Türkiye ekonomisinde faiz tartışması 2013 yılından bugüne bazen bir soluk arası verilse de yoğun şekilde devam ediyor. Başbakan Binali Yıldırım‘ın bankacılara ‘son uyarı’ mahiyetinde olduğunu ifade ettiği konuşması konuyu başka bir boyutu ile yine gündeme getirdi. Bankacılara sert ifadelerle ‘reel sektörün sesine kulak vermeleri’, ‘tefecilik yapmamaları’ kamuoyu huzurunda tebliğ edilmiş oldu. Başbakan, aksi halde elbette bir kamulaştırmadan değil ekonomi yönetiminin sahip olduğu enstrümanların kullanılacağından söz ettiğini de ekledi.
Faiz haddi neden yükseliyor?
Hükümetin yılbaşından bugüne ekonomiyi canlandırmak için yaptığı hamleler sonuçlarını gösteriyor. Vergi ve sosyal güvenlik teşvikleri, istihdam kampanyası, Kredi Garanti Fonu aracılığıyla binlerce şirketin kredilendirilmesi, TL’ye dönüş kampanyası, kamu alacaklarının yapılandırılmasında süre uzatımı gibi tedbirler bir bütün olarak özellikle referandum öncesine dek sonuç verdi. Büyüme rakamlarında da beklenen hareketin sağlandığı anlaşılıyor. Ancak, son yayınlanan ekonomik güven endeksindeki aşınma ‘can suyu’nun en azından tüketici düzeyinde devam etmekliğini öngörüyor. Faizin Lobisi-Hobisi-Fobisi yazısına devam et
TÜİK, 2017 yılının ilk üç ayına ilişkin büyüme oranını açıkladığından bu yana ekonomi otoriteleri arasında devam eden usul tartışması azalmış görünüyor. Akademik veya piyasa kökenli tahmincilerin neredeyse hiçbiri %5’lik bir oran öngörememişti. Tahminler genellikle %3 ile %3,8 gibi geniş bir aralıktaydı ve %4’ün üzerine çıkan büyüme tahmini yok gibiydi.
Sanayi üretimi ve olumlu büyüme istatistikleri moral verse de gündeme kanmayıp, orta gelir tuzağı ve yüksek katma değerli üretim konusunda ısrarcı bir yazar kitlesi olduğu anlaşıldı. Sürdürülebilir büyüme için yapısal reformlar teşhisi çiğnene çiğnene sakız oldu. İçi boşaltıldı. “İhracatta yüksek katma değerli ürün payının artırılması” hedefi ise daha net ve analitik bir bakış açısının eseri gibi görünüyor. Zira Türkiye ekonomisi yetersiz büyürken bile borçlanmaya devam eden bir iktisadi üniteler bütünü.
Gündelik ekonomik göstergeler ile biriken riskler arasındaki dengede ibre bugünlerde yine güncel olandan yana. Ancak Türkiye’nin güneyinde kaynayan kazanın açıktan açığa Türkiye aleyhine geliştiğini görmezden gelmek doğru olmasa gerek: NATO Zirvesi’nde ABD’nin talebi doğrultusunda NATO güçleri IŞİD karşısında kullanılacak. Uluslararası güçler IŞİD’den ele geçen bölgeleri eski sahiplerine yani Araplara verecek. Bu arada ABD tarafından IŞİD’e karşı YPG’yi kullanarak sürdürülecek mücadele için söz konusu terör örgütüne teslim edilecek silahların listesi Kongre’ye sunuldu.
Bu tabir Ak Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde genel başkanlığa yeniden getirilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldı. Cumhurbaşkanı “orta gelir ve orta demokrasi tuzağına düşmeyeceğiz” derken 21 Temmuz 2016’da başlayan ve halen süren Olağanüstü Hâl (OHAL)’in uzamasının ardından gündeme gelen eleştirilere yanıt vermek istemiş olabilir.
Şimdilerde sık kullanılır oldu: Sanayi 4.0. Yani dördüncü nesil sanayi üretimi; ürün ve süreç yeniliklerinde dördüncü dönem anlamında. Buhar teknolojisinden başlayıp, mekanik, fordist, elektrik teknolojisi kullanılan ürün ve üretim süreçlerinden, elektronik ve dijital endüstriye, oradan da yapay zekâya uzanan değişimin son aşamasına bu ad veriliyor.
Türkiye ekonomisinde risk iştahının arttığı somut verilerle destekleniyor. Tüketici güveni ve Reel Kesim Güven Endeksi artmaya devam ediyor. Borsa endeksi ise rekor tazeliyor.
Referandumun sonuçlanmış olması beklendiği gibi ekonomideki reform beklentilerini artırdı. AGİT’in seçimlerle ilgili olumsuz görüşleri, IMF’in Türkiye’deki büyüme beklentisini düşürmesi, dış Dünya’nın seçimlerle ilgili temkinli beyanları daha çok siyasi motiflere dayalı gelişmeler. Öte yandan Türkiye’de Milli Gelir’in %62’sini üreten 13 büyük kentte Anayasa değişikliğinin kabul görmediğinin anlaşılması ve işsizlik rakamının %13’e ulaşması objektif veriler. Genç işsizlerin %25 oranına dayanması da AK Parti’nin daha referandum gecesi yaptığı özeleştirinin sayısal görünümlerinden biri gibi görünüyor. Sonuçta Anayasa değişikliği halkın çoğunluğu tarafından onaylansa da kentleşmenin ve eğitim seviyesinin yüksek olduğu seçim bölgelerinde aksi yönde güçlü bir eğilim mevcut.
Hesapsızlığın bugünkü muhasebe sisteminin anavatanındaki görünümü, Yunanistan’dan farklı. Hala kullanılan çift taraflı kayıt sistemini ilk kez deneyimleyen Venedikli tüccar, alış-verişlerini ve sonuçlarını, borç/alacak, kar/zarar, gelir/gider olarak kaydettirirken, uygarlığın karşılıksız alım gücü üretebilen bir finans balonuna dönüşeceğini öngöremezdi herhalde.
Modern Türkiye’nin ekonomi tarihi, asayiş ve dış güvenlik risklerinin ekonomiyi şekillendirdiği kadardır. Ekonomideki radikal yapı değişimleri, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne siyasetteki radikal değişimlerin peşi sıra gelmiştir. Bunun tek istisnası 2001 krizi sonrası bütün genel seçimlerde Türkiye’nin ortaya çıkardığı tek parti hükümetleridir.