Dünya’da ve Türkiye’deki değişimin niteliği tartışılırken ekonomik etkinliğin büyüklüğü birincil ölçü olagelmiş. Buna karşın katma değerin hangi faktör gelirleri (ücret, faiz, kar, rant) arasında nasıl dağıldığı yeterince göz önüne alınıyor mu, ondan emin değilim.
Dünya ekonomisinin başat aktörleri teknolojik yeniliklerle büyüyor. Sanayi toplumunu doğuran yığın üretimin ortaya çıkardığı hukuk sistemi, idari yapı, toplumsal referans değerleri ise yerli yerinde duruyor. Durmaya çalışıyor desek daha isabetli olur.
Üretim faktörlerinin arzına bağlı olarak, kıtlığıyla sınırlı bir iktisadi yapı, modern toplumu sınırlamakla, hakların ve yükümlülüklerin dengeli olduğu çift yönlü muhasebe sistemiyle kendini açıklıyor ve savunuyordu. Bilgi toplumu, bir eşik atlama olarak görünse de arkaik kıtlık referansına hizmet etti. Şimdilerde gelişen bilgi işlem uygulamaları, silah sistemleri, kentleşme dinamikleri, yeni ve asimetrik bir dengeyi/dengesizliği geçerli kılıyor.
ABD-İran savaşında ortaya çıkan asimetri ile bir bilgisayar işletim sisteminin patent sahibi, savunma sanayinde farklı bir yaklaşımla üretilen silah sistemleri, imar revizyonlarıyla ortaya çıkan rant ötesi fonlar birbirlerinden bağımsız konular değil aslında.
Öyleyse…
Hayy’dan gelip Hu’ya Giden Bir Birikim Modeli Olarak Rant Benzeri (Quasi-Rent) yazısına devam et
2008 krizinden sonraki finansal genişleme sona erdi. Piyasa ekonomisinin bayraktarlığını yapan ABD artık parasını da piyasasını da koruma duvarlarıyla örmeye başladı. Dolar, faiz artırımlarıyla, mal piyasası, gümrük vergileriyle savunulacak.
Şimdilerde sık kullanılır oldu: Sanayi 4.0. Yani dördüncü nesil sanayi üretimi; ürün ve süreç yeniliklerinde dördüncü dönem anlamında. Buhar teknolojisinden başlayıp, mekanik, fordist, elektrik teknolojisi kullanılan ürün ve üretim süreçlerinden, elektronik ve dijital endüstriye, oradan da yapay zekâya uzanan değişimin son aşamasına bu ad veriliyor.
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.
Başta ekonomi eğitimi olmak üzere birçok alan sanayi sektörünün gelişimini önceliklendirir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde “sınaî kalkınma hamlesi” iktisatçılardan siyasetçilere kadar herkesin diline pelesenk olmuş ezberlerlerden biridir. “Kalkınma iktisadı” gibi alanlarda çalışanlar için, tarım ve hizmet sektörleri hak ettiği ilgiyi göremeyebilirler. Bugünün dünyasında ve bugünün Türkiye’sinde sektörlerin ağırlıklarını arada bir gözden geçirmek gerekir.
Dövizle ilgili değerlendirmelerin yoğunlaştığı son dönemde, olanları daha kalıcı şekilde anlayabilmek için bazı değişkenleri geriye dönük hatırlamak gerekiyor.
Türkiye ekonomisindeki gelişmeler dünyadan ayrışmaya başladı. Ama bu kopuş tek başına bir ayrışma değil. Dünyadaki kamu finansmanının gevşetilmesi, kredi musluklarının açılması sonucunda oluşan ve Çin, Hindistan gibi bazı ülkelerle birlikte yaşanan blok kopuşlardan biri… Dünyayı bir ekonomi laboratuarı haline getiren, dört mevsimi bir arada yaşatan gelişmelerin gidişi, aradan ilk ve son baharı atıp, ya yaz ya da kış mevsimini tercihe zorlatacak gibi. 
Yanlış hatırlamıyorsam lisans eğitimi sırasında, nükleer silahlanmanın etkileri ile ilgili bir kompozisyon yazmamız istenmişti. Yaşımız itibariyle muhtemelen bir parça marjinal görüşler yazıp ukalalık yapmak gayretiyle, “nükleer silahlanma yarışı barışı korumaya yardımcı olur” diye yazmış “çünkü çift kutuplu bir dünyada hiçbir ülke bu boyutta yok edici silahları kullanmaya cesaret edemez” diye de devam etmiştim.