Merkez Bankası verilerine göre kamu bankaları, tüketici için kritik önem taşıyan taksitli kredi kartlarında geçen yıla göre % 96,2’lık artışla tüketimin finansmanında önemli bir rol oynadı.
Kamu Bankaları özel bankaların %1,5 azalttığı kredi kartı finansmanlarına ek olarak, tüketici kredilerinde de %17’lik bir artış sağlayarak ekonomiye destek verdi. Özel bankaların taksitli ticari krediler, tüketici kredileri ve taksitli bireysel kredi kartları kategorilerinin tümünde düşüş görüldü. Kamu Bankaları Olmasa Tüketici Yandı yazısına devam et
Son yazısında (Manisa Haber Gazetesi, 12 Ağustos 2009, “Ekonomi ve Dış Politika“) İktisadi Vizyon köşesine bir soru sorarak pas atan -krizin ortaya çıkardığı cevval köşe yazarı- Sayın İdris Şendil’in pasını göğsümüzde yumuşatalım. Sayın Şendil şirket bilançoları zarar görünürken, borsa endeksinin nasıl olup da yükseldiğini; insanların zarar eden şirketlere niçin ortak olmak isteyebileceklerini açıklamamı rica etmiş. Elimizdeki verilere ve ekonominin gerçeklerine göre bu konuyu analiz edelim.
Manisa’daki sanayi kuruluşlarının yeniden yapılandırılması ile ilgili yazımızda, kamunun verdiği desteklerden yararlanma alışkanlığının yerleşmediğinden bahsetmiştik. Çeşitli kişi ve kurumlardan bu ve benzeri konularda pratik bilgi verilmesi gerektiği yönünde istekler geldi. Ana başlıklarıyla söz konusu desteklerin bir bölümünden bahsetmek istiyorum.
Manisa’daki sanayi kuruluşlarına bir bütün olarak bakmak krizin etkilerini azaltma konusunda birkaç önemli konuyu gündeme getirebilir.
Sanayicilerin çoğu kendilerine gelen yardım taleplerine cevap vermek zorunda. Yerel yönetimler, dernekler, spor kulüpleri sürekli veya arızi olarak, farklı sosyal sorunlarla ilgili olarak işletmecilerin kapısını çalıyor. Firmalar da bu taleplere talep edilen yardım miktarına, sponsorluk konusuna, işletmenin o andaki nakit durumuna göre olumlu ya da olumsuz yanıtlar veriyor. İşletme sahibinin, şirketinden ayrı olarak servetinden ayırdığı fonlarla özel ilgisi olan sosyal konulara göre kaynak ayırması da bir başka yöntem.
Aile şirketleri, gerek dünya gerekse Türkiye’de, ekonomiye %60’dan % 99’a kadar değişen aralıklarda katkıda bulunan işletmeler. Türkiye’de bu oran yaklaşık % 95 düzeyinde. Bugüne kadar makro dengelerde yaşanan yapısal sorunlar, işletmecilerin ve iktisatçıların birinci gündemini oluşturduğu için, mikro düzeydeki sorunların gündeme gelmesi gecikti ve ertelendi. Aile şirketlerindeki yönetim ve iletişim sorunları da, çözümü üzerinde kafa yorulması ertelenen problemlerin başında geliyor.
TOBB’un kampanyası kapsamında yer alan sloganları izliyoruz. “Kimse işini kaybetmesin”, “pazara çık” gibi içeriklerin ortak noktası iç tüketim üzerindeki moral etkisini harekete geçirmek olmalı. İş aleminin ve hane halkının hassas olduğu kriz günlerinde, özellikle iç tüketim üzerinde moral önemli. Kampanya çerçevesinde, iç piyasadaki dinamikler üzerinde bazı görüşleri gözden geçirmek yararlı olabilir.
Geçtiğimiz dört yıl, dünya ve Türkiye ekonomisindeki hızlı büyümenin sarhoşluğuyla geçti. Sarhoşluğun ardından gelen baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik, ‘bir daha mı?’ dedirtirken, yeni dönemin finansal modelini tartışmak gerekiyor. Tüketicinin, hane halkının, firmaların ve kamu kesiminin, iş yönetimi konusundaki gelişmelere ayak uydurması zaman alacak.
Manisa’da yerel kalkınma stratejisi, markalaşma gibi konularda, uzun süredir sessiz sedasız devam eden çalışmalar var. Bunların bir bölümü, Ankara’nın verdiği destekle merkezden yürütülürken bir kısmı da kentin seçilmiş ve atanmış aktörlerinin ortaklaşa çalışmalarıyla şekilleniyor.