Kategori arşivi: Hayatın İçinden

Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim

Yeşil EkonomiAvrupa ekonomileri, özellikle Yunanistan’la ilgili riskler gerçi tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Ama Türkiye ihracatının yarısını Euro bölgesine yönlendirdiğine göre, Avrupa’daki risk primlerinin artmasının ekonomimiz üzerindeki etkisi çok daha dolaysız. Diğer yandan Yunanistan’ın Türkiye ile ilişkilerinin coğrafi ve siyasi anlamda kendine özgü bir tarzı var. Yani Yunanistan’ın durumu Türk ekonomisi için çok daha özel.

Artık herkes ezbere biliyor: Euro alanındaki sorunun ortaya çıkış biçimi kamu maliyesindeki dengesizlikler ya da borçluluk durumu oldu. Fakat tartışmaları izleyenler görecektir ki, ekonomilerin birbirlerine son derece entegre olduğu bir bölgede herhangi bir borç ödeyemezlik sorununun telaffuz edilmesi dahi çok korkunç. Çünkü ortada bir ödeme-tahsilât probleminin ötesinde, tüm bir Euro sisteminin çökme riski var.

Şimdi bu tabloya biraz daha yakından bakalım. Büyüme işaretlerini doğru değerlendirelim yazısına devam et

Kurban bağışları nasıl “sosyal sorumsuzluk” kampanyası haline geldi?

Kurban derileri kapışılmayınca şüphelenmeliydik. Herhalde eskiden her yıl tekrarlanan ve bir cumhuriyet klasiği haline gelen “kurban derilerinin yasal olarak hangi kurum tarafından toplanabileceği” tartışmaları da olmayınca “bu işin içinde bir bit yeniği var” demedik. Örneğin “250 TL’ye nasıl kurban kesiliyormuş?”  diye soranlara “belki bir yıl önceden sözleşme yaparak, fiyat kontratı yapmışlardır” dememeliydik.

Geçenlerde uğradığım bir üst düzey kamu görevlisi kurban bağışı ile ilgili gözaltılardan sonra kendini iyiden iyiye enayi yerine konmuş olarak görüyordu ki; “Uğur Bey, nasıl cesaret edebilirler, anlayamıyorum!” derken, aynı görevden emekli bir kişi daha gelip “yıllardır bu kurumlara yapıyordum bağışlarımı” diyerek iç geçiriyordu. Kurban bağışları nasıl “sosyal sorumsuzluk” kampanyası haline geldi? yazısına devam et

“Memleketin hali kötü ama gidişatı iyi”

Herkes işlerin kesatlığından, dünyanın daha kötüye gittiğinden vesaire yakınıyor. Sizce hayat nasıl gidiyor?
Valla bizim dışımızda ve bize rağmen gitmeye devam ettiği çok açık. Yalnızca benim hayatımı değil benim de parçası olduğum “insan hayatı”nı kastettiğinizi varsayarak bu soruyu sorduğunuzu biliyorum. Fakat kaçamak bir cevapla kendimle ilgili kısmı es geçmeme müsaade ediniz: Türkiye’de yaşayan herhangi bir insan kadar mutlu ve herhangi bir insan kadar umutsuzum.

Aslında, Türkler olarak dünyanın sosyal ve ekonomik olarak hızla değiştiği bir dönemi epey derinden ve sarsıcı biçimde yaşıyoruz. Diyeceğim o ki en azından bir konuda herkes hemfikir gibi görünüyor: Yaşanan ekonomik kriz, ekonomik sistem içerisindeki uygulama hatalarının bir sonucu olduğu kadar yeni bir milat da oldu. Hatırlayınız 2000 yılına başlarken tüm dünyada milenyum başlıyor anonslarına rastlanıyordu. Yani beklentiler çok yüksekti ve kökten değişimlerin arifesinde olduğumuz düşünülüyordu. Ama geçen dokuz yıldan sonra hep birlikte tanıklık ediyoruz ki milenyum asıl şimdi başlıyor. Ekonomik koşullar itibariyle de bu böyle, oluşan yeni dengeler itibariyle de. Örneğin, nüfusları kalabalıklaşan ve büyüyen Asya ülkelerinin enerji kullanımlarının artacağı; bu ülkelerin gelir artışı ile birlikte dünya siyasetinde daha etkili olacakları anlaşılıyor. “Memleketin hali kötü ama gidişatı iyi” yazısına devam et

2010 yılı için iş hayatının öncelikleri

20102009 gibi durgunlukla geçen yıllar firmalar ve hanehalkının işlerin azalmasını fırsat bilip şapkayı önüne koyduğu zamanlardır. Bu kez öyle olmadı. İşler durgundu evet, ama nakit verimliliği düşük bir iş temposu da iş dünyasının yakasını bırakmadı. Kaybedilen müşteriler, yatırım gerektirmeyen yeni sektörlere girme isteği, iflas edeceği anlaşılan borçludan son anda alınan bir senet…

Reel sektör 2009 boyunca tümüyle nakit takibine endeksli bir dönem geçirdi. Bu arada firmalarını yeniden yapılandırmaya çalışanlar; özellikle inovasyon ve verimlilik odaklı iş modelleri ilgiyle izlendi. Bir kısmı uygulanamadı, eğer krizden çok büyük zararla çıkılmadıysa uygulanması bir başka bahara kalan tedbirler listesinde kalmaya devam etti. Özellikle risk yönetimi ile ilgili seminerler ilgiyle izlendi. Krizden önce riskleri hatırlatan muhasebeciye, “yahu sen bunları bize niye anlatmadın ağabeycim” diye çıkışıldı.

2010’a girerken gündemdeki politik gelişmelerin yankıları firma ve bireylerin şikâyetlerini ülke gündeminden uzaklaştırmaya devam ediyor. Buna karşın, yeni yılla birlikte kendi koşulları ile yüzleşmek zorunda kalacak tüketici, ertelenen tüketimini hayata geçirmek için aradığı koşulların oluştuğunu en azından henüz düşünmüyor. 2010 yılı için iş hayatının öncelikleri yazısına devam et

“Köşenin kısası makbuldür. Yazının güzeli hiç yazılmayanıdır”

Öfkeyle kalkan zararla oturur.Sayın Başbakanımızın önerisine uyarak köşe yazılarımızı kısa tutmaya çalışıyoruz. Hiç yazmayalım diyeceğim ama o da zor. Belki yavaş yavaş alışırız. Ama memleketin huzurunun bizim yazılarımızla bozulduğunu bilseydim vallahi yazmazdım. Sayın Başbakanım, bir de “yarım saatte bir köşe yazısı yazıyorlar” diye buyurmuşsunuz ki, hiç aklıma gelmemişti bundan sonra dakika da tutmam gerekecek. Nacizane bendeniz tam sayfa yazdığıma göre, herhalde istesem de yarım saatte tamamlayamadığım tahmin ediliyordur. Ama, “Bunlar!” yarım saatte huzuru kaçırdığına göre, biraz daha yavaş yazsalar kimbilir neler olur değil mi? Onu da düşünmek lazım.

Bugünlerde ekonomi ile ilgili gündemde, Türkiye’nin kredi notunun artırılması konusu var. Şimdi, kredi notlarının krizden önce çok yüksek olduğunu bildiğimiz kuruluşların ardı ardına  iflas ettiğini hatırlatıp da huzuru bozmayalım. Türkiye üst üste kaç yıl büyüdüğü halde kredi notu artırılmazken, kriz nedeniyle bütün göstergeleri geri gittiği bir sırada not artırılması düşündürücü desem, bu defa da “Efendim siz de hiçbir şeyden mutlu olmuyorsunuz; bir defa da öküzün altında buzağı aramayın kardeşim” diyecekler ki, haklılar.

“İki kitap okuyup köşe yazısı yazmaya başlayan kifayetsiz mühterislerden çektiği nedir bu memleketin yahu.” “Köşenin kısası makbuldür. Yazının güzeli hiç yazılmayanıdır” yazısına devam et

Açılım aşınızı yaptırdınız mı?

Açılım mı...

Son zamanlarda ülkemizde hızla yayılan ve tedavisi tam olarak bilinmeyen bir hastalık var biliyorsunuz. Hastalığın asıl risk grubu “seçmenler”; hele işsizlik ve durgunluk sebebiyle işleri kesat olanlar arasında bu hastalık çok daha yaygın. Neyse ki siyasiler, bağışıklık sistemleri(!) güçlü olduğu için risk grubuna dahil değiller.

Tabii “Açılım Aşısı” yalnızca tek bir hastalığa karşı bağışık kılmıyor. Hani hepimiz olduk küçükken, bir BCG aşısı vardı, tıpkı onun gibi, çok yönlü, etkili ve kalıcı. Biz önce hastalığa bakalım. Açılım aşınızı yaptırdınız mı? yazısına devam et

Yeşilkart mı Greencard mı?

Greencard ya da YeşilkartKamu açıklarıyla ilgili sıkıntılar gündeme geldiğinden beri, ağırlıkla vergi gelirleri ile ilgili tedbirler su yüzüne çıktı. Devlet, yeni gelir kapıları ararken, vergi mükellefi de “zaten krizdeyiz, yoksa yeni vergiler mi geliyor?” endişesini yaşıyor.

Vergi gelirlerinin tahsilâtı için kamu gücünün verdiği tüm cebri tahsilât imkânları kullanılıyor. Hesaplara bloke uygulanıyor, araç yakalama emirleri imzalanıyor. Bu arada, bütçe imkânlarının ekonomik ve fonksiyonel sınıflandırması itibariyle değerlendirilmesinde ortaya çıkan gerçekler, gelir artışı sağlamanın dışındaki olanakların da zorlanmasına gereksinim duyulduğunu vurguluyor. Kamu giderlerini azaltıcı müdahalelerden bahsediyorum. Devlet harcamalarındaki uygun dağılımın sağlanması ile ilgili konuları gündeme getirmek istiyorum. Yeşilkart mı Greencard mı? yazısına devam et

“Nefes” i Kesilmeyen Kısa Türkiye Tarihi ve Kurtulamadığımız “Zübük”ler

nefesHer yıldönümünde geçmiş ile ilgili değerlendirmeler yapmak ve gelecekle ilgili öngörülerde bulunmak adettendir. Ben de âdete uyarak 86. Kuruluş yıldönümü dolayısıyla, Cumhuriyet’le ilgili bir yazı yazmak istedim. Ama böyle zamanlarda pek çoklarının yaptığı gibi dostlar alışverişte görsün kabilinden değil tabii.

Geçmişin muhasebesinin ve geleceğin tahminlerinin çokça umut ve bazen de karamsarlıkla dolu olması son derece anlaşılır bir şey. Bu yüzden Cumhuriyet denilince seksen altı yıl gibi her yönüyle dopdolu bir dönem ister istemez gözümün önüne geliyor; tabii, kendi referanslarımın ve algılarımın yönlendirdiği kadarıyla. Yani her zamanki gibi bir parça noksan bir parça farklı… “Nefes” i Kesilmeyen Kısa Türkiye Tarihi ve Kurtulamadığımız “Zübük”ler yazısına devam et

Hatırlatması Bizden Çözümü Sizden!

turgut ozalEditör dostum İbrahim Şamil mesleği itibariyle arşiv konusuna meraklıdır. Kendisi medya okuryazarlığı üzerine de çalıştığından olsa gerek şimdilerde gazetelerimizin eski yıllarda manşetlerinde neler söylediklerine odaklanmış. Yüzünde muzip bir gülümsemeyle büroma gelip de bana Hürriyet Gazetesi’nin 26 yıl öncesine ait bir manşetini hatırlatması bundandır. Yazının sonuna kadar sıkılmadan okursanız bu manşetin bugünümüze ilişkin ne kadar da çok mesaj taşıdığını siz de anlayacaksınız.

Hürriyet Gazetesi 7 Aralık 1983 tarihinde sürmanşetten tam olarak şöyle seslenmiş:

Hürriyet’ten Mesaj: “Hatırlatması Bizden Çözümü Sizden… Özal’ı Bekleyen 7 Sorun”

1. Konut sıkıntısı, 2. Enflasyon, 3. Orta Direk, 4. Vergiler, 5. Enerji Darboğazı, 6. Bürokrasi, 7. İşsizlik Hatırlatması Bizden Çözümü Sizden! yazısına devam et