Kategori arşivi: Makro Ekonomi

Şimdi Yolsuzluk Zamanı…

Küresel ekonomik krizin, uluslararası denetim örgütlerinin yeterli uyarıda bulunmaması ile su yüzüne çıktığını biliyoruz. Banka ve benzeri kredi yaratan kurumların kredi risklerini doğru değerlendirip, kamuoyunu aydınlatma işlevlerini yeterince yerine getirmeyen birçok kuruluş, krizden sorumlu tutuluyor. Bağımsız denetim kuruluşlarının daha önce de -münferit olsa da- yatırımcıları zarara uğratmaktan sorumlu tutuldukları olaylar hatırımızda olmalı.

“Bugün yolsuzluk olaylarının boyutları veya yolsuzluktan anlaşılan nedir?” sorusunun cevabı konusunda geniş bir mutabakat var. Bir kere, özellikle Türkiye gibi kamu kesiminin ekonomik ölçek olarak yaygın olduğu ülkelerde, yolsuzluğun -alışılageldiği şekilde- devlet üzerinden tanımlanması alışkanlığı değişmeli.

Aslında değişti de.

Uluslararası tarafsız örgütlerin yaptığı araştırmalar ve yayınladıkları raporlar, yolsuzluğun özel sektörde de yoğun şeklide gündemde olduğunu gösteriyor. Nitekim bilhassa kriz döneminde iç denetim ve maliyet kontrolü faaliyetleri arttıkça daha çok olay gün yüzüne çıkmaya başladı. Şimdi Yolsuzluk Zamanı… yazısına devam et

Öncelikli sektörler…

Başta ekonomi eğitimi olmak üzere birçok alan sanayi sektörünün gelişimini önceliklendirir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde “sınaî kalkınma hamlesi” iktisatçılardan siyasetçilere kadar herkesin diline pelesenk olmuş ezberlerlerden biridir. “Kalkınma iktisadı” gibi alanlarda çalışanlar için, tarım ve hizmet sektörleri hak ettiği ilgiyi göremeyebilirler. Bugünün dünyasında ve bugünün Türkiye’sinde sektörlerin ağırlıklarını arada bir gözden geçirmek gerekir.

Türkiye ekonomisi de hem literatür hem de gelişim çizgisi bakımından aynı yollardan geçti.  Geçtiği için de en güncel haliyle ekonomik faaliyetleri  “reel sektör”, “mali sektör” olarak ayırdı. Bu bölümlendirme mali sektörü nerdeyse ikinci sınıf olarak gördüğü için yeterli değil. En iyisi bugünün dünyasında tarım ve hizmet sektörlerinin artan önemine göre, yine klasik sınıflandırmaya geri dönmek: Tarım, sanayi ve hizmetler üçlemesini kullanmak.

Gelişmekte olan ülkelerin nüfusları hızla artıyor. Zaten Çin ve Hindistan yanına Rusya’yı eklerseniz dünyanın yarısı! Gelirleri ve nüfusları arttıkça tüketim kalıpları da değişiyor. On yılda bir kendisini ikiye katlayan Asya’nın tarım ürünleri ve enerjiye olan talebi her halükarda artıyor, artacak. Hizmet sektöründe de sınaî erişkinlik sonrasında kendi içinde işlek bir altyapı oluşuyor.   Öncelikli sektörler… yazısına devam et

Dövize Neler Oluyor?

Dövizle ilgili değerlendirmelerin yoğunlaştığı son dönemde, olanları daha kalıcı şekilde anlayabilmek için bazı değişkenleri geriye dönük hatırlamak gerekiyor.

Her şeyden önce sadece kriz döneminde değil, krizden önce de para değerleri toplu halde değer kaybediyordu. Kurların tümüyle değer kaybetmesi karşısında, birbirlerine göre değer kaybetmemesi özellikle küçük tasarrufçu bakımından yorumlanması güç bir süreç. Yani, Amerikan Doları diğer paralar ve TL karşısında değer kaybettiğinde tasarruf sahibi biliyor ki; ABD Doları değer kaybediyor. Ancak, uluslararası ticari rekabet, özellikle reel sektör, döviz kurlarının birbirlerine oranından yani pariteden etkilendiği için, bütün ulusal para birimlerinin aynı anda değer kaybetmesi teorik olarak -en azından ilk bakışta- mümkün görünmüyor.

Sorun şu ki; toplu değer kayıplarının anlamı, paraların birbirlerine göre değer kaybetmesi değil, her bir ulusal para biriminin kendi iç pazarında alım gücünün düşmesi. Uzun lafın kısası, enflasyon yaratmak yoluyla parasını devalüasyona zorlamak. İç pazarda enflasyonun yol açtığı değer kaybı sayesinde, dış pazarlarda dolaylı devalüasyon sağlamak. Dövize Neler Oluyor? yazısına devam et

Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim

Yeşil EkonomiAvrupa ekonomileri, özellikle Yunanistan’la ilgili riskler gerçi tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Ama Türkiye ihracatının yarısını Euro bölgesine yönlendirdiğine göre, Avrupa’daki risk primlerinin artmasının ekonomimiz üzerindeki etkisi çok daha dolaysız. Diğer yandan Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerinin coğrafi ve siyasi anlamda kendine özgü bir tarzı var. Yani Yunanistan’ın durumu Türk ekonomisi için çok daha özel.

Artık herkes ezbere biliyor: Euro alanındaki sorunun ortaya çıkış biçimi kamu maliyesindeki dengesizlikler ya da borçluluk durumu oldu. Fakat tartışmaları izleyenler görecektir ki, ekonomilerin birbirlerine son derece entegre olduğu bir bölgede herhangi bir borç ödeyemezlik sorununun telaffuz edilmesi dahi çok korkunç. Çünkü ortada bir ödeme-tahsilât probleminin ötesinde, tüm bir Euro sisteminin çökme riski var.

Şimdi bu tabloya biraz daha yakından bakalım. Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim yazısına devam et

Fiyatlarda Devletin ve Küresel Ekonominin Belirlediği Yeni Patikaya Girildi

Merkez Bankası’nın Ocak–2010 Enflasyon Raporu hafta içi açıklanan rakamların habercisiydi. Fiyat artış seviyesinin beklenenin üzerinde olması, 2010 yılı için bazı değişkenlerin nasıl şekilleneceğini tahmin etmemizi sağlayabilir.

Bölge ekonomisi bakımından tarım ürünlerinin fiyatları çok önemli. Bu yıl tarım sektörü ile ilgili iki müjdeli haber var ki; hem tarım üretiminde hem de tarım ürünlerinin fiyatlarında artış bekleniyor. Bu yılın fiyatları gelecek yılın üretimini artıracağı için ilk akla gelen gelecek yılın ürün fiyatlarında düşüş eğiliminin belireceği olurdu. Bu kez sanırım alışılagelmiş tablo belirmeyecek.

Fiyat artışlarında son aylarda yapılan vergi bazlı zamların etkisi büyük. Hatta yıllık fiyat artışına yakın oranda artışların tek bir ayda vergi nedeniyle görüldüğü bir dönemdeyiz. Kamunun bütçe dengesini sağlamaya yönelik çabaları kapsamında yapılan artışların devam etmeyeceği varsayımıyla dahi, yıl içinde enflasyon oranında sadece vergi nedeniyle %1,5’luk bir artış öngörülüyor. İyimser olduğunu düşündüğüm bu tahmin bile, hedef enflasyon oranına göre çok yüksek. Fiyatlarda Devletin ve Küresel Ekonominin Belirlediği Yeni Patikaya Girildi yazısına devam et

Ekonomide İki Farklı Türkiye

Gelir dağılımı iktisatçılar için “tatsız” bir konu haline geldi. Kimse yüzünü bölüşüme ilişkin gerçeklere çevirmiyordu, bir de baktık Amerika’da bu kriz nereden çıktı diye düşünenler çaktırmadan “aslında gelir dağılımı da önemli bir konu” diye konuşmaya başladı. Biz de bu sayfadan özellikle “kişisel gelir dağılımı” yani nüfus gruplarının gelirden aldıkları paylar itibariyle eşitsizliklerin boyutuna değindik.

Gerek gazetede gerekse iktisadivizyon.com sitesinde okuyucuların bölüşüm politikalarına gösterdiği ilgi oldukça sevindiriciydi. Sorun şu ki; Gelir dağılımına ilişkin görüş ve önerilerin önemli bir bölümü “bölüşüm sorunu”nun iktisat politikasının isteğe bağlı adeta fantastik ilgi alanlarından biri haline geldi. Ekonomide İki Farklı Türkiye yazısına devam et

Kusura bakmayın ama bu kriz savaş çıkarır!

Soğuk Savaş yoksa hiç bitmedi mi?Yanlış hatırlamıyorsam lisans eğitimi sırasında, nükleer silahlanmanın etkileri ile ilgili bir kompozisyon yazmamız istenmişti. Yaşımız itibariyle muhtemelen bir parça marjinal görüşler yazıp ukalalık yapmak gayretiyle, “nükleer silahlanma yarışı barışı korumaya yardımcı olur” diye yazmış “çünkü çift kutuplu bir dünyada hiçbir ülke bu boyutta yok edici silahları kullanmaya cesaret edemez” diye de devam etmiştim.

O vakitler son demlerini yaşayan Doğu Bloğu ile başını ABD’nin çektiği Batı, nükleer silahlanma yarışındaydı. Zaman zaman, iki bloğun sahip oldukları silahları kullanmaları halinde menzillerinin nerelere kadar ulaşacağı, hangi kentlerin bir anda yok olabileceği gazetelerde hem de renkli grafiklerle gösteriliyordu. Bering Boğazı ile Alaska sınırlarında gösterilen SSCB denizaltılarından atılacak bir füzenin Washington’a hangi hızla ulaşabileceği; radarda tespit edilen bir Rus füzesine karşılık ateşlenecek bir ABD füzesinin diyelim ki Moskova’daki insan yaşamını nasıl sona erdireceği konusu özellikle yaz aylarında haber sıkıntısına düşen gazetecilerin, olası bir Türk-Yunan savaşından sonraki ilk akla gelen konusuydu. Kahvehanelerde, emekli amcalar siyasi eğilimlerine göre kül tablasını Varşova Paktı, sigara paketini NATO kuvvetleri olarak resmeder; çakmak Rus denizaltısı olur, attığı balistik füze Manhattan’ın ortasına düşünce, sigara paketi masadan alınıp sehpanın üzerine konulurdu. Kusura bakmayın ama bu kriz savaş çıkarır! yazısına devam et

Yabancılara “Sıfır Stopaj” Uygulamasına Dokuz Ay Süre

Anayasa MahkemesiAnayasa Mahkemesi, yabancıların finansal yatırım araçlarından elde ettiği kârlara sıfır stopaj uygulamasını iptal etti. İptal edilen düzenlemeye göre, hisse senedi dışındaki işlemlerden yerli yatırımcılardan %10, yabancı yatırımcılardan ise sıfır oranında stopaj kesintisi yapılıyordu.

Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre, hükümet sıfır stopaj uygulaması konusunda yeni bir düzenlemeyi dokuz aylık süre içerisinde tamamlamak zorunda. Süre tamamlanmadan önce, hükümetin ya yabancıların işlemlerine de stopaj uygulamasına gitmesi, ya da yerli yatırımcının da sıfır oranından yararlanabilmesini sağlaması gerekiyor. Yabancılara “Sıfır Stopaj” Uygulamasına Dokuz Ay Süre yazısına devam et

Borsa yükseliyor mu yoksa ısınıyor mu?

bigstockphoto_stock_market_crash_46302[1]Ekonominin %10’dan fazla küçüldüğü bir dönemde borsa endeksinin iki kattan fazla artması tartışmaları beraberinde getirdi. Borsa ile ilgili güncel yorumlara bakılırsa birkaç görünür neden yok sayılmaz. Ama aslında küçük yatırımcının mağdur olması için gerekli tüm şartların oluştuğu bu dönemde, borsa gerçekten yükseldi mi yoksa şişti mi bunu tartışmak gerekir. Ne de olsa bizde borsa ancak 1980’li yılların ikinci yarısında faaliyete geçebildiği için, sadece endeks değeriyle İMKB’yi tartışmak hatanın en büyüğü olur.

Borsanın, şirketlerin halka açılmasına imkan sağlayarak “sermayenin demokratikleşmesi” işlevini sağladığı Batı iktisat tarihi açısından bilinen bir gerçek. Çünkü sanayileşmenin ilk dönemlerinde gelişen pazarlara büyük yatırımlarla ulaşmak isteyen sanayiciler, borsayı, şirketlerini halka açarak finansman sağlama amacıyla kullanmışlardır. Bu sayede küçük yatırımcı firmaların artan karlılıklarından nemalanmış, aynı zamanda firmalarının yatırımlarını da finanse etmişlerdir. Borsa yükseliyor mu yoksa ısınıyor mu? yazısına devam et

Merkez Bankası Bu Kez Hedefi Tutturacak Gibi!

durmus-yilmaz-dan-ozelestiri_b[1]2006 yılından bugüne hedeflediği enflasyon oranını tutturamayan Merkez Bankası, enflasyon hedefleri konusunda 2009 yılı sonu itibariyle rüştünü ispat etmeye hazırlanıyor.

Uluslararası kuruluşların övgüsünü kazanan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyon hedefinin %10’un altında bulunduğu 2009, 2010 ve 2011 yıllarındaki hedeflerin tutması için kamu açıkları gibi pek çok konuya dikkat çekmişti. Merkez Bankası Bu Kez Hedefi Tutturacak Gibi! yazısına devam et