Kategori arşivi: Kriz

Yeni Bir Türk Askeri Ekosferinin Gereklilikleri

Bu konu birkaç yıl önce para-motorla sınırı geçtiği iddia edilen teröristlerin Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nın önünde durdurulması ile gündeme gelmişti. İsrail’in saldırılarına başlangıç olarak gösterilen Hamas harekâtları da para-motorlarla yapılmıştı.

Elmadağ’da düşürülen İHA’dan sonra, bu konuyu yeniden gözden geçirmekte yarar var.

Sorun sadece Türkiye’nin hava savunma sistemi değil. Elmadağ’a kadar ulaşıp düşürülen İHA’nın, Türkiye’nin savunma iklimine dair bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulan bir döneme rastladığı anlaşılıyor.

Yeni Bir Türk Askeri Ekosferinin Gereklilikleri yazısına devam et

Bu İşin Bir Adını Koyalım

Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte  iyiden iyiye belli olan ‘değişim’ rüzgarlarını kavramlaştırmak, halk arasındaki tabirle adını koymak farz oldu.
Basında en çok yer alan hâliyle ‘liberal demokrasinin çöküşü’, ‘faşizmin yükselişi’ gibi denemeler, olup biteni doğru olsa da tek bir pencereden bakarak adlandırmış oluyor. Yönetim şekli açısından belki doğru olan bu tarifler, sosyolojik ve teknolojik değişimleri tam anlamıyla içeriyor diyemiyoruz.
Bu bakımdan ben de çeşitli pencerelerden, aklıma gelen kavramları serbest bir şekilde sıralamak istiyorum.

Bu İşin Bir Adını Koyalım yazısına devam et

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor

16. ve 18. yüzyıllar arasında Dünya’yı saran merkantilist fırtına, Trump’ın gümrük vergilerini artırmasıyla canlanmaya yüz tutuyor. AB ve Çin, Trump’ın açıklamalarını izleyen günlerde ABD’nin gümrük duvarlarına paralel uygulama planlarını deklare ettiler.

 

Elbette her ülkenin bu ve benzeri politikalara karşı verdiği tepki farklı dozlarda olacaktır.

Tarihe göz attığımızda, bir zamanların yayılmacı gücü İspanya’da, dışarıdan getirdiği değerli madenler nedeniyle ciddi bir enflasyon yaşandığı ama mesela Avrupa’nın bir bölümünde de gümrük kontrolü ve kamu maliyesinin güçlenmesi temelli Kameralist* tepkilerle karşılaşıldığını görebiliyoruz.

Trump, Dünya’yı Yeni Merkantilizm’e Çağırıyor yazısına devam et

Ekonomide ‘Mezhep’ Değiştirmenin Maliyeti

VIII. Henry Katolik’ti. Karısından boşanmak için altı yıl çaba gösterdi. Mezhebinin koyduğu engeli aşamadı; Vatikan’la sorunlar yaşadı. Sonunda Anglikan Kilisesi’ni kurdu ve evliliğinin geçersiz olduğunu ilan etti. Gerçi yeni karısıyla da mutluluğu 3 yıldan uzun sürmedi… Mali açıdan savurgan bir yönetimi vardı. Mezhep değiştirmek de kraliyet ailesini düze çıkarmaya yetmedi.

Türkiye ekonomisinde, faizle enflasyon arasındaki nedensellik bağının yeniden yorumlanması denendi. Adına ‘epistemolojik kopuş’ veya ‘heterodoks ekonomi’ modeli dendi.. Ekzajere edilmemesi için olsa gerek, biraz daha genişletilip ‘Türkiye Modeli’ olarak revize edildi. Ortodoks ekonomi anlayışının cevaz vermediği yeni yorum önce heterodoksiye oradan da ultra-ortodoksluğa dönünce, bu deneyden öngörülmeyen bir sonuç çıkmış oldu: Ekonomi politikasında yaklaşımlar lineer değil dairesel şekilde evrilir. Sürekli ters yöne giderseniz başladığınız noktaya dönerseniz. Hatta hızlı bir çıkış momentumu, başlangıçtan daha ileriye taşıyabilir!

Ekonomide ‘Mezhep’ Değiştirmenin Maliyeti yazısına devam et

Türkiye ekonomisi ‘taburcu’ olabilecek mi ?

Türkçenin ilginç deyimlerinden biri de “taburcu” olmak. Hastaneden çıkabilecek kadar iyileşebilmiş, tedavisi kısmen veya tamamen tamamlanmış hastalar için kullanılageliyor. Türkiye’de hastaneler ilk defa askerî amaçla kurulduğundan, kelimenin çıkış noktası cihet-i askeriyeden… Hastamız iyileşti; artık revirden çıkıp tabura dönebilecek, görevlerini yerine getirebilecek durumdadır anlamında…

Memleketimizin ekonomisi söz konusu olduğunda “taburcu” olmak, istikrara kavuşmak anlamında düşünülebileceği gibi etrafımızdaki ateş halkasına bakılırsa aynı zamanda “savaşa hazır olmak” manasında da kullanılabilir.

Türkiye ekonomisi ‘taburcu’ olabilecek mi ? yazısına devam et

‘Tarihin Sonu’ndan ‘Sonun Tarihi’ne…

Pandemi ve doğadaki dengesizlikler , ekonomik değişimlerle bir araya geldiğinde gidişatın anlamlandırılmasında yeni denemeler yapılması gerektiği anlaşılıyor.

Savaşlar , hammaddelerdeki fiyat artış-düşüşleri, rejim bunalımları yaygın haldeyken olanlar arasında bir illiyet bağı – nedensellik- veya benzerlik olduğu şeklindeki yorumlar artıyor.

Fukuyama’nın bu yazının başlığına ilham veren kitabı henüz 1990’ların başında Doğu Bloku’nun yenilgisi tescil edilir edilmez yayınlanmıştı. Liberal demokrasiyi o günkü haliyle ‘insanlığının görüp göreceği en iyi uygarlık modeli budur’ seviyesine çıkaran kitap epey ses getirmişti. Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ kitabı 1988 ‘de yayınlandığına göre zorlama bir yorumla ‘medeniyetler çatıştı ve Batı ittifakı ekonomisiyle ve kültürüyle bu çatışmanın galibi oldu’ diyen bir düşünce akımının ortaya çıktığını mı anlamalıydık? ‘Tarihin Sonu’ndan ‘Sonun Tarihi’ne… yazısına devam et

Mahşerin Altıncı Atlısı: Tüke(n)ici

Covid-19 pandemisinde ekonominin durağanlaşmasına engel olmak için piyasaya sürülen alım gücünün 14 Trilyon Dolara ulaştığını okumuştum. Fazlası vardır, eksiği yoktur.

Salgın döneminde piyasaya alım gücü enjekte etmekten başka çare olmadığını düşünen çoğunluğu haklı buluyorum(https://www.iktisadivizyon.com/post-pandemik-iktisat-politikasi/). Pandemi sebebiyle faaliyetten menedilen işletmelerin, bu işletmelerde çalışanların, kapasite kaybı yaşayan pek çok ekonomik unsurun, en başta da tüketicinin satın alma gücünü kamu otoritesi aracılığıyla temin etmesi tek çözümdü, denilebilir.

Leviathan, 2014; Yönetmen Andrey Zvyagintsev

Dünya’da üretim-tüketim döngüsünün aksamaması için atılan pek çok adım, sonuçta ‘karşılıksız para basılması’na dayandı. Emisyonun ‘misyon’u, gemiyi yüzdürmekti, başarıya da ulaştı ama gemi fırtınalı denizlerde suyun üzerinde kalmaya çalışırken, sadece kaptan ve mürettebat değil yolcuların da psikolojisi zorlandı. Kimi sağ salim karaya çıkınca asla doğru yoldan ayrılmayacağına yemin etti ve sözünü tuttu. Kimi de kendini pandemi öncesi ekonomik hovardalığını sürdürmekten alıkoyamadı. Kaptan ve mürettebat gemiyi onarmayı, bakıma almayı hep bir başka bahara erteleyip durdu.

Mahşerin Altıncı Atlısı: Tüke(n)ici yazısına devam et

Yine Bir İkilem: Finansmanın Büyümesi mi? Büyümenin Finansmanı mı?

Yine Bir İkilem: Finansmanın Büyümesi mi? Büyümenin Finansmanı mı?

2020 yılı ekonomik büyümesi %1,8 olarak açıklandı. COVID-19 gölgesindeki bir yıl için sadece büyümek bile olumlu karşılanmalı. Büyüme, içerik ve finansman bakımından değerlendirildiğinde 2021’e ışık tutacak bazı unsurları da içeriyor.

Yine Bir İkilem: Finansmanın Büyümesi mi? Büyümenin Finansmanı mı? yazısına devam et

Yeni bir salgın: İnfodemi

Otoriter yönetimlerin kontrolündeki medya organları aracılığı ile yaygınlaştı: ‘Yanlış Bilgi Salgını’.

SSCB dönemindeki Pravda Gazetesi buğday üretiminin bir yıl öncesine göre, mesela %100 arttığını duyururdu. Mao döneminde bürokratlar, üst yönetimin korkusuyla tarım üretimi rakamlarının sonuna sıfır ekleyip (yani 10’la çarpıp) Pekin’e gönderirdi.

Batı Dünyası da sanki ülkelerinde süper zenginlerden başkası yaşamıyormuşçasına, kapitalizmin refah sağlayan tek yönetim modeli olduğuna inandırmaya çalışırlardı kamuoyunu.

Piyasa ekonomisi rakipsiz kalınca, bu defa ödeme gücü araçları ve güvenlik sektörü üzerinde yoğunlaşan bir bilgi-yorum yanlışlığı salgını başladı.

Yeni bir salgın: İnfodemi yazısına devam et

Keynes’ten Galbraith’e, Oradan Acemoğlu-Robinson İkilisine

İktisat politikalarının eleştirisinde popüler olan iki isim Robinson ve Acemoğlu ikilisi. Liberal değerlere sahip olup piyasa ekonomisinin işleyiş sorunlarına ilişkin eleştiri getirebilen biri Türk kökenli bu iki yazarın zamanla olgunlaşan tavrında, Galbraith’in 50-60 yıl öncesine, Keynes’in de 85-90 yıl öncesine ait eleştiri atmosferi yaratma becerisini gördüm diyebilirim.

Galbraith bir süre ABD adına büyükelçilik yapmış Kanada kökenli bir Amerikalı. Profesör J.K. Galbraith’in Eski Kurumsalcı Okul’a dahil iktisatçılar arasındaki adının sık anılır olması yönetimlerde doğrudan rol almasından kaynaklanıyor olabilir. Hiçbir zaman ezberlerle hareket etmeyen, büyük şirketlerin yol açtığı tekelleşme eğilimini, sendikaların beklenmeyen etkilerini sistemin içinden eleştiren, ülkelerin kendilerine özgü ekonomik politikalar oluşturmaları gerektiğini söyleyen bir isim. Keynes’ten Galbraith’e, Oradan Acemoğlu-Robinson İkilisine yazısına devam et