Kategori arşivi: Makro Ekonomi

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri

Dün açıklanan bütçe rakamları beklendiğinden daha iyi. Benzer şekilde işsizlikte de zor bir mesafenin aşılmaya başlanacağı düşünülebilir. Türkiye ekonomisi ile ilgili genel kanı, ekonominin, döviz cinsinden ödemelerde kırılganlık taşıdığı. Bu görüşler ifade edilirken hükümet cephesinden de firmaların döviz borçlanma imkânlarının sınırlanması ile ilgili düzenleme yapılacağı beyanı geldi.

Sorun ekonomi yönetimi tarafından incelendiğine göre artık sağlam bir veri seti oluşacak demektir. Bu kapsamda ödemeler dengesi ve döviz cinsinden borç geri ödemeleri konusunda ayrıntılara göz atmak gerekiyor.

Ödemeler Dengesinin Finansman Kalitesine Dikkat!

Ödemeler dengesinde finansman, tanımı gereği zorunlu bir unsur. Kabaca yurtdışına yapılan döviz cinsinden mal ve hizmet satışları ile alışlar arasındaki farkı temsil eden bir denge, zaten finansmanı sağlanmış bir ekonomik hareketi ifade ediyor. Olmuş-bitmiş bir işin nasıl olduğunun anlaşılması ise özellikle bugünlerde bizi finansman kalitesine götürmeli.

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri yazısına devam et

2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak

Küresel ekonomide 2008 krizi sonrasındaki en iyi öngörüler 2018 ile ilgili… Gelişmiş ekonomiler için ortalama %2-3; gelişmekte olanlarda %4-5 civarında büyüme bekleniyor.

Türkiye ekonomisi, sıcak para rüzgârı bakımından 2017’de bu iyimser atmosferden yeterince yararlandı. Türkiye’ye en hızlı para girişi (2002 yılından bugüne) geçtiğimiz yıl yaşandı. Bir önceki yazıda ayrıntılarıyla değindiğimiz yerel ekonomik sorunları tekrar etmeye gerek yok. Sorun şu ki Türkiye ekonomisine yön veren değişkenlerin bir kısmı bölgesel sorunların tehdidi altında.

Jeopolitik, enerji maliyetleri başta olmak üzere döviz kurunu, sermaye girişini, özetle kaynak maliyetini doğrudan etkiliyor. Komşu ülkelerdeki hareketlilik bu bakımdan ekonomi politikasını yakından ilgilendiriyor. 2018’in İran’daki sokak hareketleriyle başlamış olması da bu tezin güçlü olduğunu gösteriyor. 2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak yazısına devam et

Yapay Zekâ – Yatay Zekâ Tartışması Nereye Gidiyor?

Son birkaç aydır bilim ve teknoloji ile ilgili şaşırtıcı haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Bir sabah ‘insan embriyonunda kalp hastalığına yok açan DNA’nın değiştirildiğini, ertesi gün Dünya şartlarını sağlayabileceği düşünülen 7 ayrı gezegenin keşfedildiğini öğreniyoruz.

Facebook’un eski çalışanı Martinez bir adaya taşınıp yapay zekânın 30 yıl içinde “medeniyeti çökertebileceğini” söylüyor. Söz konusu şahıs kendine yetebilen koşulları hazırlayıp günü geldiğinde gerekirse yüzerek bile olsa Kanada’ya geçebileceği Orcas Adası‘na taşınmış. Martinez‘in asıl bombası ‘şu anda demokrasi ile teknoloji yarışıyor, teknoloji önde gidiyor’ demesi. Mart ayında gündeme gelen Bill Gates‘in ‘robotlardan vergi alınsın’ başlıklı talebini hatırlayınız.

Tesla’nın CEO’su Musk‘la Zuckerberg arasında yapay zekâ merkezli tartışma da konunun nereden nereye geldiğini anlatır gibi. Dünya’nın bir tarafı yağmurla hatta açlıkla başedemezken diğer tarafında yapay zekâyla ilgili görüş ayrılıkları yüzünden iki ünlü, medya üzerinden savaş veriyor.

Belli ki Dünya ekonomik bir dönüşümün eşiğinde ve bunun önemli sosyal-siyasal etkileri olacak. Yapay Zekâ – Yatay Zekâ Tartışması Nereye Gidiyor? yazısına devam et

Faizin Lobisi-Hobisi-Fobisi

Türkiye ekonomisinde faiz tartışması 2013 yılından bugüne bazen bir soluk arası verilse de yoğun şekilde devam ediyor. Başbakan Binali Yıldırım‘ın bankacılara ‘son uyarı’ mahiyetinde olduğunu ifade ettiği konuşması konuyu başka bir boyutu ile yine gündeme getirdi. Bankacılara sert ifadelerle ‘reel sektörün sesine kulak vermeleri’, ‘tefecilik yapmamaları’ kamuoyu huzurunda tebliğ edilmiş oldu. Başbakan, aksi halde elbette bir kamulaştırmadan değil ekonomi yönetiminin sahip olduğu enstrümanların kullanılacağından söz ettiğini de ekledi.

Faiz haddi neden yükseliyor?

Hükümetin yılbaşından bugüne ekonomiyi canlandırmak için yaptığı hamleler sonuçlarını gösteriyor. Vergi ve sosyal güvenlik teşvikleri, istihdam kampanyası, Kredi Garanti Fonu aracılığıyla binlerce şirketin kredilendirilmesi, TL’ye dönüş kampanyası, kamu alacaklarının yapılandırılmasında süre uzatımı gibi tedbirler bir bütün olarak özellikle referandum öncesine dek sonuç verdi. Büyüme rakamlarında da beklenen hareketin sağlandığı anlaşılıyor. Ancak, son yayınlanan ekonomik güven endeksindeki aşınma ‘can suyu’nun en azından tüketici düzeyinde devam etmekliğini öngörüyor. Faizin Lobisi-Hobisi-Fobisi yazısına devam et

Yenilikçi Ekonominin Önündeki Fırsatlar ve Tehditler

Sanayi üretimi ve olumlu büyüme istatistikleri moral verse de gündeme kanmayıp, orta gelir tuzağı ve yüksek katma değerli üretim konusunda ısrarcı bir yazar kitlesi olduğu anlaşıldı. Sürdürülebilir büyüme için yapısal reformlar teşhisi çiğnene çiğnene sakız oldu. İçi boşaltıldı. “İhracatta yüksek katma değerli ürün payının artırılması” hedefi ise daha net ve analitik bir bakış açısının eseri gibi görünüyor. Zira Türkiye ekonomisi yetersiz büyürken bile borçlanmaya devam eden bir iktisadi üniteler bütünü.

Şirketlerinden fertlerine ve hatta kamu kesimine kadar taviz vermeksizin hem harcamak, hem de yatırım yapmak istiyoruz. Tasarruf açığı olan bir ekonomide tasarruflarla yatırım miktarı teorik olarak eşit olacağı için borçlanmadan yatırım yapmak mümkün değil. İçeride zaten tasarruf eksiği var iken de bu borcu dışarıdan almak zorunda kalıyoruz. Söz konusu kaynağı borç değil ürün bedeli olarak tahsil etmek daha avantajlı olacağından borç aldığımız mecralara kendi piyasalarında bulamadıkları veya bulsalar da bizim verdiğimiz fiyata ulaşamadıkları ürünleri satmak zorundayız. Bunu başardığımızda borçlanmadan büyüme imkânına kavuşabiliriz. Veriler böyleyken, ekonomik şartlardan daha çok bir zihniyet devrimine ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.

Yenilikçi Ekonominin Önündeki Fırsatlar ve Tehditler yazısına devam et

NATO Zirvesi Sonrasında Artan Riskler

Gündelik ekonomik göstergeler ile biriken riskler arasındaki dengede ibre bugünlerde yine güncel olandan yana. Ancak Türkiye’nin güneyinde kaynayan kazanın açıktan açığa Türkiye aleyhine geliştiğini görmezden gelmek doğru olmasa gerek: NATO Zirvesi’nde ABD’nin talebi doğrultusunda NATO güçleri IŞİD karşısında kullanılacak. Uluslararası güçler IŞİD’den ele geçen bölgeleri eski sahiplerine yani Araplara verecek. Bu arada ABD tarafından IŞİD’e karşı YPG’yi kullanarak sürdürülecek mücadele için söz konusu terör örgütüne teslim edilecek silahların listesi Kongre’ye sunuldu.

Lojistiğinden siyasi karar mekanizmalarında sağlanan örtülü işbirliğine kadar tüm gelişmeler Türkiye’nin güneyinde ciddi bir harekât başlayacağını ve Kuzey Irak’taki sorunların daha fazla silahlandırılmış bir YPG tarafından çözülmek(!) istendiğini gösteriyor. Devamında Türkiye’de tutunmaya çalışan PKK güçlerinin de silah yardımından yararlanacağı aşikâr. Muhtemelen Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden bir YPG-PKK hareketi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki YPG mevzilerine müdahale edeceği de tahmin ediliyor. İşin içine NATO da girdiğine göre BM ile birlikte bölgede yeni bir yapısal değişimin hedeflendiğini ayan beyan görüyoruz.

NATO’nun bu düzeydeki müdahalesini Balkanlar’daki dağı(tı)lma sürecinden anımsıyorum.

NATO Zirvesi Sonrasında Artan Riskler yazısına devam et

Bürokrasi 2.0

Şimdilerde sık kullanılır oldu: Sanayi 4.0. Yani dördüncü nesil sanayi üretimi; ürün ve süreç yeniliklerinde dördüncü dönem anlamında. Buhar teknolojisinden başlayıp, mekanik, fordist, elektrik teknolojisi kullanılan ürün ve üretim süreçlerinden, elektronik ve dijital endüstriye, oradan da yapay zekâya uzanan değişimin son aşamasına bu ad veriliyor.

Bürokrasi 2.0’ derken, Türk bürokrasisinin de sanayide olduğu gibi bir değişimin eşiğinde veya içinde bulunduğunu kastediyorum.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü kapanalı çok oldu

Editör bir dostumun paylaştığı TRT’nin iki harika radyo oyunu zihnimi harekete geçirdi. Dostoyevski’nin Timsah‘ını okumamıştım. Haldun Taner’in radyo uyarlaması müthiş bir taşlama. Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nü okumamın üzerinden de epey zaman geçmişti. Tanpınar’ın güçlü eserlerinden biridir. TRT’nin seslendirmeleri ve genel olarak prodüksiyonu da harika ve kayıtlar tertemiz. Dinlemenizi tavsiye ederim.

Timsah da Saatleri Ayarlama Enstitüsü de belki konuları itibariyle değil ama edebi güçleri bakımından nevi şahsına münhasır eserler. Onlardan önce de sonra da pek çok yazar mesela Franz Kafka, Şato’da; Aziz Nesin, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’da; George Orwell 1984’te; Orhan Kemal, Murtaza’da ‘bürokrasinin hantallığındaki traji-komik ögeleri’ ya da ‘devlet hizmetindeki personelin ‘kraldan çok kralcılığını’ yerden yere vurmuştur.

Ne ki zaman değişti. Bürokrasinin problemleri artık geçen yüzyılda görülenlerden çok farklı… Örneğin bugünün Türkiye’sinde bürokrasiyi düşünürken şahsen aklımı kurcalayan ilk öge hantallık değil, daha çok değişimdir. Yani mesele bürokrasinin niteliğinin ne yöne doğru evrildiği… Bürokrasi 2.0 yazısına devam et

Referandum Sonrası Ekonomi: Kadim Doğu-Batı Tartışmasının İzinde

Referandumun sonuçlanmış olması beklendiği gibi ekonomideki reform beklentilerini artırdı. AGİT’in seçimlerle ilgili olumsuz görüşleri, IMF’in Türkiye’deki büyüme beklentisini düşürmesi, dış Dünya’nın seçimlerle ilgili temkinli beyanları daha çok siyasi motiflere dayalı gelişmeler. Öte yandan Türkiye’de Milli Gelir’in %62’sini üreten 13 büyük kentte Anayasa değişikliğinin kabul görmediğinin anlaşılması ve işsizlik rakamının %13’e ulaşması objektif veriler. Genç işsizlerin %25 oranına dayanması da AK Parti’nin daha referandum gecesi yaptığı özeleştirinin sayısal görünümlerinden biri gibi görünüyor. Sonuçta Anayasa değişikliği halkın çoğunluğu tarafından onaylansa da kentleşmenin ve eğitim seviyesinin yüksek olduğu seçim bölgelerinde aksi yönde güçlü bir eğilim mevcut.

Evet-Hayır Blokları, Doğu-Batı Karşıtlığına Taşınacak

15 Temmuz Darbe Girişimi ertesinde daha yoğun hissedilen ve ancak 2017’nin başından itibaren dengelenmeye başlayan ekonomik sorunlar elbette kentlerde ve turizm bölgelerinde zincirleme bir negatif reaksiyona sebep oldu. Propaganda döneminde yükselen AB eleştirileri, Suriye’de terör örgütüne ve özerk Kürt Bölgesi’ne destek verdiği anlaşılan ABD ve Rusya ile ilişkilerdeki gelgitlerin bazı algı değişimlerine sebep olması doğal. Referandum Sonrası Ekonomi: Kadim Doğu-Batı Tartışmasının İzinde yazısına devam et

Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi

Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan krizi en ince ayrıntılarına kadar izledik maalesef. Türk devleti elbette misliyle cevap verme konusunda gereğini yapacaktır. Bu konuda muhalefetin de halkın da desteği sonsuz.

Biliyorsunuz, yabancı ülkelerle ilgili bir sorun olunca bazı köşe yazarlarımız kendi düşüncelerini Amsterdamlı taksiciye söyletmeyi tercih ederler. Yahut oradaki bir akrabalarının yaşadığı zorluklar üzerinden Türkiye’nin aslında ne kadar müreffeh, Batı’nın ise aslında ne kadar geri kalmış olduğunu aktarırlar. Bu defa ne taksiciye ne de akrabaya ihtiyaç duyuldu. Politikacılar ekranlar önünde şovlarını yaptılar.

Wilders namındaki, ırkçı olduğuna dair en ufak şüphe uyandırmayan bir ‘lider’ (epey oy potansiyeli olduğu da anlaşılıyor) Türk, İslam, Kuran-ı Kerim, göçmen düşmanlıklarının tümünü bir paragrafa sığdırabilecek kadar kompakt bir faşistmiş. Türkiye neredeyse kuruldu kurulalı hep bir seçim arifesinde yahut bir gerilimin ortasında olduğu için halk yüksek tansiyona alışıktır. Dolayısıyla kalabalıkların toplanması ve dağılması daha hızlı olabiliyor. Ama Hollandalılar velev ki genel seçim Wilders’in aleyhine neticelensin böylesi bir gerilimi kaldırabilir mi? Emin değilim. Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi yazısına devam et

‘Robotlar vergilendirilsin’ derken…

Bill Gates’in bir kaç hafta önce ortaya attığı fikir enteresan… Bizzat robotlardan vergi alınamayacağına göre ‘robot kullanıcılarından alınsın’ anlamına geldiği çok açık. Peki hangi robotlardan? Ticari ve sınai kazanç elde etmede kullanılanlardan mı? Yoksa diyelim ki evlerde basit hizmetleri görmekte kullanılan ve daha da yaygınlaşacağı anlaşılan robotların sahipliğinden mi vergi alınacak?

Teknolojinin geldiği düzey vergilendirmede bazı yeni vergi kaynaklarının keşfini içeriyor olabilir. Yine de Gates’in işaret ettiği düzeyde olmasa da üretimde robot kullanımı artarak devam ettiği için robotların vergilendirmeye esas bir unsur hâline gelmesi pratikte mümkün görünmüyor. Zira, robot kullanılarak elde edilen ürünün satışıyla ortaya çıkan ticari kazanç zaten vergilendiriliyor. Haberi doğru okursak, ‘robotların vergilendirilmesi istihdamdan çektiği insan unsuru oranında olmalı’ imasını gözden kaçırmayalım. ‘Robotlar vergilendirilsin’ derken… yazısına devam et