Türkiye’de yeni yeni konuşulmaya başlanan kavramlardan biri de bölgesel kalkınma. Ülkemizde bölgesel kalkınma konusu, bugüne kadar genellikle bölgelerarası gelişmişlik farklılıkları veya ulusal kalkınma planları perspektifinden ele alınmıştı.
Küreselleşmeyle birlikte, kalkınma konusu yerelleşmeye başladı. Türkiye’de belki de bu akımın etkisiyle bölgesel gelişmeyle ilgili çalışmalar başladı. Öncelikle, bu konuda anahtar rolü oynayacağına inanılan kalkınma ajanslarının kurulmasıyla ilgili yasal düzenlemeler üzerinde çalışılmaya başlandı. Yeni slogan “yerelleşmeden globalleşmek mümkün değil” Yeni Gündem: Bölgesel Kalkınma yazısına devam et
Manisa’daki sanayi kuruluşlarına bir bütün olarak bakmak krizin etkilerini azaltma konusunda birkaç önemli konuyu gündeme getirebilir.
Sanayicilerin çoğu kendilerine gelen yardım taleplerine cevap vermek zorunda. Yerel yönetimler, dernekler, spor kulüpleri sürekli veya arızi olarak, farklı sosyal sorunlarla ilgili olarak işletmecilerin kapısını çalıyor. Firmalar da bu taleplere talep edilen yardım miktarına, sponsorluk konusuna, işletmenin o andaki nakit durumuna göre olumlu ya da olumsuz yanıtlar veriyor. İşletme sahibinin, şirketinden ayrı olarak servetinden ayırdığı fonlarla özel ilgisi olan sosyal konulara göre kaynak ayırması da bir başka yöntem.
Ben Uğur Dündar. Hayır o değil! Ekonomi yazarı Uğur Dündar… Bu blog sayfaları aracılığıyla Makro ve Mikro iktisat konularında dünyada ve Türkiye’de olup biten hakkında kişisel görüş ve öngörülerimi okurlarımla paylaşmayı planlıyorum.
Ekonomideki sorun demeti içinde gündemde en çok yer tutanı büyüme göstergeleri. Kamuoyunun gündeminde işlerin iyi veya kötüye gittiği şeklindeki yorumların dayanağı da aynı şekilde ekonominin yüzde kaç büyüdüğü. Güncel ekonomik koşullarla göstergeler arasında fark olduğu şeklindeki rivayetin doğruluğu da bir başka gündem konusu.
Aile şirketleri, gerek dünya gerekse Türkiye’de, ekonomiye %60’dan % 99’a kadar değişen aralıklarda katkıda bulunan işletmeler. Türkiye’de bu oran yaklaşık % 95 düzeyinde. Bugüne kadar makro dengelerde yaşanan yapısal sorunlar, işletmecilerin ve iktisatçıların birinci gündemini oluşturduğu için, mikro düzeydeki sorunların gündeme gelmesi gecikti ve ertelendi. Aile şirketlerindeki yönetim ve iletişim sorunları da, çözümü üzerinde kafa yorulması ertelenen problemlerin başında geliyor.
TOBB’un kampanyası kapsamında yer alan sloganları izliyoruz. “Kimse işini kaybetmesin”, “pazara çık” gibi içeriklerin ortak noktası iç tüketim üzerindeki moral etkisini harekete geçirmek olmalı. İş aleminin ve hane halkının hassas olduğu kriz günlerinde, özellikle iç tüketim üzerinde moral önemli. Kampanya çerçevesinde, iç piyasadaki dinamikler üzerinde bazı görüşleri gözden geçirmek yararlı olabilir.