Tam da “bayram değil seyran değil…” durumu. Uluslararası derecelendirme kuruluşları Türkiye’ye teveccüh gösteriyor! Aynı kuruluşların krizden önce batan bankalara tam not vermiş olduğunu hatırlamazsak son derece olumlu bir gelişme.
II. Dünya Savaşı sonrası “yeni dünya düzeni” ve yeni ekonomik konseptin oluştuğu yıllarda, Türkiye de dışa açık bir ekonomi politikasına adım atıyordu. Şimdi de krizin etkilerinde azalmanın başlayacağı söylenen günlerde (post-crisis era) yeniden İstanbul’da toplanılıyor. Dünya Bankası Grubu ve IMF Yıllık Toplantısı 6–7 Ekim 2009 tarihinde İstanbul’daki yapılmış olacak. Ama bana göre asıl kritik konu 5 Ekim günü yapılacak seminerler. Seminerlerin ortak başlığı: “Krizden sonra”. Bu başlık altında düzenlenen seminerlerde kriz sonrasında uygulanacak yeni finansal sistem tartışılacak. IMF İstanbul’da kendi evinde; Ankara, İstanbul Deplasmanında yazısına devam et
Açılımla ilgili konular tartışılırken konunun ekonomik boyutunu da gözden kaçırmamak gerekir. Bunu yaparken, demokrasinin gelişimi ile piyasa ekonomisinin yerleşikliği arasında bilinen bağlantıları tekrarlamaya gerek var mı, bilmiyorum. Ama açılımın dolaylı da olsa bir “gelir dağılımı” meselesi olduğu ortada.
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararname ile 31.12.2009’a kadar birleşen KOBİ’lerin kurumlar vergisi oranı Bakanlar Kurulu tarafından indirim hakkının tamamı kullanılarak yani %75 oranında azaltılarak %20’den %5’e indirildi. Ancak, bu avantajdan yararlanmak isteyenlerin bazı şartları yerine getirmesi gerekiyor.
Kocabaşlar bir haftadır “açılım” mı “saçılım” mı karar veremezken ve gelişmeler de ekonomik gündemden rol çalarken durum “kaçınım” haline geldi. Ama piyasa ekonomisi hala krizden çıkış senaryolarını emanet ettiği kâhinlere ihtiyaç duyduğuna göre, önümüzde uzun bir yol var demektir.
Ağayla marabası, ağanın en güzel atının koşulduğu en süslü arabayla kasabaya inmektedirler. Ağa arabadadır, maraba ise arabanın yanında yürümektedir. Yerde taze bir tezek kümesi görürler. Üzerinde sineklerle etrafa koku salmaktadır. Ağa, marabasıyla alay etmek ister. ‘‘Maraba’’ der, ‘‘şu tezeği ye, atla araba senin, sen bineceksin, ben yürüyeceğim.’’ Maraba ata bakar, arabaya bakar. Ağaya da zaten gıcıktır. Oturur, midesi bulana bulana tezeği yer.
Geçen hafta Ali İhsan Ağar’ı arayıp bu hafta yazamıyorum dediğimde, “Hayırdır Hocam ner’desin?” diye sordu. Beşiktaş çarşısındaydım. Bir gece önce yarı finalde Almanlara mağlup olan Milli Takım, futbolu gündem yaptığından olsa gerek, Ali İhsan Bey, şaka yollu “Hocam daha iyi, futbol yaz” dedi. Hava sıcaktı, şimdi internet bağlantısı falan deyip işi yokuşa sürdüm. Sağ olsun anlayış gösterdi.