Hükümetlerden şikâyetçi olduk. Merkez Bankalarını topa tuttuk. Bankaları suçladık. Makro düzeyde sanıkları saptayıp, yargıladık. Bu eleştirilerin önemli bir bölümü doğruydu da. Ama bu arada bakıyorum da, şirketlerden, tüketicinin alışkanlıklarından pek de bahseden olmadı.
Öyle ya konu emlak fiyatlarının artarak şişmesi ise, emlak satın alanların talebi bunda hiç mi etkili olmadı? Atıl kapasitelerden şikâyet ederken alınan yanlış yatırım kararlarını da gözden geçirmek gerekmiyor mu? Çevre kirliliğinden, tarım ürünlerinin fiyat artışından söz ederken, aşırı tüketimin bu sorunlardaki payını sorgulamak zorunlu değil mi?
Özeleştirinin hoşa gitmeyen penceresinden bakıldığında, insanlığın “iktisadi davranış bozuklularını” görmeye çalışmak mümkün. Yıllarca piyasa ekonomisinin, bireysel faydanın azamileştirilmesi; piyasaları düzenleyen “gizli el” fiyat mekanizmasının yararları genel kabul gördü. Bunlarla ilgili kabullerin karşısında olan sınırlı bir kitle giderek marjinalleşti. Tanı ve Tedavi: İktisadi Davranış Bozuklukları yazısına devam et
Bugünlerde borsanın umulmadık ölçüde hareketlenmesi, IMF ile imzalanacak bir anlaşmanın eli kulağında olduğu haberleri ve döviz kurunun seyri, 2010 yılının finansman planları konusunda hesapların yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Bu bakımdan, özellikle Türkiye ekonomisi ile ilgili bazı ezberlerin gözden geçirilmesi için çok uygun bir yıl olabilir 2010.
2009 gibi durgunlukla geçen yıllar firmalar ve hanehalkının işlerin azalmasını fırsat bilip şapkayı önüne koyduğu zamanlardır. Bu kez öyle olmadı. İşler durgundu evet, ama nakit verimliliği düşük bir iş temposu da iş dünyasının yakasını bırakmadı. Kaybedilen müşteriler, yatırım gerektirmeyen yeni sektörlere girme isteği, iflas edeceği anlaşılan borçludan son anda alınan bir senet…
Farkındaysanız her yıl Ramazan ayına birbirine çok benzeyen haber ve yorumlarla giriyoruz. Bunlardan en sık karşılaşılanı “Ner’de o eski Ramazanlar?” formatında muhabbetler oluyor. Bu yıl da bu ve benzeri türden yazı ve yorumları sıkça okuyacağız sanırım. Gerçi Hırka-i Şerif ile ilgili
Geçtiğimiz Pazar gününden itibaren uygulanmaya başlanan sigara yasağının genişletilmesi, bugüne kadar daha çok sosyal etkileri itibariyle tartışıldı. Sigara yasağının özellikle kahvehane, bar ve eğlence yerlerinde de uygulanacak olması, ekonomi üzerinde de ciddi etkilerde bulunabilir. Öncelikle geçen yıl uygulanmaya başlanan, bugünküne göre daha dar kapsamlı olan sigara yasağının yılsonu itibariyle %1,5’luk bir pazar kaybına neden olduğundan bahsediliyor. Yani, yasağın tüketim üzerindeki etkisi beklenen düzeyde oluşmamış. Ama bugünkü haliyle yeni yasaklar, oranı %15’e kadar yükseltebilir.
Geçtiğimiz dört yıl, dünya ve Türkiye ekonomisindeki hızlı büyümenin sarhoşluğuyla geçti. Sarhoşluğun ardından gelen baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, ‘bir daha mı?’ dedirtirken, yeni dönemin finansal modelini tartışmak gerekiyor. Tüketicinin, hane halkının, firmaların ve kamu kesiminin, iş yönetimi konusundaki gelişmelere ayak uydurması zaman alacak.
Piyasalarda geçtiğimiz hafta başlayan dalgalanmanın şiddeti azalarak devam ediyor. Yine de hiçbir otorite, döviz, hisse senedi, faiz dengelerinin nasıl oluşacağını öngöremiyor. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz hadlerinde yaptığı düzeltmeler, açıklamalar, durumu kurtarmaya yönelik girişimler. Bu noktada birkaç konuyu tartışmaya değer buluyorum.