Uğur Dündar tarafından yazılmış tüm yazılar

“Deve adımları”yla “iş idaresi”…

Sayın Ali Babacan’ın “istikrar” ve “vizyon” tarifi yukarıdaki gibi olunca, Bakan’ın söylemiyle Başbakan’ın mütegallibeye seslenişi arasında bir bağ kurmak gereği hasıl oldu. Erdoğan, mealen; “Libya’ya müdahalede gösterdiğiniz çevikliği, Suriye’ye karşı niye göstermi5yorsunuz?” dedi ki artık, “petrol, doğalgaz, emperyalizm” hepsi sepete dahil.

“Deve adımları” dediğiniz zaman, aklınıza gelen Sina Çölleri, şimdilerde yeniden şekilleniyor. Sadece çöller de değil üstelik: Bu defa “ateş bacayı sardı”. Geçtiğimiz yıl başlayan değişimin laboratuvarı haline gelen Kuzey Afrika ülkelerinin hiçbiri, Türkiye’ye sınır komşusu değillerdi. Ekonomik içeriği itibariyle, Libya’daki müteahhitlik hizmetleri, perakende sektörünün cılız da olsa çabaları, önemli tabii. Mısır’da doğrudan yatırımcı olarak yer alan işletmecilerimizin sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Somali, Tunus ve Yemen’de olanlar, yine Türkiye ekonomisinin sermaye birikimi sınırlarını zorluyor. Sayılanlar, ancak uzun vadede geri dönüş sağlayacak kadar yoğun bir stok seviyesini yakalamış ülkeler için cazip pazarlar. Türk şirketleri adına daha olası ve yakın “fırsat ve tehditler”i algılamak, miyopi ile değil, hipermetrop olmamakla ilgili. “Deve adımları”yla “iş idaresi”… yazısına devam et →

Anayasa Çalışmaları

Şimdi de İtalya. Yunanistan, Derviş’ini bulduktan sonra, “kıvanç ve tasada ortak” olduğumuz Avrupa ekonomisi ile ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz. Özellikle “tasada” sağladığımız entegrasyon, halihazırda yürümekte olan anayasa çalışmalarına yapılabilecek iktisatçı katkılarını sınırlandırmamalı. 1982 Anayasası’nın meşhur “Giriş”inden aktardığım “paylaşım”cı ifade, “anayasa metninde bu defa yer almalı mı?” diye başlayabiliriz mesela.

Bedelli askerliğin, bir “Beyaz Türk Cizye”sine dönüşme ihtimalinden, 73 üncü madde’deki “Vergi Ödevi”nin, Anayasa’nın “Mali ve Ekonomik Hükümler”i arasında değil de niçin askerlikle (Md.72) birlikte, ardarda “Temel Hak ve Ödevler” arasında yer aldığından bahsedebiliriz.

Devletin, kadim bir hükümrandan (“Leviathan” mı deseydim?), iktisadi ve insani referansların emrinde bir “aygıt” olmaklığa doğru evrilmesi gerçeğine temas etmeliyiz. AB’nin, Maastrich zirvesinde anayasa haline getirdiği ekonomik kriterleri uygulamadığı için, “sorgudan azade zat-ı şahaneleri” kaynaklı sonsuz likiditenin engellenmesine dikkat çekmeliyiz. Anayasa Çalışmaları yazısına devam et →

Moody’s Sonrası ve THY, Tablet Krizini Nasıl Aşabilir?

Moody’s isimli kredilendirme kuruluşunun Türk ekonomisinin kredi notu görünümünü durağandan negatife çevirmesinin üzerinden bir hafta geçti. Aynı kuruluş geçtiğimiz Eylül ayında da Türkiye’nin kredi notunu bir seviye düşürerek yatırım yapılabilir seviyenin altına indirmişti. Piyasalar bu karara neredeyse hiç tepki vermediği için üzerinde durulmadı. Fakat şimdi Moody’s’in gerekçeleri arasına iki yeni unsur dâhil edilmiş: “Güçlü kamu maliyesinin yavaşlayan ekonomik büyümeden etkilenmesi” ve “alınan önlemlerin temel yapısal sorunlara karşılık vermede başarısız olabileceği.”

“Alınan önlemler” ifadesi ile vergi indirimleri ve SGK teşviki kastediliyor olsa gerek. Hem reel kesim hem de tüketici güveninin arttığı bir ortamda bu iki gerekçeye de katılmak mümkün değil. Ekonomi yönetiminin durgunluk ortamında vergi ve parafiskal gelirlerden* fedakârlık etmesi doğru bir hamleydi. Sürdürülmesinde de yarar var. Moody’s Sonrası ve THY, Tablet Krizini Nasıl Aşabilir? yazısına devam et →

Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi

Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan krizi en ince ayrıntılarına kadar izledik maalesef. Türk devleti elbette misliyle cevap verme konusunda gereğini yapacaktır. Bu konuda muhalefetin de halkın da desteği sonsuz.

Biliyorsunuz, yabancı ülkelerle ilgili bir sorun olunca bazı köşe yazarlarımız kendi düşüncelerini Amsterdamlı taksiciye söyletmeyi tercih ederler. Yahut oradaki bir akrabalarının yaşadığı zorluklar üzerinden Türkiye’nin aslında ne kadar müreffeh, Batı’nın ise aslında ne kadar geri kalmış olduğunu aktarırlar. Bu defa ne taksiciye ne de akrabaya ihtiyaç duyuldu. Politikacılar ekranlar önünde şovlarını yaptılar.

Wilders namındaki, ırkçı olduğuna dair en ufak şüphe uyandırmayan bir ‘lider’ (epey oy potansiyeli olduğu da anlaşılıyor) Türk, İslam, Kuran-ı Kerim, göçmen düşmanlıklarının tümünü bir paragrafa sığdırabilecek kadar kompakt bir faşistmiş. Türkiye neredeyse kuruldu kurulalı hep bir seçim arifesinde yahut bir gerilimin ortasında olduğu için halk yüksek tansiyona alışıktır. Dolayısıyla kalabalıkların toplanması ve dağılması daha hızlı olabiliyor. Ama Hollandalılar velev ki genel seçim Wilders’in aleyhine neticelensin böylesi bir gerilimi kaldırabilir mi? Emin değilim. Flaman Resmi Işığında Hollanda Krizi yazısına devam et →

‘Robotlar vergilendirilsin’ derken…

Bill Gates’in bir kaç hafta önce ortaya attığı fikir enteresan… Bizzat robotlardan vergi alınamayacağına göre ‘robot kullanıcılarından alınsın’ anlamına geldiği çok açık. Peki hangi robotlardan? Ticari ve sınai kazanç elde etmede kullanılanlardan mı? Yoksa diyelim ki evlerde basit hizmetleri görmekte kullanılan ve daha da yaygınlaşacağı anlaşılan robotların sahipliğinden mi vergi alınacak?

Teknolojinin geldiği düzey vergilendirmede bazı yeni vergi kaynaklarının keşfini içeriyor olabilir. Yine de Gates’in işaret ettiği düzeyde olmasa da üretimde robot kullanımı artarak devam ettiği için robotların vergilendirmeye esas bir unsur hâline gelmesi pratikte mümkün görünmüyor. Zira, robot kullanılarak elde edilen ürünün satışıyla ortaya çıkan ticari kazanç zaten vergilendiriliyor. Haberi doğru okursak, ‘robotların vergilendirilmesi istihdamdan çektiği insan unsuru oranında olmalı’ imasını gözden kaçırmayalım. ‘Robotlar vergilendirilsin’ derken… yazısına devam et →

Reel Kesimin Ekonomiye Güveni Artıyor

Merkez Bankasının her ay tekrarladığı güvenilir bir anket olan İktisadi Yönelim Anketi 22 Şubat 2017’de yayınlandı. Medyada yeterince üzerinde durulmadığını düşündüğüm ankete ilişkin bazı noktaların altını çizmek yararlı olabilir.

2000’den fazla kuruluşun katıldığı anketin sonucunda Reel Kesim Güven Endeksinin 97’den 105 düzeyine sıçradığını gördüğümde şaşırmıştım. Ayrıntılara indiğinizde görüyorsunuz ki “beklentiler” ve ihracatla ilgili konular söz konusu sıçramayı olanaklı kılmış.

Özellikle üretim hacmi, ihracata ilişkin sipariş seviyesi ve genel gidişata ilişkin faktörler endeksin yükselişine döviz kurundaki sıçramanın da etkide bulunduğunu gösteriyor. Döviz kuru yükselince ihraç pazarlarında sağlanan rekabet üstünlüğü somutlaşmış, siparişe dönüşmüş durumda.

Şimdi, kurun gevşemesiyle iç piyasada bozulmaya yüz tutan fiyatlama davranışının terbiye edilmesi gerekiyor.

Anketin ‘genel gidişat’ bölümü, ankete yanıt verenlerin kendi sektörlerine ilişkin moral değerlerinde önemli bir iyileşmeyi ortaya koyuyor. Yine de iyi sonuçlar bizi rehavete sürüklemesin, endeksin bugünkü değeri halen 15 Temmuz öncesinde… Bu motivasyonu sürdürüp istihdam ve enflasyon konusunda ciddi tedbirler almaya devam edilmeli.

Referanduma kadar geçecek iki ayda FED’in faiz artışına ilişkin radikal bir kararı olmaz ise ekonomi bahar ve yaz aylarına moralli girecektir. Öyleyse dövizdeki gevşeme devam ederken mümkün olduğunca yol almakta yarar var. Fiyat ve ücretlerde kamu kesiminin en az döviz kurunda olduğu kadar ciddi kampanya yürütmesi gerekebilir.

Değiş Tokuşa Devam: Bütçe Verileri, İşsizlik ve Döviz Kuru

Geçtiğimiz hafta bütçe verilerini, cari işlemler dengesini ve istihdam verilerini, bir arada değerlendirme imkanı ortaya çıktı.

Cari işlemler açığı ile kamu dengesindeki fazla birlikte okunduğunda bütçe fazlasının özel sektördeki açık pahasına sağlandığı anlaşılıyor. Süregelen bu olgunun farkına varılmadığını söylemek yanlış. Vergi indirimleri ile piyasada sağlanmak istenen canlanmanın sonuçları izlenirse atılan adımlar devam ettirilecektir.

Cari işlemlerde yılın özeti, petrol fiyatlarındaki düşüş ile turizm gelirlerindeki azalmanın birbirini dengelediği yönünde. Darbe girişimi sonrasında, ekonomik aktivitenin sınırlandığı dönemde doğrudan yatırımlarda azalmanın görülmesi doğaldı. Turizm sektörünün ne denli önem taşıdığı istihdam istatistikleri ile de doğrulanmış oluyor. Genç işsizliğinin önlenmesinde hizmet sektörünün; hizmet sektöründe de turizmin altını bir kez daha çizmek gerekir.

Değiş Tokuşa Devam: Bütçe Verileri, İşsizlik ve Döviz Kuru yazısına devam et →

“Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu?

Fon, aslında geçtiğimiz yılın Ağustos ayında kurulmuştu. Darbe girişiminin akabinde mutlaka spekülatif para ve sermaye hareketlerini de dikkate alarak bir çerçeve çizilmişti. Şimdi de yayımlanan son esaslara göre içeriği belirginleşiyor.

Türkiye Varlık Fonu (TVF), Özelleştirme İdaresi’nden alınan 50 Milyon TL’lik tamamı ödenmiş sermayeyle kurulmuş oldu. Ardından şu anda 20 Milyar Dolarlık ödenmiş sermayesi olan birçok kamu şirketini bünyesine aldı. Fon, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un ifadesine göre “ekonomik salvolar karşısında kendini koruyabilecek dinamik bir yapı yaratmak” amacıyla oluşturulan adeta bir garanti sistemi işlevi görecek.

Konudan yeni haberdar olanlar için TVF’nin bünyesine dâhil edilen kamu şirketlerini sıralamak iyi olabilir: Ziraat Bankası, Halkbank, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, TPAO, TÜRKSAT, Eti Maden, ÇAYKUR, THY. Bir de Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan çok sayıda gayrimenkul (2,3 Milyon m2) de TVF’na dâhil edildi. “Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu? yazısına devam et →

Enflasyonda Bir Adım Yukarı

Merkez Bankası Aralık Ayı fiyat gelişmelerini açıklandı. Raporun kamuoyunda yeterince tartışılan bölümlerine tekrar değinmeye gerek yok. 2016 sonu itibariyle %8,53’lük bir Tüketici Enflasyonu, hedeflerin üzerinde olduğu kadar önümüzdeki bir kaç ay daha devam edebileceği anlaşılan etkileri de ortaya koyuyor. Gıda, enerji, döviz kuru ve vergi ayarlamaları ekseninde yüksek artış sergileyen enflasyondan geçici etkiler elbette arınacaktır. Ancak anlaşılan o ki bir yıllık fiyat artışları toplamı üzerinde vergi ayarlamalarının etkisi %1,57 ile sürpriz oluşturuyor. Yani vergi artışları olmasa hedefin yakalanması mümkün iken yüksek artış oranı nedeniyle hedefin üzerinde bir endeks değerine ulaşılmış.

Geçici etkilerin Ocakta da devam edeceği varsayımıyla dahi fiyat istikrarının hedefler çerçevesinde gerçekleşmeyeceğini söylemek için erken. Yönetilen fiyatlarda Merkez Bankası’nın bir sorumluluğu olmadığını da herkes bilecek durumda. Buna karşın çekirdek enflasyondaki bozulma 2017 hedeflerinin zora gireceği yönündeki karamsar tahmincilerin eline ciddi bir koz veriyor. Dolar kuru 2017’nin ilk haftasındaki 3,60TL’lık seviyesi ile fiyat baskısının ileriki aylara taşınacağını gösteriyor. Beklentileri de bozan bu faktörler, ücret seviyesinde ve faiz haddinde yukarı yönlü talepleri artırabilir. Enflasyonda Bir Adım Yukarı yazısına devam et →

2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak?

Henüz rakamlar yayımlanmadı ama 2016’nın son iki çeyreği ekonomide resesyon sınırına yaklaşan bir performans sergiledi. Resesyon ya da durgunluğun resmî tanımı, bir ülke ekonomisinin iki çeyrek üst üste negatif büyüme göstergesine sahip olmasıdır.

2016 yılına başlarken bir önceki yılın bakiyesi olarak gelen iki seçimin ve Rusya ile yaşanan problemin etkileri varlığını hissettiriyordu. En büyük sorun elbette ki darbe girişiminin tetiklediği belirsizlikler oldu. Daha ölçülebilir ve tartışmasız iki sorun kümesine, döviz kurundaki sıçrama ile AB ile tam üyelik müzakerelerinin askıya alınması da dâhil edilmelidir.

Peki, 2017’de bizi neler bekliyor?

2017 yılındaki olası ekonomik şartlar arasında kurun enflasyon üzerinde yaratacağı baskıyı ilk sıraya yazmak gerekir. Geride kalan on yıllık dönemde AB ile tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra artan bir ivmeyle devam eden sermaye girişinin aynı boyutlarda artmayacağını önemli bir üst başlık olarak not edelim. 2017 yılının büyüme rakamları 2016’nın düşük bazı nedeniyle beklenenden daha iyi bir düzeyde oluşacaktır. Kurun ithalatı kısıtlayıcı etkisini de dış açığı azaltan, ödemeler dengesini bir nebze de olsa rahatlatan unsurlara eklemeliyiz. 2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak? yazısına devam et →