Bu konu birkaç yıl önce para-motorla sınırı geçtiği iddia edilen teröristlerin Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nın önünde durdurulması ile gündeme gelmişti. İsrail’in saldırılarına başlangıç olarak gösterilen Hamas harekâtları da para-motorlarla yapılmıştı.
Elmadağ’da düşürülen İHA’dan sonra, bu konuyu yeniden gözden geçirmekte yarar var.
Sorun sadece Türkiye’nin hava savunma sistemi değil. Elmadağ’a kadar ulaşıp düşürülen İHA’nın, Türkiye’nin savunma iklimine dair bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulan bir döneme rastladığı anlaşılıyor.
Teknolojik gelişmeler ve iletişim bu denli yaygınlaşmadan önceki askeri ekosferler, coğrafyaya göre tanımlanabiliyordu. Birçok ülke savunma kültüründe bugün de aynı tanım kullanılmaya müsait… Bugünün Türkiye’si ise Avrasya, Ortadoğu, NATO-Atlantik savunma kültürlerinin tümüyle kesiştiği bir noktada yer alıyor. Devlet tecrübesinden, tehdit çeşitliliğine, teknolojik derinliğe, ırkdaşlarının ve vatandaşlarının Dünya’ya yayılımına kadar…
Kasalı hafif ticari araç üzerinden atış yapan makineli tüfek de zırhlı uçak gemisi de envanterde yer almak zorunda. Yerli piyade tüfeği ile insansız uçaklar, tanklar ve füzeler, helikopterler ve dronlar aynı sepetin içinde. Kendine özgü tanımlanarak kendine özgü üretim ve servis imkânına sahip olmalı. Bugün teknolojik çarpan etkisiyle hızlanan askeri teknoloji üretimi ile envanter kayıtlarını çeşitlendirmenin yanı sıra askeri eğitimi de kapsayan stratejik bir etkinliğe ihtiyaç her zamankinden daha büyük bir hale gelmiş durumdadır.

Bu bağlamda salt yurtiçi ‘eko-sistem’ yaklaşımı en azından Türk savunma sanayinin ürün çeşitliliği ihtiyacını karşılamaya yeterli değil. Türkiye sınırları hatta belirli bölgelerinde kısıtlanmış endüstriyel kümelenme anlayışı yerine söz konusu ekosfere uygun uluslararası savunma sanayi eko-sistemini kurma zorunluluğu belirginleşiyor.
Giderek netleşen tablo, savunma ihtiyaçlarında bölgeselleşme eksenindedir. Batısında NATO güçlerine karşı ve onlarla birlikte, Güneydoğu’sunda para-militer güçlerle, Kuzey’inde nükleerden İHA’lara kadar geniş bir yelpazedeki tehdit algısıyla karşı karşıya bir Türkiye’nin savunma sanayi üretimini bölge ülkeleriyle birlikte planlaması gerekiyor. Özellikle Türk Cumhuriyetleri ile birlikte yapılacak ortak üretim projeleri riskleri dengelemek için iyi birer fırsat olarak görülebilir.

Meraklısı için okuma önerisi:
Savunma Sanayinde Kavramsal Dönüşüm