Bugünlerde Dünyada olup bitenleri takip ederken, iki romanın (İki Şehrin Hikâyesi ve Sardalye Sokağı) giriş cümleleri aklıma geliyor. Cümlelerin ortak özellikleri, ‘bakış açılarına göre karşıtlıkların bir araya geldiği bir Dünya tasavvuruna sahip olmaları’ denilebilir. Yine ‘diyaloji’ yani olguların önceki kullanımlarla ilişki içerisinde olması… Modernizmin müthiş imkânı ve tuzağı ya da karşıtlıklarla açıklanan bir Dünya tahayyülü de diyebiliriz.
Charles Dickens’ın romanı “İki Şehrin Hikâyesi” kaleme alındığı 1859 yılında, anlattığı olay örgüsünün üzerinden 70 yıl geçmişti. Ama aynı yıl Süveyş Kanalı için kazı başlamış, ilk petrol kuyusu ABD’de açılmıştı. Darwin’in meşhur ‘Türlerin Kökeni’ de aynı yıl yayınlandı. Hatta Güneş Patlaması sonucu kısa bir süre Dünya alışılmadık şekilde aydınlanmıştı. Dünya’da ‘bir şeyler oluyor’ ama tam anlamıyla tarif edilemiyordu. Görünen o ki asıl mesele 1857 yılında Amerika’daki ‘panik’ adı verilen ekonomik krizdi. Krizi elbette bir savaş ama ‘iç savaş’ izledi. İç savaş hem yeni bir büyük sorun hem de krizin çözümü olmuştu.


Trump’ın ikinci dönemiyle birlikte iyiden iyiye belli olan ‘değişim’ rüzgarlarını kavramlaştırmak, halk arasındaki tabirle adını koymak farz oldu.
16. ve 18. yüzyıllar arasında Dünya’yı saran merkantilist fırtına, Trump’ın gümrük vergilerini artırmasıyla canlanmaya yüz tutuyor. AB ve Çin, Trump’ın açıklamalarını izleyen günlerde ABD’nin gümrük duvarlarına paralel uygulama planlarını deklare ettiler.


