ugur dundar tarafından yazılmış tüm yazılar

Öncelikli sektörler…

Başta ekonomi eğitimi olmak üzere birçok alan sanayi sektörünün gelişimini önceliklendirir. Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde “sınaî kalkınma hamlesi” iktisatçılardan siyasetçilere kadar herkesin diline pelesenk olmuş ezberlerlerden biridir. “Kalkınma iktisadı” gibi alanlarda çalışanlar için, tarım ve hizmet sektörleri hak ettiği ilgiyi göremeyebilirler. Bugünün dünyasında ve bugünün Türkiye’sinde sektörlerin ağırlıklarını arada bir gözden geçirmek gerekir.

Türkiye ekonomisi de hem literatür hem de gelişim çizgisi bakımından aynı yollardan geçti.  Geçtiği için de en güncel haliyle ekonomik faaliyetleri  “reel sektör”, “mali sektör” olarak ayırdı. Bu bölümlendirme mali sektörü nerdeyse ikinci sınıf olarak gördüğü için yeterli değil. En iyisi bugünün dünyasında tarım ve hizmet sektörlerinin artan önemine göre, yine klasik sınıflandırmaya geri dönmek: Tarım, sanayi ve hizmetler üçlemesini kullanmak.

Gelişmekte olan ülkelerin nüfusları hızla artıyor. Zaten Çin ve Hindistan yanına Rusya’yı eklerseniz dünyanın yarısı! Gelirleri ve nüfusları arttıkça tüketim kalıpları da değişiyor. On yılda bir kendisini ikiye katlayan Asya’nın tarım ürünleri ve enerjiye olan talebi her halükarda artıyor, artacak. Hizmet sektöründe de sınaî erişkinlik sonrasında kendi içinde işlek bir altyapı oluşuyor.   Öncelikli sektörler… yazısına devam et

Dövize Neler Oluyor?

Dövizle ilgili değerlendirmelerin yoğunlaştığı son dönemde, olanları daha kalıcı şekilde anlayabilmek için bazı değişkenleri geriye dönük hatırlamak gerekiyor.

Her şeyden önce sadece kriz döneminde değil, krizden önce de para değerleri toplu halde değer kaybediyordu. Kurların tümüyle değer kaybetmesi karşısında, birbirlerine göre değer kaybetmemesi özellikle küçük tasarrufçu bakımından yorumlanması güç bir süreç. Yani, Amerikan Doları diğer paralar ve TL karşısında değer kaybettiğinde tasarruf sahibi biliyor ki; ABD Doları değer kaybediyor. Ancak, uluslararası ticari rekabet, özellikle reel sektör, döviz kurlarının birbirlerine oranından yani pariteden etkilendiği için, bütün ulusal para birimlerinin aynı anda değer kaybetmesi teorik olarak -en azından ilk bakışta- mümkün görünmüyor.

Sorun şu ki; toplu değer kayıplarının anlamı, paraların birbirlerine göre değer kaybetmesi değil, her bir ulusal para biriminin kendi iç pazarında alım gücünün düşmesi. Uzun lafın kısası, enflasyon yaratmak yoluyla parasını devalüasyona zorlamak. İç pazarda enflasyonun yol açtığı değer kaybı sayesinde, dış pazarlarda dolaylı devalüasyon sağlamak. Dövize Neler Oluyor? yazısına devam et

Yeni dönemde tasarruf-yatırım alışkanlıkları değişecek mi?

Türk toplumunun yatırım kavramına atfettiği değer ile ekonomi dilinin yatırımdan kastettiği arasında fark olduğu eskiden beri bilinir ve tekrarlanır. Geniş nüfus grubunun yatırımdan anladığı genellikle finansal yatırımlardır. Daha geniş bir diğer halk tipi yatırım ise, borsa, döviz, mevduat faizi üstüne altın, gayrimenkul eklenip, repo da bu toplamın içindeki yerini aldığında oluşur. Bu tanımdan hareket edersek, aslında tasarruf adı verilmesi gereken birçok değerin, yatırım olarak adlandırıldığını duyarız.

Tüm anlamlarıyla yatırım kelimesinin Türkiye’de ifade ettiği değerin zaman çizgisi içinde ayrıca üç anlam daha kazandığını düşünüyorum. İlk zaman dilimi, yüksek enflasyon döneminde, yani 2002’ye kadarki dönemdi. İkincisi, 2002 ile 2007 yılına kadar geçen ve giderek düşen faiz hadleri, düşen enflasyon, artan dış yatırımlar ve hızlı büyüme dönemi oldu. 2008’in ortalarından bugüne dek geçen ve bundan sonra da devam edeceği anlaşılan belirsizlik ve düşük getiri dönemi ise üçüncüsü oluyor. Yeni dönemde tasarruf-yatırım alışkanlıkları değişecek mi? yazısına devam et

Ekonomide Büyük Ayrışmanın Eşiğinde…

Türkiye ekonomisindeki gelişmeler dünyadan ayrışmaya başladı. Ama bu kopuş tek başına bir ayrışma değil. Dünyadaki kamu finansmanının gevşetilmesi, kredi musluklarının açılması sonucunda oluşan ve Çin, Hindistan gibi bazı ülkelerle birlikte yaşanan blok kopuşlardan biri… Dünyayı bir ekonomi laboratuarı haline getiren, dört mevsimi bir arada yaşatan gelişmelerin gidişi, aradan ilk ve son baharı atıp, ya yaz ya da kış mevsimini tercihe zorlatacak gibi. 

Bir yıl önce, krizi ortaya çıkaran düşünce seviyesiyle, krizin çözülemeyeceğini söylemeye yeltenenlerden biri olarak (bkz. “dil ile bağlanan diş ile çözülmez”) gelişi matematiksel olarak belli olan bugünlerin beklenmeyen günler değil, “ehven-i şer” olarak algılanması gerektiğini düşünmüştüm. Dünya ekonomisi krize karşı likidite verip piyasayı canlandırmakla, ileride (yani şimdi) ortaya çıkacak borç sarmalına razı olmuştu. Türkiye’nin de içinde bulunduğu birkaç ülke kredi musluğunu, bırakınız açmayı sıktı. Kamu harcamalarında kısıtlı bir artış, gelirlerde ise geçici vergi indirimlerini tercih etti. Milli paranın değerlenmesi riskini kabul ederek, dış ticaretin kısıtlı olduğu bir dönemde azalan dış ticaret açığını daha da azaltma yolunu seçmedi. Bugün Çin’in üzerinde parasını devalüe etmesi yönünde baskı var ise benzer şekilde dünya ekonomisine göre ayrışma yolunu tercih etmesinden kaynaklanıyor. Ekonomide Büyük Ayrışmanın Eşiğinde… yazısına devam et

Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim

Yeşil EkonomiAvrupa ekonomileri, özellikle Yunanistan’la ilgili riskler gerçi tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Ama Türkiye ihracatının yarısını Euro bölgesine yönlendirdiğine göre, Avrupa’daki risk primlerinin artmasının ekonomimiz üzerindeki etkisi çok daha dolaysız. Diğer yandan Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerinin coğrafi ve siyasi anlamda kendine özgü bir tarzı var. Yani Yunanistan’ın durumu Türk ekonomisi için çok daha özel.

Artık herkes ezbere biliyor: Euro alanındaki sorunun ortaya çıkış biçimi kamu maliyesindeki dengesizlikler ya da borçluluk durumu oldu. Fakat tartışmaları izleyenler görecektir ki, ekonomilerin birbirlerine son derece entegre olduğu bir bölgede herhangi bir borç ödeyemezlik sorununun telaffuz edilmesi dahi çok korkunç. Çünkü ortada bir ödeme-tahsilât probleminin ötesinde, tüm bir Euro sisteminin çökme riski var.

Şimdi bu tabloya biraz daha yakından bakalım. Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim yazısına devam et

Fiyatlarda Devletin ve Küresel Ekonominin Belirlediği Yeni Patikaya Girildi

Merkez Bankası’nın Ocak–2010 Enflasyon Raporu hafta içi açıklanan rakamların habercisiydi. Fiyat artış seviyesinin beklenenin üzerinde olması, 2010 yılı için bazı değişkenlerin nasıl şekilleneceğini tahmin etmemizi sağlayabilir.

Bölge ekonomisi bakımından tarım ürünlerinin fiyatları çok önemli. Bu yıl tarım sektörü ile ilgili iki müjdeli haber var ki; hem tarım üretiminde hem de tarım ürünlerinin fiyatlarında artış bekleniyor. Bu yılın fiyatları gelecek yılın üretimini artıracağı için ilk akla gelen gelecek yılın ürün fiyatlarında düşüş eğiliminin belireceği olurdu. Bu kez sanırım alışılagelmiş tablo belirmeyecek.

Fiyat artışlarında son aylarda yapılan vergi bazlı zamların etkisi büyük. Hatta yıllık fiyat artışına yakın oranda artışların tek bir ayda vergi nedeniyle görüldüğü bir dönemdeyiz. Kamunun bütçe dengesini sağlamaya yönelik çabaları kapsamında yapılan artışların devam etmeyeceği varsayımıyla dahi, yıl içinde enflasyon oranında sadece vergi nedeniyle %1,5’luk bir artış öngörülüyor. İyimser olduğunu düşündüğüm bu tahmin bile, hedef enflasyon oranına göre çok yüksek. Fiyatlarda Devletin ve Küresel Ekonominin Belirlediği Yeni Patikaya Girildi yazısına devam et

Ekonomide İki Farklı Türkiye

Gelir dağılımı iktisatçılar için “tatsız” bir konu haline geldi. Kimse yüzünü bölüşüme ilişkin gerçeklere çevirmiyordu, bir de baktık Amerika’da bu kriz nereden çıktı diye düşünenler çaktırmadan “aslında gelir dağılımı da önemli bir konu” diye konuşmaya başladı. Biz de bu sayfadan özellikle “kişisel gelir dağılımı” yani nüfus gruplarının gelirden aldıkları paylar itibariyle eşitsizliklerin boyutuna değindik.

Gerek gazetede gerekse iktisadivizyon.com sitesinde okuyucuların bölüşüm politikalarına gösterdiği ilgi oldukça sevindiriciydi. Sorun şu ki; Gelir dağılımına ilişkin görüş ve önerilerin önemli bir bölümü “bölüşüm sorunu”nun iktisat politikasının isteğe bağlı adeta fantastik ilgi alanlarından biri haline geldi. Ekonomide İki Farklı Türkiye yazısına devam et

İşsizlik paylaşılmaz paylaşılırsa işsizlik olmaz…

Yayınlanan son rakamlar işsizlik oranında yavaş da olsa bir azalmanın başladığını gösteriyor. Buna karşın işsizlik seviyesi ne uluslararası derecelendirme kuruluşlarının ne de borsa yorumcularının gündemine giremedi. Hükümet prim desteğinin uzatılması gibi konularda duyarlı davranıyor. Buna karşın Teşvik Paketinin içinde yer alan kamu istihdamının artırılması konusundaki tedbirler, henüz uygulamaya geçmedi.

Ekim 2009 dönemi içerisinde işsizlik oranı, bir önceki döneme göre %0,4 gerilemiş ve %13 olarak gerçekleşmiş. Geçen yılın Ekim ayındaki işsizlik ise bugüne göre %1,8 oranında daha düşük. Ekim ayından bugüne iktisadi faaliyet hacminde inişli çıkışlı da olsa pozitif bir eğim gözlendiğine göre işsizlik sorunu da nispi bir gerileme gösterecek gibi.

Gündelik göstergeler dışında işsizlikle ilgili daha kalıcı cevaplar aramak için doğru soruları sormamız gerekiyor.  İlk soru işsizliğin azalma sebebi nedir? İşsizlik paylaşılmaz paylaşılırsa işsizlik olmaz… yazısına devam et

2010, Ekonomide “Ezber Bozan” Bir Yıl Olabilir…

Beklenmeyen bir etki söz konusu olur mu?Bugünlerde borsanın umulmadık ölçüde hareketlenmesi, IMF ile imzalanacak bir anlaşmanın eli kulağında olduğu haberleri ve döviz kurunun seyri, 2010 yılının finansman planları konusunda hesapların yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Bu bakımdan, özellikle Türkiye ekonomisi ile ilgili bazı ezberlerin gözden geçirilmesi için çok uygun bir yıl olabilir 2010.

İlk ezberimiz, “yabancı sermaye olmadan büyüyemeyeceğimiz” konusunda.

Öncelikle, Türkiye’nin “üçüz açık”la ilgili sorunlarından hangisini veya hangilerini kendi imkânlarıyla çözüp çözemeyeceğimiz konusunda fikir yürütelim.

Nedir bu üçüz açık?

“Üçüz açık” probleminin birincisi dış açık, cari açık gibi adlarla anılan yani toplumda kabaca ithalatın ihracattan büyük olması şeklinde ifade edilen ama aslında sadece mal ve hizmet alım-satımından kaynaklanan döviz açığını ifade etmeyen “cari açık” sorunudur.

2010 yılında ihracatın hareketlenmesi nedeniyle ithal girdiler için gerekli dövizin, ihracatla elde edilen döviz girdisi ile elde edilemeyeceği anlaşılıyor. Döviz ihtiyacı bakımından ithal edilecek tüketim malları ve dış kredi geri ödemelerini de not etmek gerekiyor. 2010, Ekonomide “Ezber Bozan” Bir Yıl Olabilir… yazısına devam et

DEMOKRASİ – BÜTÇE HAKKI = SIFIR

Geçtiğimiz haftalarda tamamlanan bütçe görüşmeleri güncel siyasi olayların gölgesinde kaldı. Halbuki bütçe vatandaşın, seçmenin siyasetçinin en fazla ilgilenmesi gereken konuların başında geliyor. Vatandaş bakımından, ödenen vergilerin hangi giderlere tahsis edileceği; siyasetçi bakımından da seçmenin nezdinde hangi giderlerin topumun ihtiyaçlarını karşılayacağı bütçeyle anlatılıyor.

Kelime kökeni itibariyle “bütçe” Fransızca’dan “bougette” İngilizce’ye geçmiş, “budget” olmuş. Bütçe yapılırken Maliye Bakanı’nın elinde taşıdığı çantadan adını almış. Bizde aynı kelimeden iki ayrı sözcük tüketilmiş. Biri “poşet”, diğeri “bütçe. Ama galiba Cumhuriyet’le yaşıt “Genel Muhasebe Kanunu”nun uygulandığı yılların sonunda, 5018 Sayılı yasa uygulanmadan önce, hele de kamu açıklarının yoğun olduğu yıllarda daha ziyade “poşet” anlamında kullanılmaya daha uygun bir kanun olmuş Bütçe Kanunu.

Adı üstünde, diğerleri gibi bir kanun olan bütçe, hükümetin gelecek bir dönem için -şimdilerde orta vadeli planın uygulanmasıyla çok yıllı bütçe uygulanıyor- yapmak istediği işlerin bir listesini ve bu işleri yaparken hangi kaynakların kullanılacağını listelemiş oluyor. DEMOKRASİ – BÜTÇE HAKKI = SIFIR yazısına devam et