Kategori arşivi: Makro Ekonomi

Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi

Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan krizi en ince ayrıntılarına kadar izledik maalesef. Türk devleti elbette misliyle cevap verme konusunda gereğini yapacaktır. Bu konuda muhalefetin de halkın da desteği sonsuz.

Biliyorsunuz, yabancı ülkelerle ilgili bir sorun olunca bazı köşe yazarlarımız kendi düşüncelerini Amsterdamlı taksiciye söyletmeyi tercih ederler. Yahut oradaki bir akrabalarının yaşadığı zorluklar üzerinden Türkiye’nin aslında ne kadar müreffeh, Batı’nın ise aslında ne kadar geri kalmış olduğunu aktarırlar. Bu defa ne taksiciye ne de akrabaya ihtiyaç duyuldu. Politikacılar ekranlar önünde şovlarını yaptılar.

Wilders namındaki, ırkçı olduğuna dair en ufak şüphe uyandırmayan bir ‘lider’ (epey oy potansiyeli olduğu da anlaşılıyor) Türk, İslam, Kuran-ı Kerim, göçmen düşmanlıklarının tümünü bir paragrafa sığdırabilecek kadar kompakt bir faşistmiş. Türkiye neredeyse kuruldu kurulalı hep bir seçim arifesinde yahut bir gerilimin ortasında olduğu için halk yüksek tansiyona alışıktır. Dolayısıyla kalabalıkların toplanması ve dağılması daha hızlı olabiliyor. Ama Hollandalılar velev ki genel seçim Wilders’in aleyhine neticelensin böylesi bir gerilimi kaldırabilir mi? Emin değilim. Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi yazısına devam et →

‘Robotlar vergilendirilsin’ derken…

Bill Gates’in bir kaç hafta önce ortaya attığı fikir enteresan… Bizzat robotlardan vergi alınamayacağına göre ‘robot kullanıcılarından alınsın’ anlamına geldiği çok açık. Peki hangi robotlardan? Ticari ve sınai kazanç elde etmede kullanılanlardan mı? Yoksa diyelim ki evlerde basit hizmetleri görmekte kullanılan ve daha da yaygınlaşacağı anlaşılan robotların sahipliğinden mi vergi alınacak?

Teknolojinin geldiği düzey vergilendirmede bazı yeni vergi kaynaklarının keşfini içeriyor olabilir. Yine de Gates’in işaret ettiği düzeyde olmasa da üretimde robot kullanımı artarak devam ettiği için robotların vergilendirmeye esas bir unsur hâline gelmesi pratikte mümkün görünmüyor. Zira, robot kullanılarak elde edilen ürünün satışıyla ortaya çıkan ticari kazanç zaten vergilendiriliyor. Haberi doğru okursak, ‘robotların vergilendirilmesi istihdamdan çektiği insan unsuru oranında olmalı’ imasını gözden kaçırmayalım. ‘Robotlar vergilendirilsin’ derken… yazısına devam et →

2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak?

Henüz rakamlar yayımlanmadı ama 2016’nın son iki çeyreği ekonomide resesyon sınırına yaklaşan bir performans sergiledi. Resesyon ya da durgunluğun resmî tanımı, bir ülke ekonomisinin iki çeyrek üst üste negatif büyüme göstergesine sahip olmasıdır.

2016 yılına başlarken bir önceki yılın bakiyesi olarak gelen iki seçimin ve Rusya ile yaşanan problemin etkileri varlığını hissettiriyordu. En büyük sorun elbette ki darbe girişiminin tetiklediği belirsizlikler oldu. Daha ölçülebilir ve tartışmasız iki sorun kümesine, döviz kurundaki sıçrama ile AB ile tam üyelik müzakerelerinin askıya alınması da dâhil edilmelidir.

Peki, 2017’de bizi neler bekliyor?

2017 yılındaki olası ekonomik şartlar arasında kurun enflasyon üzerinde yaratacağı baskıyı ilk sıraya yazmak gerekir. Geride kalan on yıllık dönemde AB ile tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra artan bir ivmeyle devam eden sermaye girişinin aynı boyutlarda artmayacağını önemli bir üst başlık olarak not edelim. 2017 yılının büyüme rakamları 2016’nın düşük bazı nedeniyle beklenenden daha iyi bir düzeyde oluşacaktır. Kurun ithalatı kısıtlayıcı etkisini de dış açığı azaltan, ödemeler dengesini bir nebze de olsa rahatlatan unsurlara eklemeliyiz. 2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak? yazısına devam et →

Bir Dış Mihrak Daha: ABD Doları

Merkez Bankası ekranında ABD Doları alış fiyatının 3,4524 satışın da 3,4586 göründüğü bu satırların yazıldığı sırada* fırtına dinmişti. Her şeye rağmen “gelişmekte olan” ülkeler arasında Dolar karşısında en fazla değer yitiren para Türk Lirası… Son atak karşısında yürütülen kampanyanın Doların ateşinin sönmesinde etkisi olabilir. Hazır toz bulutu dağılmışken serinkanlı değerlendirmeleri öne çıkarmak ve altını çizmek gerekiyor.

Yorumlar bir yana bırakılırsa, Türkiye ekonomisinin döviz cinsinden kaynak ihtiyacını iyi ölçen resmi ölçülerden birine başvuralım: Uluslararası Yatırım Pozisyonu. Bir Dış Mihrak Daha: ABD Doları yazısına devam et →

Büyük Projelerin Finansmanı

Bayram tatilinden önce Gebze-Yalova arasındaki Osmangazi Köprüsü hizmete açıldı. Köprünün devamı niteliğinde Orhangazi’ye kadar uzanan otoyol kısa süre önce açılmıştı. Yapılan hesaplamalara göre köprü ve otoyolla ilgili ihalelerde firmalara bazı garantiler verildiği biliniyordu. İkincil bir kaynaktan günlük 40 bin araçlık geçiş garantisi verildiğini okudum. Bu teminatın anlamı, yeterli geçiş sayısı yani hasılat sağlanmazsa aradaki farkın Hazine’den karşılanacağı.

Sırada yıl sonuna kadar açılması planlanan Üçüncü Köprü ve Tüp Geçiş projeleri var. Büyük projelerde hasılat garantisi verilmeyen hallerde Hazine Garantisi veriliyor. Projeleri inşa ederken finansman sıkıntısına düşen firmaların finansal kuruluşlara karşı yükümlülükleri yine Hazine tarafından yerine getirilecek. Bu noktada Hazine Garantisi verilmesi, ihale sürecinden sonra yasalaştığı için en hafifinden rekabet eşitsizliği yaratmış oldu. Büyük Projelerin Finansmanı yazısına devam et →

Piyasa, panik psikolojisinden çıkmalı

imf ne yapmak istiyor?Bu satırlar kaleme alınmadan iki saat önce Merkez Bankası’ndan gelen ‘Basın Duyurusu’ mail hesabıma düştü. Merkez Bankası’nın politika faizini değiştirmediğine dair kararı, piyasalarda iki ayrı etkiye yol açtı. TL’den ABD Doları’na doğru olan hareket güçlendi. Diğer bir algı da Merkez’in enflasyon konusundaki duruşunun netleştiği anlaşıldı.

Evet, Merkez Bankası Eylül ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 8,25’te sabit bıraktı. Kararın ardından dolar yükselişe geçti ve 7 ayın zirvesini gördü. Her ne kadar Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olsa da maliyetler üzerinde ciddi bir etkide bulunan bu türden açıklamalar, sanki sürprizmiş gibi yansıtılabiliyor. Piyasa, panik psikolojisinden çıkmalı yazısına devam et →

Riskler arttı…

recession-2[1]Dolar Kuru’nda geçtiğimiz haftadan bu yana devam eden ki yükselme dikkat çekici. Bir çok faktör aynı anda döviz üzerinde baskı kurmaya başladı. Fakat bugüne dek en çok bahsedilen özel sektörün döviz cinsinden yükümlülüklerinde şimdilik sorun görünmüyor. Son dönemde özel sektör, döviz borçlanmasında frene bastı.
Irak’taki güvenlik problemi, Rusya ile Ukrayna arasındaki sorun, İsrail-Filistin sorunu, Arjantin’in iflasını açıklaması, her biri başlı başına sorunlar.  ABD’den gelen verilerin olumlu seyretmesi ile öne çekilebilecek parasal geri çekilme kararları da cabası. Bir araya geldiklerinde gelişen ekonomilerin tamamı için sorun oluşturacak yatırım kararları, Türkiye’yi ne dereceye kadar etkileyecek? Şimdilik belirsiz.

Riskler arttı… yazısına devam et →

Kırılganlık Vurgusu Artıyor…


imf
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.

Kırılganlık Vurgusu Artıyor… yazısına devam et →

İstikrarlı yavaşlama…

Gelişmekte olan ekonomilerde yavaşlama sinyalleri istikrar kazandı. Bugün bir sürpriz haber gibi yinelenen gelişmenin kaynağını 2008 krizine kadar götürmek mümkün. Gündelik haberleri bir yana bırakalım. 2008 krizi öncesinde, Dünya’daki tüm Merkez Bankaları’nın piyasadaki likiditeye esas bilanço toplamı 8 Trilyon Dolar iken, bugün 14 Trilyon Dolar. 2008 sonundan bugüne Dünya’daki ekonomik aktivite bu oranda artmadığına göre, piyasadaki fazla paranın geriye çekilmesi gerekiyor. Çekilmezse yeni bir balon oluşması kaçınılmaz. Mevcut durumda henüz bir balondan değil “köpük”ten söz edildiği anlaşılıyor. Gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olanlar arasındaki örtülü çekişme de bu noktada başlıyor. Elbette Türkiye tartışmaya dahil.
 
Müebbet muhabbet: “Faiz İndirimi”:
 
Başbakan’ın, “Enflasyon bir sonuçtur. Faiz oranları enflasyonu belirler” mealindeki görüşünü iki ay önce kamuoyu önünde açıkladığını biliyoruz. Bu beyanın ardından Merkez Bankası’nın iki kez faiz indirimi kararı aldığını da. Bugün, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi yeni bir açıklamayla Merkez Bankası faizinin “tefeci faizi” olduğunu söyledi. Bu yazı kaleme alındıktan iki saat sonra açıklanacak olan Para Politikası Kurulu, büyük olasılıkla yüzde yarım  ( elli baz puan)’lık bir faiz indirimi ile sonuçlanacak. 

İstikrarlı yavaşlama… yazısına devam et →