Avrupa’daki borç sorununun yayılma riski Euro’yu derinden sarsıyor. İhracat pazarımızın ilk sırasında yer alan Euro Bölgesi’nin ekonomik durumu Türkiye için çok önemli. İlk olarak bu bölgenin para birimindeki değer kaybı, zaten yeterince değer kazanan TL’nin değerini artırıp, ihracatı baltalıyor. İkincisi, doların değer kazanmasına yol açarak, hammadde ithalatındaki zorunlu harcamanın TL cinsinden değerini artırıyor.
Türkiye’nin ihracat para birimi öncelikle Euro, ithalatta ise Dolar’ın önemli bir ağırlığı var. Dolayısıyla, Türkiye için olabilecek en kötü kur kompozisyonu, Euro’nun değer kaybedip, Dolar’ın değer kazanması olgusunun aynı anda gerçekleşmesidir. Dolar’ın devlet borçlarının kompozisyonundaki ağırlığını ve değer kazanmasının milli gelirin döviz cinsinden hesabındaki moral etkisini dikkate aldığımızda konu bambaşka bir nitelik kazanıyor.
Bu tablodan hareketle, Türkiye ekonomisinin yönetiminde bazı kritik anlayış değişikliklerinin değerlendirilmesi gereği ortaya çıkıyor. Belli ki bundan sonra, kamu maliyesinin durumu -özellikle borçlanma değerleri- dünya ekonomisi bakımından yeniden gözde bir değerlendirme aracı olacak. Dengeli Bir Ekonominin Tarifi Değişiyor yazısına devam et
Küresel ekonomik krizin, uluslararası denetim örgütlerinin yeterli uyarıda bulunmaması ile su yüzüne çıktığını biliyoruz. Banka ve benzeri kredi yaratan kurumların kredi risklerini doğru değerlendirip, kamuoyunu aydınlatma işlevlerini yeterince yerine getirmeyen birçok kuruluş, krizden sorumlu tutuluyor. Bağımsız denetim kuruluşlarının daha önce de -münferit olsa da- yatırımcıları zarara uğratmaktan sorumlu tutuldukları olaylar hatırımızda olmalı.
Başta ekonomi eğitimi olmak üzere birçok alan sanayi sektörünün gelişimini önceliklendirir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde “sınaî kalkınma hamlesi” iktisatçılardan siyasetçilere kadar herkesin diline pelesenk olmuş ezberlerlerden biridir. “Kalkınma iktisadı” gibi alanlarda çalışanlar için, tarım ve hizmet sektörleri hak ettiği ilgiyi göremeyebilirler. Bugünün dünyasında ve bugünün Türkiye’sinde sektörlerin ağırlıklarını arada bir gözden geçirmek gerekir.
Dövizle ilgili değerlendirmelerin yoğunlaştığı son dönemde, olanları daha kalıcı şekilde anlayabilmek için bazı değişkenleri geriye dönük hatırlamak gerekiyor.
Avrupa ekonomileri, özellikle Yunanistan’la ilgili riskler gerçi tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Ama Türkiye ihracatının yarısını Euro bölgesine yönlendirdiğine göre, Avrupa’daki risk primlerinin artmasının ekonomimiz üzerindeki etkisi çok daha dolaysız. Diğer yandan Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerinin coğrafi ve siyasi anlamda kendine özgü bir tarzı var. Yani Yunanistan’ın durumu Türk ekonomisi için çok daha özel.
Merkez Bankası’nın
Gelir dağılımı iktisatçılar için “tatsız” bir konu haline geldi. Kimse yüzünü bölüşüme ilişkin gerçeklere çevirmiyordu, bir de baktık Amerika’da bu kriz nereden çıktı diye düşünenler çaktırmadan “aslında gelir dağılımı da önemli bir konu” diye konuşmaya başladı. Biz de bu sayfadan özellikle “kişisel gelir dağılımı” yani nüfus gruplarının gelirden aldıkları paylar itibariyle eşitsizliklerin boyutuna
Yanlış hatırlamıyorsam lisans eğitimi sırasında, nükleer silahlanmanın etkileri ile ilgili bir kompozisyon yazmamız istenmişti. Yaşımız itibariyle muhtemelen bir parça marjinal görüşler yazıp ukalalık yapmak gayretiyle, “nükleer silahlanma yarışı barışı korumaya yardımcı olur” diye yazmış “çünkü çift kutuplu bir dünyada hiçbir ülke bu boyutta yok edici silahları kullanmaya cesaret edemez” diye de devam etmiştim.
Anayasa Mahkemesi, yabancıların finansal yatırım araçlarından elde ettiği kârlara sıfır stopaj uygulamasını iptal etti. İptal edilen düzenlemeye göre, hisse senedi dışındaki işlemlerden yerli yatırımcılardan %10, yabancı yatırımcılardan ise sıfır oranında stopaj kesintisi yapılıyordu.
Ekonominin %10’dan fazla küçüldüğü bir dönemde borsa endeksinin iki kattan fazla artması tartışmaları beraberinde getirdi. Borsa ile ilgili güncel yorumlara bakılırsa birkaç görünür neden yok sayılmaz. Ama aslında küçük yatırımcının mağdur olması için gerekli tüm şartların oluştuğu bu dönemde, borsa gerçekten yükseldi mi yoksa şişti mi bunu tartışmak gerekir. Ne de olsa bizde borsa ancak 1980’li yılların ikinci yarısında faaliyete geçebildiği için, sadece endeks değeriyle İMKB’yi tartışmak hatanın en büyüğü olur.