Kurban derileri kapışılmayınca şüphelenmeliydik. Herhalde eskiden her yıl tekrarlanan ve bir cumhuriyet klasiği haline gelen “kurban derilerinin yasal olarak hangi kurum tarafından toplanabileceği” tartışmaları da olmayınca “bu işin içinde bir bit yeniği var” demedik. Örneğin “250 TL’ye nasıl kurban kesiliyormuş?” diye soranlara “belki bir yıl önceden sözleşme yaparak, fiyat kontratı yapmışlardır” dememeliydik.
Geçenlerde uğradığım bir üst düzey kamu görevlisi kurban bağışı ile ilgili gözaltılardan sonra kendini iyiden iyiye enayi yerine konmuş olarak görüyordu ki; “Uğur Bey, nasıl cesaret edebilirler, anlayamıyorum!” derken, aynı görevden emekli bir kişi daha gelip “yıllardır bu kurumlara yapıyordum bağışlarımı” diyerek iç geçiriyordu. Kurban bağışları nasıl “sosyal sorumsuzluk” kampanyası haline geldi? yazısına devam et
2009 gibi durgunlukla geçen yıllar firmalar ve hanehalkının işlerin azalmasını fırsat bilip şapkayı önüne koyduğu zamanlardır. Bu kez öyle olmadı. İşler durgundu evet, ama nakit verimliliği düşük bir iş temposu da iş dünyasının yakasını bırakmadı. Kaybedilen müşteriler, yatırım gerektirmeyen yeni sektörlere girme isteği, iflas edeceği anlaşılan borçludan son anda alınan bir senet…
Sayın Başbakanımızın önerisine uyarak köşe yazılarımızı kısa tutmaya çalışıyoruz. Hiç yazmayalım diyeceğim ama o da zor. Belki yavaş yavaş alışırız. Ama memleketin huzurunun bizim yazılarımızla bozulduğunu bilseydim vallahi yazmazdım. Sayın Başbakanım, bir de “yarım saatte bir köşe yazısı yazıyorlar” diye buyurmuşsunuz ki, hiç aklıma gelmemişti bundan sonra dakika da tutmam gerekecek. Nacizane bendeniz tam sayfa yazdığıma göre, herhalde istesem de yarım saatte tamamlayamadığım tahmin ediliyordur. Ama, “Bunlar!” yarım saatte huzuru kaçırdığına göre, biraz daha yavaş yazsalar kimbilir neler olur değil mi? Onu da düşünmek lazım.
Her nedense açılım tartışması başladığından bu yana, bilhassa sıra işin ekonomik boyutuna geldiğinde, kimin nasıl hesapladığı belli olmayan bir 300 milyar dolardan bahsediliyor. Böyle bir hesabın yapılmasında, bizim sıklıkla karşı karşıya kaldığımız, “kayıt dışı ekonominin tespit tekniği” kullanılıyor olsa gerek! Biliyorsunuz, Türkiye’de kayıt dışı ekonomi ile ilgili veri sunanlar, “tahmin” kavramı yerine “hesap” kelimesini kullanıyorlar ki ister istemez “mademki hesaplayabilecek kadar hâkimsiniz, öyleyse niye kayıt altına alamıyorsunuz?” sorusu akla geliveriyor!
Yanlış hatırlamıyorsam lisans eğitimi sırasında, nükleer silahlanmanın etkileri ile ilgili bir kompozisyon yazmamız istenmişti. Yaşımız itibariyle muhtemelen bir parça marjinal görüşler yazıp ukalalık yapmak gayretiyle, “nükleer silahlanma yarışı barışı korumaya yardımcı olur” diye yazmış “çünkü çift kutuplu bir dünyada hiçbir ülke bu boyutta yok edici silahları kullanmaya cesaret edemez” diye de devam etmiştim.
Kamu açıklarıyla ilgili sıkıntılar gündeme geldiğinden beri, ağırlıkla vergi gelirleri ile ilgili tedbirler su yüzüne çıktı. Devlet, yeni gelir kapıları ararken, vergi mükellefi de “zaten krizdeyiz, yoksa yeni vergiler mi geliyor?” endişesini yaşıyor.
Yılbaşından bu yana gelişen ekonomik olaylar Türkiye’nin bütçe dengesini olumsuz yönde etkiledi. Özellikle Mart ayındaki yerel seçim ve ardından gelen vergi teşvikleri hem vergi tahsilâtını düşürdü hem de kamu giderlerini artırdı. Kasım 2002’den Mayıs 2009’a kadar üç AK Parti hükümetinde de aynı görevi icra eden Kemal Unakıtan’ın koltuğunu Mehmet Şimşek’e devretmesi de bu döneme ait bir gelişmedir.
Her yıldönümünde geçmiş ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak adettendir. Ben de âdete uyarak 86. Kuruluş yıldönümü dolayısıyla, Cumhuriyet’le ilgili bir yazı yazmak istedim. Ama böyle zamanlarda pek çoklarının yaptığı gibi dostlar alışverişte görsün kabilinden değil tabii.
Editör dostum İbrahim Şamil mesleği itibariyle arşiv konusuna meraklıdır. Kendisi medya okuryazarlığı üzerine de çalıştığından olsa gerek şimdilerde gazetelerimizin eski yıllarda manşetlerinde neler söylediklerine odaklanmış. Yüzünde muzip bir gülümsemeyle büroma gelip de bana Hürriyet Gazetesi’nin 26 yıl öncesine ait bir manşetini hatırlatması bundandır. Yazının sonuna kadar sıkılmadan okursanız bu manşetin bugünümüze ilişkin ne kadar da çok mesaj taşıdığını siz de anlayacaksınız.