Bill Gates’in bir kaç hafta önce ortaya attığı fikir enteresan… Bizzat robotlardan vergi alınamayacağına göre ‘robot kullanıcılarından alınsın’ anlamına geldiği çok açık. Peki hangi robotlardan? Ticari ve sınai kazanç elde etmede kullanılanlardan mı? Yoksa diyelim ki evlerde basit hizmetleri görmekte kullanılan ve daha da yaygınlaşacağı anlaşılan robotların sahipliğinden mi vergi alınacak?
Teknolojinin geldiği düzey vergilendirmede bazı yeni vergi kaynaklarının keşfini içeriyor olabilir. Yine de Gates’in işaret ettiği düzeyde olmasa da üretimde robot kullanımı artarak devam ettiği için robotların vergilendirmeye esas bir unsur hâline gelmesi pratikte mümkün görünmüyor. Zira, robot kullanılarak elde edilen ürünün satışıyla ortaya çıkan ticari kazanç zaten vergilendiriliyor. Haberi doğru okursak, ‘robotların vergilendirilmesi istihdamdan çektiği insan unsuru oranında olmalı’ imasını gözden kaçırmayalım. ‘Robotlar vergilendirilsin’ derken… yazısına devam et
Henüz rakamlar yayımlanmadı ama 2016’nın son iki çeyreği ekonomide resesyon sınırına yaklaşan bir performans sergiledi. Resesyon ya da durgunluğun resmî tanımı, bir ülke ekonomisinin iki çeyrek üst üste negatif büyüme göstergesine sahip olmasıdır.
Merkez Bankası ekranında ABD Doları alış fiyatının 3,4524 satışın da 3,4586 göründüğü bu satırların yazıldığı sırada
Bayram tatilinden önce Gebze-Yalova arasındaki Osmangazi Köprüsü hizmete açıldı. Köprünün devamı niteliğinde Orhangazi’ye kadar uzanan otoyol kısa süre önce açılmıştı. Yapılan hesaplamalara göre köprü ve otoyolla ilgili ihalelerde firmalara bazı garantiler verildiği biliniyordu. İkincil bir kaynaktan günlük 40 bin araçlık geçiş garantisi verildiğini okudum. Bu teminatın anlamı, yeterli geçiş sayısı yani hasılat sağlanmazsa aradaki farkın Hazine’den karşılanacağı.
Bu satırlar kaleme alınmadan iki saat önce Merkez Bankası’ndan gelen ‘Basın Duyurusu’ mail hesabıma düştü. Merkez Bankası’nın politika faizini değiştirmediğine dair kararı, piyasalarda iki ayrı etkiye yol açtı. TL’den ABD Doları’na doğru olan hareket güçlendi. Diğer bir algı da Merkez’in enflasyon konusundaki duruşunun netleştiği anlaşıldı.
Türkiye ekonomisi biriken dış ve iç risklerin etkisiyle zor bir viraja girmek üzere. 2008 krizi sonrasında (2010 ve 2011 yıllarının krizi telafi edici performansı hariç) verimliliğin düştüğü bir ekonomik yapı ile yüzleşmiştik. Son iki yıldır ortalamanın altında bir büyüme hızına rıza göstermeye devam ediliyor.
Dolar Kuru’nda geçtiğimiz haftadan bu yana devam eden ki yükselme dikkat çekici. Bir çok faktör aynı anda döviz üzerinde baskı kurmaya başladı. Fakat bugüne dek en çok bahsedilen özel sektörün döviz cinsinden yükümlülüklerinde şimdilik sorun görünmüyor. Son dönemde özel sektör, döviz borçlanmasında frene bastı.
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.
Hükümet tarafından hazırlanan Mali Kural uygulaması Türkiye ekonomisi için devrim niteliğinde bir yenilik olabilir. İlk bakışta karışık gibi görünen bir formülü var ama özetle bütçe açığı ve büyüme arasında matematiksel bir bağlantı kurularak, büyüme oranı %5 esas alınarak, bütçe açığının %1’lik hedef seviyeye yaklaşması öngörülüyor. Büyümenin %5’i aştığı yıllarda biriktirilen fonlar, büyüme %5’in altında kaldığında harcanma imkânına kavuşacak.