Hamlet’in Yeni Bir Edisyonu Olarak Grönland Krizi

Hamlet (The Tragical History of Hamlet, Prince of Denmark) Shakespeare’in uzun bir oyunu. Türkçeye çevirenler arasında, mesela Halide Edip Adıvar oyunu ‘Hamlet’ adıyla değil ‘Hamlet: Danimarka Prensi’ olarak uyarlamış/çevirmiş ki doğru yaptığı anlaşılıyor.

Malum bugünlerde gündem Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bir bölge olan Grönland.

Trump’ın ‘satın almak veya işgal etmek; işte bütün mesele bu’ şeklinde özetlenebilecek Grönland ‘politikası!’, Hamlet’teki yerine oturtulduğunda, oyundaki Norveç Prensi Fortinbras’a tekabül ediyor. Maalesef oyunun sonunda Prens Hamlet, Fortinbras’ı veliaht ilan ediyor. Bir bakıma Danimarka’yı kendi elleriyle Norveç Krallığı’na veriyor. Hamlet’in Yeni Bir Edisyonu Olarak Grönland Krizi yazısına devam et

Gerçekten ‘Her Şey Dahil’miş Elio Montanari!

Elio’nun vefatını, Sayın Ali Akay’ın yazısını gönderen sinema sektöründen bir dostumdan haber aldım. Ali Akay’ı, sanırım 2012 veya 2013 yılında Elio’yla birlikte Beyoğlu’nda gittiğimiz bir fotoğraf sergisinde görmüştüm. Elio, Akay’la Fransızca konuşmaya başlamış sonra da ‘kusura bakma İngilizceden Fransızcaya geçtik’ demişti. Ben de ‘fark etmez’ deyince memnun olmuştu. Ekledim, ‘Nasıl olsa İngilizce de konuşsan anlamıyorum bu konuları’ demiştim.

Çok gülmüştük.

Gerçekten ‘Her Şey Dahil’miş Elio Montanari! yazısına devam et

Yeni Bir Türk Askeri Ekosferinin Gereklilikleri

Bu konu birkaç yıl önce para-motorla sınırı geçtiği iddia edilen teröristlerin Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nın önünde durdurulması ile gündeme gelmişti. İsrail’in saldırılarına başlangıç olarak gösterilen Hamas harekâtları da para-motorlarla yapılmıştı.

Elmadağ’da düşürülen İHA’dan sonra, bu konuyu yeniden gözden geçirmekte yarar var.

Sorun sadece Türkiye’nin hava savunma sistemi değil. Elmadağ’a kadar ulaşıp düşürülen İHA’nın, Türkiye’nin savunma iklimine dair bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulan bir döneme rastladığı anlaşılıyor.

Yeni Bir Türk Askeri Ekosferinin Gereklilikleri yazısına devam et

Türk Ekonomisinin Tasarruf Açığını Yönetmesi İçin Yeni Yöntemlere İhtiyacı Var

Yeni çağın, stratejik hammaddelere sahiplik ve enerji odaklı olacağı anlaşılıyor.

Türk Cumhuriyetleri Asya’nın Ortadoğu’su sayılabilecek Kafkaslardaki sorunlardan şimdilik muaf kaldı. Bu bölgede Azerbaycan’ın izlediği dengeli politika, en azından güvenlik bağlamında başarılı oldu.

Tüketim kültürü yeterince küreselleştiğine göre gelişmekte olan ülkelerin para ve sermaye akımlarında istikrarı sağlaması, artık bir savunma ve güvenlik konusu hâline gelmiş demektir. Ancak, Türkiye’ye göre daha merkezi otoritelerle yönetilen ülkelerin kendi iç piyasalarında toplumun geneline hitap eden tasarruf enstrümanlarını yaygınlaştırmaları kolay olmayacaktır.

Türk Ekonomisinin Tasarruf Açığını Yönetmesi İçin Yeni Yöntemlere İhtiyacı Var yazısına devam et

Tek Kişilik Haneler (TKH) ya da ‘Yedi derviş bir posta oturur, iki padişah Dünya’ya sığmaz”

TÜİK Türkiye’de tek kişilik hanelerin (TKH) katlanarak arttığını açıkladığında şaşırmadım. Ama hem Dünya’da hem Türkiye’de hızlı bir artış olması, birkaç tespit ve tedbir hakkında düşünmeye sevk etti…

Tek kişilik hane deyince benim ilk aklıma gelen, Rus romanlarındaki kiralık oda sahipleridir: Küçük odalarda hatta odalardan bölünerek elde edilen hücrelerde yokluk, yalnızlık, komşu odalarla kurulan dostluklar vs.

Hatırı sayılır roman ve hikâyede yalnız yaşayan, hayata ve kendine inancı kalmamış ama bir o kadar da genç kahramanlarla tanışırız. Bir noktada nihilizme dönüşen söz konusu yaşam tarzı, platonik aşkları, vesveseleri, sağlık koşullarını yok saymayı, akrabalarla ilişkisizliği ele alır. Kurulan dostluklara, aşklara abanıldığı için zaten uzun bir yalnızlıktan dolayı duyarlı hâle gelen birey, o ilişkiyi de sürdüremez.

Tek Kişilik Haneler (TKH) ya da ‘Yedi derviş bir posta oturur, iki padişah Dünya’ya sığmaz” yazısına devam et

Cumhuriyet ve Ekonomi ya da Cumhuriyet’in Ekonomisi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla aklıma farklı bir soru geldi. ‘Cumhuriyet ekonomik bir yönetim biçimi midir?’

Amaç, kıt kaynakların ihtiyaçlara doğru tahsisini sağlamaksa ‘evet’. Çünkü demokratik bir cumhuriyette karar vericiler, tüketim mal ve hizmetleri yanında siyasal ürün ve hizmetleri de talep ederler.

Çok partili demokraside siyasal partiler ‘marka’, programlar ‘ürün açıklaması’ ya da ‘muhteviyat’ olarak kabul edildiğinde icraatı da ‘ürün’ olarak görmek mümkündür. Serbest rekabet altında ürününü piyasaya (seçim) sunan siyasal partiler, aldıkları oy (buna da ön sipariş diyelim) kadar yönetim hakkı elde ederler.

Cumhuriyet ve Ekonomi ya da Cumhuriyet’in Ekonomisi yazısına devam et

Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler

Üç harfli çözümlerin geçmişi 1967’ye dek uzanıyormuş. Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasıyla Türkiye’ye mevduat taşıyanlara kur farkları ödenmiş; Ta ki 1989’a kadar… Asıl çarpıcı olan Turgut Özal’ın o günkü beyanı: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.”

Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyeti, yaklaşık 60 Milyar Dolar olarak hesaplanıyor. Diğerleri…

Bu maliyetler gündeme gelince ister istemez ‘Üç Harfli’lerin Türkiye ekonomisindeki yeri ile ilgili bazı çağrışımlar akla geliyor.

Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler yazısına devam et

Hasat Değil ‘Devr-i Alem’

Zeytinin verim dönemselliği (periyodisite), her bir hasatı önceki ve sonraki ile birlikte bir bütün olarak görmemizi zorunlu kılıyor. Bu açıdan bakıldığında, zeytin ağacının uzun ömrünün bereketini aslında her yıl hem tekil hem de bileşik olarak deneyimlemiş oluyoruz. Tekrar ve bıkmadan/bıktırmadan kutlamanın/kutlanmanın sırrını da bu kendine özgülükte aramak gerek.

Hasatın hasılaya, hasılanın hasılata dönüştüğü süreç de ayrı bir konu.

Günümüz yaşam koşulları hayat standardı göstergelerini değiştirdi. Düne kadar zeytin hasadı, sağladığı gelirden başka, belki de daha da fazla olarak sahip olunan bir gayrimenkulün sosyo-ekonomik servet beyanı özelliğini taşıyordu. Aynı zamanda taşradaki elit dolaşımını her yıl yeniden göstergeleyen, altını çizen bu beyan, ağaçla tüketici arasındaki katma değerin yükselmesiyle önemini yitirdi. Sosyo-ekonomik güç, servet değil gelirle, stok değil akım değişkenle ifade edilir oldu. Hasat sonrası iktisadi zincirin hasılattan sonraki halkasına tüketiciyle buluşmayı temsilen ciro eklendi.

Pandemi sonrasında, deprem riskinin de etkisiyle zeytin üretilen bölgelerin yoğun göç aldığı görülebiliyor. Ayvalık özelinde de gayrimenkul fiyatlarında ve kiralarda ciddi oranda artışlar yaşandı. Yeni göçler büyük oranda Ayvalık çevresine doğru yönelebilecek; Ayvalık’ta ikamete devam etmek isteyen veya henüz göç edecek gruplar zorunlu olarak üst gelir gruplarından oluşacaktır. Gelir dağılımının en üstteki gelir gruplarının lehine geliştiği benzer dönemlerde inovasyon üst başlığında toplayabileceğimiz, yeni ürün, mevcut üründe yenilik veya üretim sürecindeki yeniliklere yönelik talep her zaman artmaktadır. Fiyatlama esnekliği sağlayan bu konunun üzerinde durulması gerekir.

Büyük kentlerden Ayvalık’a kalıcı olarak gelen beyaz yakalılar veya serbest çalışan uzmanlar zeytin ve zeytin türevlerinin üretimi ile yakından ilgileniyorlar. Ayvalık’a sermaye ve insan kaynağı akışı devam ettikçe bölgede zeytin konusunda bir kümelenmenin (clustering) oluşması mümkün olabilir. Kısacası, yukarıda bahsettiğim katma değeri yüksek ürün sürecinin gelişmesi için hem arz hem de talep koşulları uygun görünüyor.     

Daha pek çok hasata, sevgiyle, barışla erişmek dileğiyle…

Kaynak: Hasat değil ‘devr-i alem’, Ağustos 2025 (https://www.zeytinhasadi.org/)