Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan krizi en ince ayrıntılarına kadar izledik maalesef. Türk devleti elbette misliyle cevap verme konusunda gereğini yapacaktır. Bu konuda muhalefetin de halkın da desteği sonsuz.
Biliyorsunuz, yabancı ülkelerle ilgili bir sorun olunca bazı köşe yazarlarımız kendi düşüncelerini Amsterdamlı taksiciye söyletmeyi tercih ederler. Yahut oradaki bir akrabalarının yaşadığı zorluklar üzerinden Türkiye’nin aslında ne kadar müreffeh, Batı’nın ise aslında ne kadar geri kalmış olduğunu aktarırlar. Bu defa ne taksiciye ne de akrabaya ihtiyaç duyuldu. Politikacılar ekranlar önünde şovlarını yaptılar.
Wilders namındaki, ırkçı olduğuna dair en ufak şüphe uyandırmayan bir ‘lider’ (epey oy potansiyeli olduğu da anlaşılıyor) Türk, İslam, Kuran-ı Kerim, göçmen düşmanlıklarının tümünü bir paragrafa sığdırabilecek kadar kompakt bir faşistmiş. Türkiye neredeyse kuruldu kurulalı hep bir seçim arifesinde yahut bir gerilimin ortasında olduğu için halk yüksek tansiyona alışıktır. Dolayısıyla kalabalıkların toplanması ve dağılması daha hızlı olabiliyor. Ama Hollandalılar velev ki genel seçim Wilders’in aleyhine neticelensin böylesi bir gerilimi kaldırabilir mi? Emin değilim. Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi yazısına devam et
Bill Gates’in bir kaç hafta önce
Henüz rakamlar yayımlanmadı ama 2016’nın son iki çeyreği ekonomide resesyon sınırına yaklaşan bir performans sergiledi. Resesyon ya da durgunluğun resmî tanımı, bir ülke ekonomisinin iki çeyrek üst üste negatif büyüme göstergesine sahip olmasıdır.
Merkez Bankası ekranında ABD Doları alış fiyatının 3,4524 satışın da 3,4586 göründüğü bu satırların yazıldığı sırada
Bayram tatilinden önce Gebze-Yalova arasındaki Osmangazi Köprüsü hizmete açıldı. Köprünün devamı niteliğinde Orhangazi’ye kadar uzanan otoyol kısa süre önce açılmıştı. Yapılan hesaplamalara göre köprü ve otoyolla ilgili ihalelerde firmalara bazı garantiler verildiği biliniyordu. İkincil bir kaynaktan günlük 40 bin araçlık geçiş garantisi verildiğini okudum. Bu teminatın anlamı, yeterli geçiş sayısı yani hasılat sağlanmazsa aradaki farkın Hazine’den karşılanacağı.
Bu satırlar kaleme alınmadan iki saat önce Merkez Bankası’ndan gelen ‘Basın Duyurusu’ mail hesabıma düştü. Merkez Bankası’nın politika faizini değiştirmediğine dair kararı, piyasalarda iki ayrı etkiye yol açtı. TL’den ABD Doları’na doğru olan hareket güçlendi. Diğer bir algı da Merkez’in enflasyon konusundaki duruşunun netleştiği anlaşıldı.
Türkiye ekonomisi biriken dış ve iç risklerin etkisiyle zor bir viraja girmek üzere. 2008 krizi sonrasında (2010 ve 2011 yıllarının krizi telafi edici performansı hariç) verimliliğin düştüğü bir ekonomik yapı ile yüzleşmiştik. Son iki yıldır ortalamanın altında bir büyüme hızına rıza göstermeye devam ediliyor.
Dolar Kuru’nda geçtiğimiz haftadan bu yana devam eden ki yükselme dikkat çekici. Bir çok faktör aynı anda döviz üzerinde baskı kurmaya başladı. Fakat bugüne dek en çok bahsedilen özel sektörün döviz cinsinden yükümlülüklerinde şimdilik sorun görünmüyor. Son dönemde özel sektör, döviz borçlanmasında frene bastı.
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.