birikiminin yanı sıra Türk ordusunun dış tecrübeleri, Ortadoğu halklarını devletli milletler hâline getirme çabasının tam ortasında duruyor. Orduları yeniden kurulan, terör örgütleriyle mücadele etmek zorunda kalan toplumlar, asimetrik savaş konusunda Türkiye’nin engin tecrübesinden yararlanabilir.

Bölge ihtiyaçlarına uyumlu üretim yapısı, savunma sanayi ürünlerinin konsepti itibariyle de Türkiye’nin rolünü baskın hâle getirebilir.

Savunma Sanayinde Kavramsal Dönüşüm yazısına devam et