Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler

Üç harfli çözümlerin geçmişi 1967’ye dek uzanıyormuş. Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) uygulamasıyla Türkiye’ye mevduat taşıyanlara kur farkları ödenmiş; Ta ki 1989’a kadar… Asıl çarpıcı olan Turgut Özal’ın o günkü beyanı: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz.”

Kur Korumalı Mevduatın (KKM) maliyeti, yaklaşık 60 Milyar Dolar olarak hesaplanıyor. Diğerleri…

Bu maliyetler gündeme gelince ister istemez ‘Üç Harfli’lerin Türkiye ekonomisindeki yeri ile ilgili bazı çağrışımlar akla geliyor.

Kur Korumalı Mevduat (KKM) veya diğer Üç Harfliler yazısına devam et

Hasat Değil ‘Devr-i Alem’

Zeytinin verim dönemselliği (periyodisite), her bir hasatı önceki ve sonraki ile birlikte bir bütün olarak görmemizi zorunlu kılıyor. Bu açıdan bakıldığında, zeytin ağacının uzun ömrünün bereketini aslında her yıl hem tekil hem de bileşik olarak deneyimlemiş oluyoruz. Tekrar ve bıkmadan/bıktırmadan kutlamanın/kutlanmanın sırrını da bu kendine özgülükte aramak gerek.

Hasatın hasılaya, hasılanın hasılata dönüştüğü süreç de ayrı bir konu.

Günümüz yaşam koşulları hayat standardı göstergelerini değiştirdi. Düne kadar zeytin hasadı, sağladığı gelirden başka, belki de daha da fazla olarak sahip olunan bir gayrimenkulün sosyo-ekonomik servet beyanı özelliğini taşıyordu. Aynı zamanda taşradaki elit dolaşımını her yıl yeniden göstergeleyen, altını çizen bu beyan, ağaçla tüketici arasındaki katma değerin yükselmesiyle önemini yitirdi. Sosyo-ekonomik güç, servet değil gelirle, stok değil akım değişkenle ifade edilir oldu. Hasat sonrası iktisadi zincirin hasılattan sonraki halkasına tüketiciyle buluşmayı temsilen ciro eklendi.

Pandemi sonrasında, deprem riskinin de etkisiyle zeytin üretilen bölgelerin yoğun göç aldığı görülebiliyor. Ayvalık özelinde de gayrimenkul fiyatlarında ve kiralarda ciddi oranda artışlar yaşandı. Yeni göçler büyük oranda Ayvalık çevresine doğru yönelebilecek; Ayvalık’ta ikamete devam etmek isteyen veya henüz göç edecek gruplar zorunlu olarak üst gelir gruplarından oluşacaktır. Gelir dağılımının en üstteki gelir gruplarının lehine geliştiği benzer dönemlerde inovasyon üst başlığında toplayabileceğimiz, yeni ürün, mevcut üründe yenilik veya üretim sürecindeki yeniliklere yönelik talep her zaman artmaktadır. Fiyatlama esnekliği sağlayan bu konunun üzerinde durulması gerekir.

Büyük kentlerden Ayvalık’a kalıcı olarak gelen beyaz yakalılar veya serbest çalışan uzmanlar zeytin ve zeytin türevlerinin üretimi ile yakından ilgileniyorlar. Ayvalık’a sermaye ve insan kaynağı akışı devam ettikçe bölgede zeytin konusunda bir kümelenmenin (clustering) oluşması mümkün olabilir. Kısacası, yukarıda bahsettiğim katma değeri yüksek ürün sürecinin gelişmesi için hem arz hem de talep koşulları uygun görünüyor.     

Daha pek çok hasata, sevgiyle, barışla erişmek dileğiyle…

Kaynak: Hasat değil ‘devr-i alem’, Ağustos 2025 (https://www.zeytinhasadi.org/)

Ekonomide İklim Değişikliği

Sıcaklık rekorları kırılıyor. Uzunca bir süredir devam edegeldiği anlaşılan ısı artışı yapısallaştığı için artık salt meteorolojik bir olay olmaktan çıktığını artık herkes kabul etmek zorunda. Nitekim kentleşmeden sanayileşme biçimlerine, tüketim kalıplarına kadar her alanı etkilediğini görüyoruz.

İklim değişikliğinin yakın tarihteki seyrinin 1970’lı yıllardan başlaması, ekonomi bakımından özellikle enteresan. Ekonomideki konjonktürel etkileri güneş lekeleriyle ilişkilendiren bir teori vardı. Zira, bildiğimiz ‘konjonktürel dalgalanmalar’ bakış açısı bu durumda yetersiz kalıyor.. Başka bir açıklama da, ‘Kondritief Dalgalar’ adı verilen yapısal değişiklikleri kavramlaştıran ilginç bir teori idi.

Isınan havanın ekonomik atmosferle ilişkilendirilmesi mümkün görünüyor. Sanayi Devrimi’nin doğayı kullanım şekli, doğal kaynakları teknik terimle söylersek ‘serbest mal’ ya da halk deyimiyle ‘bedava girdi’ algısı üzerine bina etmişti.. Sadece sanayi değil tarım üretimi de doğal kaynaklar konusunda son derece acımasız bir kullanım şekli geliştirdi. Bugünkü haliyle özellikle su kaynakları üzerinde kalıcı sorunlara sebep olan vahşi sulamanın etkileri malum…

Ekonomide İklim Değişikliği yazısına devam et

Yerel Yönetimlerde Olası Gelişmeler

Belediyelere düzenlenen operasyonların kesişim kümesinde ‘mali suçlar’ ve ‘terör örgütü ile ilişki kurulması’ yer alıyor. Hatta kayyım atanan belediyelerde terör örgütüne maddi çıkar sağlama vurgusu yapıldığı için ikinci başlığı da ‘mali suçlar’ kapsamında değerlendirebiliriz.
İddianameler ortaya çıktıkça mali vurgunun daha da artacağını düşünüyorum.
Operasyonların ve yargılamaların ardından kamuoyunda henüz gün yüzüne çıkmamış bir izlenim oluşacağını düşündüğüm için öncesinde bazı olası gelişmeleri not düşme gereği duyuyorum.

Yerel Yönetimlerde Olası Gelişmeler yazısına devam et

Bu İşin Bir Adını Koyalım

Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte  iyiden iyiye belli olan ‘değişim’ rüzgarlarını kavramlaştırmak, halk arasındaki tabirle adını koymak farz oldu.
Basında en çok yer alan hâliyle ‘liberal demokrasinin çöküşü’, ‘faşizmin yükselişi’ gibi denemeler, olup biteni doğru olsa da tek bir pencereden bakarak adlandırmış oluyor. Yönetim şekli açısından belki doğru olan bu tarifler, sosyolojik ve teknolojik değişimleri tam anlamıyla içeriyor diyemiyoruz.
Bu bakımdan ben de çeşitli pencerelerden, aklıma gelen kavramları serbest bir şekilde sıralamak istiyorum.

Bu İşin Bir Adını Koyalım yazısına devam et

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor

16. ve 18. yüzyıllar arasında Dünya’yı saran merkantilist fırtına, Trump’ın gümrük vergilerini artırmasıyla canlanmaya yüz tutuyor. AB ve Çin, Trump’ın açıklamalarını izleyen günlerde ABD’nin gümrük duvarlarına paralel uygulama planlarını deklare ettiler.

 

Elbette her ülkenin bu ve benzeri politikalara karşı verdiği tepki farklı dozlarda olacaktır.

Tarihe göz attığımızda, bir zamanların yayılmacı gücü İspanya’da, dışarıdan getirdiği değerli madenler nedeniyle ciddi bir enflasyon yaşandığı ama mesela Avrupa’nın bir bölümünde de gümrük kontrolü ve kamu maliyesinin güçlenmesi temelli Kameralist* tepkilerle karşılaşıldığını görebiliyoruz.

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor yazısına devam et

Hasat

Zeytin Hasadı ile ilgili bir yazı kaleme almamı Ayvalıkzade’den Serkan ve Serdar Bey rica etti.

Bir amatör için ilk akla gelen, seçmeci bir literatür değerlendirmesiyle zeytin güzellemelerine bir ilave daha yapmak. Mitolojide zeytinin yeri, semboller, metaforlar, dinler tarihi, zeytinyağı fiyatları, ihracat, markalaşma, zeytinliklerin imara açılması gibi konulardan bahsetmek. Diğeri ise kişisel çağrışımlarda neler olduğunu düşünmek.

İkincisini tercih edeceğim.

Hasat yazısına devam et

Savunma Sanayinde Kavramsal Dönüşüm

Türkiye’de iç tedarik oranının artırılması ile başlayan yolculuk, tam üretime doğru evrildi. Bugün Türk Savunma Sanayi’nde ihracat, kümelenme, yeni ürün konsepti konuşuluyor. Ekonomik koşullar, bölgedeki gelişmeler ve genişleyen ürün gamının kesişim kümesinde yeni bir kavrama ihtiyaç var.

Türkiye’nin ekonomik şartları için ihracata dayalı büyüme hâlâ en güçlü seçenek. Dış açık ve döviz ihtiyacı farklı seviyelerde hep gündemde olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

Yıkılan Ortadoğu’nun yeniden inşası ve buradaki milletlerin “gerçek” birer devlet sahibi yapılması gerekiyor. İnşaat konusundaki birikiminin yanı sıra Türk ordusunun dış tecrübeleri, Ortadoğu halklarını devletli milletler hâline getirme çabasının tam ortasında duruyor. Orduları yeniden kurulan, terör örgütleriyle mücadele etmek zorunda kalan toplumlar, asimetrik savaş konusunda Türkiye’nin engin tecrübesinden yararlanabilir.

Bölge ihtiyaçlarına uyumlu üretim yapısı, savunma sanayi ürünlerinin konsepti itibariyle de Türkiye’nin rolünü baskın hâle getirebilir.

Savunma Sanayinde Kavramsal Dönüşüm yazısına devam et

Yeni Dünya’da Savunma Koşulları ve Çatışma Olasılıklarının Ekonomik Boyutları

Uğur Dündar, Banka ve Ekonomik Yorumlar Aylık Dergi, Nisan 1999, ss. 59-64.

Günümüz Türkiye’sinde çeşitli şekillerde gündeme gelen savunma koşulları ve savaş ihtimal­leri, genellikle siyasi boyut ve so­nuçları ile ele alınmaktadır. Ancak güvenlik riskleri ve özellikle savaş, toplumsal hayatın tümü üzerinde etkili olmakta, öncelikle ekonomik ilişkileri topyekûn değişikliğe uğrat­maktadır.

Güvenlik tehditlerinin değerlen­dirilerek, çatışma olasılıklarına karşı alınabilecek ekonomik tedbirleri saptamak için, ulusal ve uluslarara­sı ekonomik sistem ile savaş ve ba­rışın iktisadi referanslar arasındaki etkileşimin, bir kez de “milli güven­lik” penceresinden bakılarak yorumlanması, modelin genelde çev­re ülkeleri, özelde de Türkiye için koşullandırdığı yeni ekonomik duru­mun anlaşılmasına katkıda buluna­caktır.

Dünya Ekonomisi: “Savaş ve Barış”

Varşova Paktı’nın dağılmasın­dan sonra Dünya ekonomisinin ön­de gelen gelişmiş ekonomilerinde savunma hizmetine verilen göreli önem azalmıştır. Soğuk savaşın so­na ermesi ile merkez ülkeler için or­tadan kalkan savunma riski, çevre ülkelerde bölgesel savaşlar ve iç çatışmalar mecrasına kaymış, sa­vunma araçlarına olan talep, geliş­miş ülkelerde gelirin fonksiyonuna dönüşürken, azgelişmiş (AGÜ) ve gelişmekte olan (GOÜ) devletlerin güvenlik harcamaları, riskin fonksi­yonu olma niteliğini korumaya de­vam edince, çatışma anlayışının ge­rektirdiği yüksek teknoloji savunma ürünleri, daha çok, üretildiği saha dışındaki çevre ülkelerce tüketilme­ye başlanmıştır. Ulusal güvenliğe yönelik tehditler var oldukça birikimli olarak artan bu talebe yönlendirilen kıt kaynakların alternatif maliyeti de genellikle sosyal harcamalara yan­sıyarak, çevre ülkeleri ile gelişmiş ülkeler arasındaki fark derinleşmiş­tir.

Ancak, düalist yapı, artan har­camalar nedeniyle giderek beşeri kaynaklarını geliştirmekten ve adil dağıtmaktan yoksun kalan çevre ül­kelerin iç çatışmalarını ve güvenlik önceliklerini yoğunlaştırıp, tüketim pazarı olarak gerçekleştirecekleri potansiyel etkinlikten de mahrum kalınmasına neden olmuştur. Aynı nedenle, sanayileşmiş ülkeler, çev­renin savunma riski altında bulun­masını kabullenirken, söz konusu risklerin realize olması (savaş) ihti­malini uluslararası barış organları aracılığıyla sınırlandırmaya çalış­makta, bu çaba, savaş sonrası kon­jonktürü içinde bazı ülkelerin, ulusal kalkınmacılık ya da milliyetçi otori­teryenizmin rotasına girip sistem­den çıkma ihtimalini önlemeyi de içermektedir.

Nitekim, son on yılda, Ruan­da’dan, Sudan’a, Bosna’dan Koso­va’ya, Afganistan’dan Çeçenistan’a, Meksika’ya ve Dünya’nın farklı coğ­rafyalarına yayılan, hatta Türkiye’yi de kapsayan savaş ve iç çatışmalar, global sistemin güvenlik ve ekono­mi mekanizmaların’, bazen Körfez Krizi’nde olduğu gibi maliyetlerin uluslararası paylaşımına, bazen de, bozulan talep yapısının kredi ve yar­dımlar aracılığıyla ıslah edilmesini sağlayan kurumsal düzenlemelere zorlamıştır.

Savunma İçin(de) Ekonomik Denge

Gelişmekte olan pazarların sa­vunma koşullarına verilen önem, blokların dağılmasını izleyen dö­nemde hızlanan uluslararası pa­ra-sermaye hareketleriyle bir kat da­ha artmıştır. Barış varsayımlı ekono­mi dizaynı, dış tasarrufa ihtiyacı olan GOÜ pazarlarının fon talebi konjonktürünü, sanayileşmiş ülkele­rin sermaye arzı fazlasıyla birleştir­miş, bu sürecin etkinliği, bilgi tekno­lojisindeki ilerlemelerin mali serma­yenin akışkanlığı lehine kullanılması sonucunda daha da güçlenmiştir.

Savunma koşulları-sermaye ha­reketleri ilişkisinin bu şekilde yo­rumlanması Yeni Dünya’da savun­ma risklerinin global sermaye ve çevre ülkeler açısından hangi so­nuçlara gebe olacağı hakkında ipuçları vermektedir. Zira, olası bir çatışma veya savaş durumunda,

a) global para-sermayenin dolaşım sı­nırları daralacak ve bu süreç çok hızlı olacaktır,

b) bir sonraki aşama­da, yani çatışmayı izleyen dönem­de, sözü edilen sermaye, ters yönde fakat aynı hız ve koşullarda ha­reket etmeyecek, savaşa muhatap olan ülkelerde ülke riskinin artması nedeniyle uzun dönemli maliyet ar­tışları ve fon kayıplar, başlayabile­cektir.

Bu olasılığın bertaraf edilme­sinin tek yolu ise (özellikle Türkiye gibi iç piyasayı ve kamu açıklarını dış borç ile çeviren ülkelerde), he­nüz barış döneminde ulusal para ve tasarruf politikalarının gücendirilmesidir. (Türkiye örneğinde, mali riskin minimize edilmesi, ancak KKBG’nin sürdürülebilir bir düzeye indirilerek, ülke kaynaklarının önemli bir kısmının kamu açıklarının finansmanına yönelmesine sınırla­ma getirilmesi ile mümkün olacak­tır. Bu durum, faiz oranlarını makul seviyelere çekerek sermaye piyasa­sına kanalize olan fon arzını artıra­cak, aynı zamanda kredi kurumları­nın reel ekonomiye aktaracakları kaynakları çoğaltabilecektir. Zira bankalar sisteminin iç piyasada pahalı hale gelen TL’den uzaklaşarak, dövizle borçlanma yoluna git­meleri, mali yapılarının bozulması­na, mali sektördeki dalgalanmalar da ülke riskinin artarak, dış serma­ye ve yatırımlarda kayıplara yol aç­maktadır.)

Savaşın Finansmanında “Dünden Sonra, Yarından Önce”

20. Yüzyıl boyunca meydana gelen savaşlar ile günümüz çatış­maları karşılaştırıldığında, ekonomik programları etkileyen önemli farklar görülmektedir. Zira geçmiş dönemlerin uzun süreli harp konsepti, sa­vaşın öncesinde, savaş sırasında ve harpten sonra ayrı ayrı ekonomi po­litikalarının planlanıp uygulanması­na olanak verecek genişlikte bir za­man aralığına sahipti(1). Teknoloji kullanımının göreli olarak düşük, maliyetin ve imha gücünün daha az olduğu savaşların uzun süre devam etmiş olması doğaldı. Bugün ise yüzyıl başında “topyekûn savaş” ve “seferberlik” ortamında oluşan sa­vaş hali, değişerek “savaş anı” ile “esneklik” değerlerine yönelmiş, ekonomik önlemler ise “intibak maliyetinin minimuma indirilmesi ile savaş ve çatışma etkilerinin hızla tasfiye edilebilmesi için gereken hu­kuki ve örgütsel “form”a sahip olun­ması kavramını hedef almışlardır.

Dünya Savaşları’nda uygula­nan iktisat politikalarının diğer bir karakteristik özelliği ve bugünün harp ekonomisi politikalarına göre önemli bir farkı, politikaları belirle­mek, icra safhasını yönlendirmek ve sonuçlarını izlemek üzere özel teş­kilatların kurulmuş, savaştan yıllar önce gerekli yasal ve ekonomik dü­zenlemelerin tamamlanmış olmasıy­dı(2). Çünkü ileri teknoloji öncesi savaş ortamı, zamana bağlı oldu­ğundan, halkın iaşesi, fiyat, kambi­yo ve dış ticaret kontrolleri, üretimin ve tüketim hacminin denetim altın­da tutulması ile geniş bir ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi özel önem taşımaktaydı. Bugünün anlık çatışma ortamı, yiyecek maddeleri üreti­mi, dağıtımı ve saklanması ile ilgili koşulların iyileşmesi, güvenlik için istihdam edilen personel sayısında­ki azalma, acil finansman ihtiyaçla­rının sağlanması için mevcut bulu­nan ulusal ve uluslararası piyasa imkânları, geçmişte uygulanmasına ihtiyaç duyulan tedbirlerin en azın­dan çoğuna gerek kalmadığını göstermektedir.

Öte yandan, Dünya Savaşla­rı’nda yürütülen finansman prog­ramları tüm ülkeler bazında değer­lendirildiğinde, 2. Dünya Savaşı’nın ilkine oranla borçlanma yerine da­ha çok vergi ile finanse edildiği, bu ülkelerden de vergilendirmeye ağır­lık verenlerin borçlananlara göre daha başarılı oldukları görülmekte­dir(3). Günümüz ekonomik yapısın­da ise, savaşın başlangıcı ile sonu arasındaki safhada çoğu kez yeni bir vergi grubunun uygulamaya konmasının mümkün alamayacağı, ancak mevcut vergiler içerisinde oran, istisna ve bağışıklık değişiklik­leri yoluyla hasılat artışı sağlanabi­leceği görülmektedir. Keza, gelir­den ve servetten alınan vergilerin matrahlarında veya mükellef sayıla­rındaki artışlar, bu gelir türlerindeki vergilerin tahsil edilmesi ile gelirin oluşması arasındaki zaman farkı nedeniyle kısa sürede etkili olama­yacaktır. Bu nedenle, savunma teh­didi altındaki GOO’ler ile AGÜlerin barış dönemindeki vergi yapıların-da, gelir ve servetten alın / vergiler yerine, dolaylı vergilerin ağırlığı, kısa süreli savaş ve çatışmalarda fi­nansman başarısının sağlanması açısından önem taşımaktadır.

Yüzyılın ilk yarısında yaşanan savaşlar sırasında, gelir ve tüketim yapısının değişmesi ise savaş eko­nomilerinin zorunlu ortak noktasıy­dı. Bu değişiklikler bazı kısıtlamala­ra ihtiyaç göstermekte, denetim amacıyla kurulacak bir organizas­yon, koltuk kuvveti ve özel mahkemeleri gerektirmekteydi. Bu yolla yapılan denetimler uzun süre de­vam ettiğinde halk ile devlet arasın­daki mesafenin açılmasına neden oluyor, karaborsa fiyatları ile ticari sermayede önemli artışlara sebebi­yet veriyordu. Savaşlar sırasında, rant kollama faaliyetleri ile baskı gruplarının çalışmaları, dolaylı transferleri artırıp refah transferini azaltarak, gelir dağılımında sabit ve dar gelirliler aleyhine gelişmelere yol açıyordu. Zira gelir dağılımında­ki ani değişiklikler bazı ülkelerin sa­vaş sırasında ve savaşı takip eden dönemde ağır servet vergisi mükel­lefiyetleri ile iktisat politikalarında düzenlemeci tedbirler getirmelerini zorunlu kılmıştır(5). Bugünün kısa süreli çatışma anlamında ise;

a) dış­a açık ekonomik yapı nedeniyle aşırı fiyat hareketleri kalıcı olama­makta,

b) uluslararası anlaşmalar gereği teşvik ve transferler sınırlan­dırılmakta,

c) spekülatif faaliyetler ti­cari sermayeden çok mali sermaye alanında cereyan etmekte, bu sahada da “şeffaflık” ile “kamuoyunu aydınlatma” ilkeleri etkili olmaktadır.

Savaşların finansmanı ile ilgili deneyimler, barış dönemi iktisadi yapılarının, “savaşın yeniden kurucu özelliği”nin, “savaş sonrası iktisadi büyüme” dinamiğine dönüştürülebilmesi için de etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim kurucu konjonktürün içe dönük ve ithal ikameci bir süreci kurumsallaştırmaması, çatışmadan önceki iktisat politikalarının makul bir sosyal politika çizgisinde yürütülüyor olması ile mümkün olabilecektir.

Ancak, savaş ve barışın iktisadi referanslarındaki tüm değişikliklere rağmen, savaş sırasında alınacak ekonomik tedbirlerin başarısının barış dönemindeki iktisadi dinamiklere sıkı sıkıya bağlı olduğu düşüncesi, günümüz ekonomilerinde uygulanması mümkün olan savaş ekonomileri karakterinin barış dönemindeki bir iktisadi yapıya göre daha merkeziyetçi ve otarşist olacağı gerçeğini gölgelememelidir. Bu nedenle ulusal ekonomi henüz barış döneminde iken olası bir çatışma sırasında iktisadi kaynakların topyekûn belirli bir amaca yönlendirilmeleri için gereken alternatifli kaynak-harcama modellerinin varlığına ihtiyaç bulunmakta, var olan programların da “tahsisat” anlayışının dışında, mevcut ve potansiyel vergi yükü, borçlanma kaynakları, üretim, tüketim ve gelir dağılımı projeksiyonları ile yeniden ele alınmasına gerek duyulmaktadır. Zira bu çalışmaların altyapısı olarak kullanılacak iktisadi verilerin her an hazır, tam ve doğru olması, istatistik çalışmaların çatışma koşullarına uyumlaştırılabilirliği de özel önem arz etmektedir.

DİPNOTLAR

  1. Öyle ki; Harpten önceki devrede uygulanan iktisadi tedbirler Milli Savunma Ekonomileri, savaş sırasında uygulananlar Harp Ekonomisi ve savaşı izleyen devredeki iktisat politikaları ise Ekonomik Terhis Tedbirleri olarak isimlendirilir.
  2. İtalya’da hazırlanan 1925 tarihli “Sanayi Seferberlik Planı”, Almanya’nın 1935-1939 tarihleri arasında uyguladığı “Zorunlu Çalışma Takvimi”, ABD’nin 1. Dünya Savaşının hemen ertesinde kabul ettiği “Milli Müdafaa Kanunu” ve bu kanun uygulaması için kurulan “Milli Savunma Müsteşarlığı”, 1942 yılında kurulan “Harp İşçiliği Komisyonları” ile “Harp Üretim Dairesi”, Fransa’nın kabul ettiği “Milletin Harpte Teşkilatlandırılması Kanunu” ve ülkemizde uygulanan “Milli Korunma Kanunu” bu düzenlemelerin en bilinen örneklerindendir.
  3. Örneğin; İngiltere, 1. Dünya Savaşında borçlanma ve emisyona ağırlık verirken, kamu giderlerinin karşılanmasında vergi gelirlerinin payını %20 ile sınırlandırmış, 2. Dünya Savaşında bu oranı %45’e çıkarmıştır. Almanya da ilk savaşın finansmanında tahvil ihracı ile emisyonu tercih edip vergi payını %6’da tutsa da 2. Dünya Savaşının en azından ilk yarısında vergi kaynaklarına başvurmayı tercih etmiştir. 2. Dünya Savışı sırasında ABD’de toplam harcamaların %40’ı vergiler ile finanse edilmiş, savışı kaybeden Japonya’da ise vergi gelirlerinin finansmanındaki oran %11 civarında seyretmiştir.
  4. Harp Divanları, Örfi İdare Mahkemeleri, İstiklal Mahkemeleri, Milli Korunma Mahkemeleri ve İhtisas Mahkemeleri bu amaçla kurulan birkaç mahkeme türü arasında sayılabilir.
  5. Örneğin: 2. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de zorunlu tasarruf sistemi, tüketimin vesika sistemine bağlanması, üretim zararının kadın ve gençlere çalışma yükümlülüğü getirilmesi yoluyla telafisi yöntemleri uygulanmış; Almanya’da ise vesika yönteminin dışında, fiyat, ücret ve döviz kurlarının dondurulmasına karar verilmiş, Japonya’da kadınlar için çalışma zorunluluğu getirilip tüketimi kısıtlayıcı tedbirler alınmıştır. ABD, Almanya, İsveç, Fransa, Japonya, Hollanda, İngiltere, Hindistan, İtalya, Hollanda, Arjantin ve Peru, “Olağanüstü Kazanç Vergileri” uygulaması veya mükellefiyet sınırındaki oranların yükseltilip, istisna ve bağışıklıkların daraltılması yoluyla çeşitli vergi tedbirleri getirmiştir.

KAYNAKLAR

Bütçe Gider ve Gelir Gerçekleşmeleri (1924-1991), Maliye Bakanlığı, 1992.

Değinmelerle Yeni Dünya Düzeni, Ergin Yıldızoğlu, Görüş, sayı 19 (Şubat –Mart 1995), ss. 34-47.

Harp Ekonomisi Konferans Notları, milli Savunma Bakanlığı.

Harp Ekonomisi, Derleyen: Harp Akademileri Komutanlığı, 1985.

Harp Ekonomisi, Seyfi Kurtbek, İnsel Kitabevi, 1942.

Harp Zamanında devletin Ekonomiye Müdahalesi, Feridun Ergin, Cumhuriyet Matbaası, 1943.

Kamu Harcamaları rehberi, International Monetary Fond (IMF), Çev. Doğan Cansızlar, Maliye Bakanlığı, 1995/2.

Kurtuluş savaşının mali kaynakları, Alptekin Müderrisoğlu, Maliye Bakanlığı Tetkik Kurulu, 1974/162.

Maliye Dergisi Atatürk Özel sayısı, maliye Bakanlığı, 1981.

Milli Güvenlik ve Ekonomide Değişimi Kavramak, Uğur Dündar, maliye Yazıları, Sayı 56 (Temmuz-Eylül 1997), ss.11-20.

Nazizm Dönemi Alman Ekonomisi, Charles Bettelheim, Savaş yayınları, 1. Bs. , 1982.

Savaş Sanatı Tarihi, John Kegan, Bilgin Yayıncılık, 1995.