‘Robotlar vergilendirilsin’ derken…

Bill Gates’in bir kaç hafta önce ortaya attığı fikir enteresan… Bizzat robotlardan vergi alınamayacağına göre ‘robot kullanıcılarından alınsın’ anlamına geldiği çok açık. Peki hangi robotlardan? Ticari ve sınai kazanç elde etmede kullanılanlardan mı? Yoksa diyelim ki evlerde basit hizmetleri görmekte kullanılan ve daha da yaygınlaşacağı anlaşılan robotların sahipliğinden mi vergi alınacak?

Teknolojinin geldiği düzey vergilendirmede bazı yeni vergi kaynaklarının keşfini içeriyor olabilir. Yine de Gates’in işaret ettiği düzeyde olmasa da üretimde robot kullanımı artarak devam ettiği için robotların vergilendirmeye esas bir unsur hâline gelmesi pratikte mümkün görünmüyor. Zira, robot kullanılarak elde edilen ürünün satışıyla ortaya çıkan ticari kazanç zaten vergilendiriliyor. Haberi doğru okursak, ‘robotların vergilendirilmesi istihdamdan çektiği insan unsuru oranında olmalı’ imasını gözden kaçırmayalım. ‘Robotlar vergilendirilsin’ derken… yazısına devam et

Reel Kesimin Ekonomiye Güveni Artıyor

Merkez Bankasının her ay tekrarladığı güvenilir bir anket olan İktisadi Yönelim Anketi 22 Şubat 2017’de yayınlandı. Medyada yeterince üzerinde durulmadığını düşündüğüm ankete ilişkin bazı noktaların altını çizmek yararlı olabilir.

2000’den fazla kuruluşun katıldığı anketin sonucunda Reel Kesim Güven Endeksinin 97’den 105 düzeyine sıçradığını gördüğümde şaşırmıştım. Ayrıntılara indiğinizde görüyorsunuz ki “beklentiler” ve ihracatla ilgili konular söz konusu sıçramayı olanaklı kılmış.

Özellikle üretim hacmi, ihracata ilişkin sipariş seviyesi ve genel gidişata ilişkin faktörler endeksin yükselişine döviz kurundaki sıçramanın da etkide bulunduğunu gösteriyor. Döviz kuru yükselince ihraç pazarlarında sağlanan rekabet üstünlüğü somutlaşmış, siparişe dönüşmüş durumda.

Şimdi, kurun gevşemesiyle iç piyasada bozulmaya yüz tutan fiyatlama davranışının terbiye edilmesi gerekiyor.

Anketin ‘genel gidişat’ bölümü, ankete yanıt verenlerin kendi sektörlerine ilişkin moral değerlerinde önemli bir iyileşmeyi ortaya koyuyor. Yine de iyi sonuçlar bizi rehavete sürüklemesin, endeksin bugünkü değeri halen 15 Temmuz öncesinde… Bu motivasyonu sürdürüp istihdam ve enflasyon konusunda ciddi tedbirler almaya devam edilmeli.

Referanduma kadar geçecek iki ayda FED’in faiz artışına ilişkin radikal bir kararı olmaz ise ekonomi bahar ve yaz aylarına moralli girecektir. Öyleyse dövizdeki gevşeme devam ederken mümkün olduğunca yol almakta yarar var. Fiyat ve ücretlerde kamu kesiminin en az döviz kurunda olduğu kadar ciddi kampanya yürütmesi gerekebilir.

Değiş Tokuşa Devam: Bütçe Verileri, İşsizlik ve Döviz Kuru

Geçtiğimiz hafta bütçe verilerini, cari işlemler dengesini ve istihdam verilerini, bir arada değerlendirme imkanı ortaya çıktı.

Cari işlemler açığı ile kamu dengesindeki fazla birlikte okunduğunda bütçe fazlasının özel sektördeki açık pahasına sağlandığı anlaşılıyor. Süregelen bu olgunun farkına varılmadığını söylemek yanlış. Vergi indirimleri ile piyasada sağlanmak istenen canlanmanın sonuçları izlenirse atılan adımlar devam ettirilecektir.

Cari işlemlerde yılın özeti, petrol fiyatlarındaki düşüş ile turizm gelirlerindeki azalmanın birbirini dengelediği yönünde. Darbe girişimi sonrasında, ekonomik aktivitenin sınırlandığı dönemde doğrudan yatırımlarda azalmanın görülmesi doğaldı. Turizm sektörünün ne denli önem taşıdığı istihdam istatistikleri ile de doğrulanmış oluyor. Genç işsizliğinin önlenmesinde hizmet sektörünün; hizmet sektöründe de turizmin altını bir kez daha çizmek gerekir.

Değiş Tokuşa Devam: Bütçe Verileri, İşsizlik ve Döviz Kuru yazısına devam et

“Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu?

Fon, aslında geçtiğimiz yılın Ağustos ayında kurulmuştu. Darbe girişiminin akabinde mutlaka spekülatif para ve sermaye hareketlerini de dikkate alarak bir çerçeve çizilmişti. Şimdi de yayımlanan son esaslara göre içeriği belirginleşiyor.

Türkiye Varlık Fonu (TVF), Özelleştirme İdaresi’nden alınan 50 Milyon TL’lik tamamı ödenmiş sermayeyle kurulmuş oldu. Ardından şu anda 20 Milyar Dolarlık ödenmiş sermayesi olan birçok kamu şirketini bünyesine aldı. Fon, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un ifadesine göre “ekonomik salvolar karşısında kendini koruyabilecek dinamik bir yapı yaratmak” amacıyla oluşturulan adeta bir garanti sistemi işlevi görecek.

Konudan yeni haberdar olanlar için TVF’nin bünyesine dâhil edilen kamu şirketlerini sıralamak iyi olabilir: Ziraat Bankası, Halkbank, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, TPAO, TÜRKSAT, Eti Maden, ÇAYKUR, THY. Bir de Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan çok sayıda gayrimenkul (2,3 Milyon m2) de TVF’na dâhil edildi. “Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu? yazısına devam et

Enflasyonda Bir Adım Yukarı

Merkez Bankası Aralık Ayı fiyat gelişmelerini açıklandı. Raporun kamuoyunda yeterince tartışılan bölümlerine tekrar değinmeye gerek yok. 2016 sonu itibariyle %8,53’lük bir Tüketici Enflasyonu, hedeflerin üzerinde olduğu kadar önümüzdeki bir kaç ay daha devam edebileceği anlaşılan etkileri de ortaya koyuyor. Gıda, enerji, döviz kuru ve vergi ayarlamaları ekseninde yüksek artış sergileyen enflasyondan geçici etkiler elbette arınacaktır. Ancak anlaşılan o ki bir yıllık fiyat artışları toplamı üzerinde vergi ayarlamalarının etkisi %1,57 ile sürpriz oluşturuyor. Yani vergi artışları olmasa hedefin yakalanması mümkün iken yüksek artış oranı nedeniyle hedefin üzerinde bir endeks değerine ulaşılmış.

Geçici etkilerin Ocakta da devam edeceği varsayımıyla dahi fiyat istikrarının hedefler çerçevesinde gerçekleşmeyeceğini söylemek için erken. Yönetilen fiyatlarda Merkez Bankası’nın bir sorumluluğu olmadığını da herkes bilecek durumda. Buna karşın çekirdek enflasyondaki bozulma 2017 hedeflerinin zora gireceği yönündeki karamsar tahmincilerin eline ciddi bir koz veriyor. Dolar kuru 2017’nin ilk haftasındaki 3,60TL’lık seviyesi ile fiyat baskısının ileriki aylara taşınacağını gösteriyor. Beklentileri de bozan bu faktörler, ücret seviyesinde ve faiz haddinde yukarı yönlü talepleri artırabilir. Enflasyonda Bir Adım Yukarı yazısına devam et

2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak?

Henüz rakamlar yayımlanmadı ama 2016’nın son iki çeyreği ekonomide resesyon sınırına yaklaşan bir performans sergiledi. Resesyon ya da durgunluğun resmî tanımı, bir ülke ekonomisinin iki çeyrek üst üste negatif büyüme göstergesine sahip olmasıdır.

2016 yılına başlarken bir önceki yılın bakiyesi olarak gelen iki seçimin ve Rusya ile yaşanan problemin etkileri varlığını hissettiriyordu. En büyük sorun elbette ki darbe girişiminin tetiklediği belirsizlikler oldu. Daha ölçülebilir ve tartışmasız iki sorun kümesine, döviz kurundaki sıçrama ile AB ile tam üyelik müzakerelerinin askıya alınması da dâhil edilmelidir.

Peki, 2017’de bizi neler bekliyor?

2017 yılındaki olası ekonomik şartlar arasında kurun enflasyon üzerinde yaratacağı baskıyı ilk sıraya yazmak gerekir. Geride kalan on yıllık dönemde AB ile tam üyelik müzakereleri başladıktan sonra artan bir ivmeyle devam eden sermaye girişinin aynı boyutlarda artmayacağını önemli bir üst başlık olarak not edelim. 2017 yılının büyüme rakamları 2016’nın düşük bazı nedeniyle beklenenden daha iyi bir düzeyde oluşacaktır. Kurun ithalatı kısıtlayıcı etkisini de dış açığı azaltan, ödemeler dengesini bir nebze de olsa rahatlatan unsurlara eklemeliyiz. 2017’de Ekonomi Gündeminde Neler Olacak? yazısına devam et

Halep Sonrası Yeni Savaş Düzeni

Savaş çığırtkanlığı yapmak işin kolayı. Buna karşın tarihsel referanslar Suriye’den etrafa yayılan kokunun sadece barut olmadığını da gösteriyor.

11 Eylül’den sonra Afganistan’la başlayan, II. Körfez Operasyonu ile devam eden “artı değer” ve jeopolitik kaynaklı savaşları bir kenara koyalım. Devletlerin daha planlı, bugüne göre daha organize, gerektiğinde haklı veya haksız Birleşmiş Milletler kararları ile de desteklediği  okunaklı harekatlar dönemi bir süredir rafa kalktı.

2008 Küresel Ekonomik Kriz’in müteakip, talebi destekleyecek bir yıkım-yapım sürecinin başlaması gerekiyordu. Tarihsel referans olarak bahsettiğim yine ekonomik aktiviteyi hızlandırmaya dayalı alışılmış kolaycı kabule uygun bir süreç yönetimi, Tunus, Mısır ve Libya için işledi. Doğrudan askeri harekat değilse de kamuoyunu başka yöntemlerle sivil toplum ve internet üzerinden yönlendirerek oluşan iktidar değişiklikleri kolayca dünya kamuoyuna kabul ettirilmiş oldu. İş Suriye’ye gelip dayanınca Orta Doğu coğrafyası söz konusu olduğundan ABD dışındaki büyük oyuncular devreye girdi. Bu defa petrol fiyatları önemli düşüşler göstermeye başladı ve artık Orta Doğu ABD için birincil önem seviyesini yitirmişti bile. ABD’nin bölgedeki politikasından beklediği tek yarar Rusya, İran ve hatta Çin’in enerjisini Suriye’ye yoğunlaştırarak güç kaybetmesini beklemek olabilir.

Halep Sonrası Yeni Savaş Düzeni yazısına devam et

Bir Dış Mihrak Daha: ABD Doları

Merkez Bankası ekranında ABD Doları alış fiyatının 3,4524 satışın da 3,4586 göründüğü bu satırların yazıldığı sırada* fırtına dinmişti. Her şeye rağmen “gelişmekte olan” ülkeler arasında Dolar karşısında en fazla değer yitiren para Türk Lirası… Son atak karşısında yürütülen kampanyanın Doların ateşinin sönmesinde etkisi olabilir. Hazır toz bulutu dağılmışken serinkanlı değerlendirmeleri öne çıkarmak ve altını çizmek gerekiyor.

Yorumlar bir yana bırakılırsa, Türkiye ekonomisinin döviz cinsinden kaynak ihtiyacını iyi ölçen resmi ölçülerden birine başvuralım: Uluslararası Yatırım Pozisyonu. Bir Dış Mihrak Daha: ABD Doları yazısına devam et

Dilenciler STK’lardan Daha Güvenilir Olabilir mi?

tusev-logo-hresoTürkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Araştırması” adlı çalışmasını 26.10.2016 tarihinde yayınladı. On yıl önceki araştırmayı güncelleyen TÜSEV’in raporunda Türkiye’deki bireysel bağışçılık eğilimlerini görebiliyoruz. Raporun özetinde göreceksiniz ama en çok dikkat çeken unsur, bağış miktarının yetersizliği… Zira bireylerin bir yıl içinde yaptıkları bağış miktarı ortalaması 228 TL olarak hesaplanmış. Bu meblağ, kişi başına düşen milli gelirin yaklaşık 10.000 Dolar olduğu varsayıldığında %1’in bile altında kalıyor.

01

Yenilerde yayınlanan gelir dağılımı rakamlarında en alttaki %20’lik nüfus grubu ile en üstteki %20’lik gelir grubu arasında yaklaşık 7 kat fark olduğu hesaplanmıştı. Türkiye’de ve Dünya’da Gini Katsayısı olarak bilinen katsayının son araştırmada olumsuz yönde geliştiği de diğer bir hesaplama olmuştu. Bu bağlamda, yardımlaşmanın ve bilinçli bir bireysel bağışçılığın hem ihtiyaç hem de sosyal riski önleme projesi olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

TÜSEV’in kuruluş amacına uygun olarak altını çizdiği asıl konu STK’ların bağışlara aracılık konusunda yeterli payı alamamış olması. Bağışçılara, yardımlarını niçin STK’lar aracılığıyla değerlendirmedikleri sorulduğunda, %52’sinin ‘yaptığım yardım çok küçük’ cevabını verdikleri görülüyor. Dilenciler STK’lardan Daha Güvenilir Olabilir mi? yazısına devam et

15 Temmuz’un Ardından: Mali Derinlik

marco-de-angelis15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte son üç yıl içerisinde bir ülke ekonomisinin yapısını, göstergelerini derinden etkileyebilecek olayların neredeyse tamamı yaşanmış oldu.

Gezi olaylarından başlarsak, 17/25 Aralık ve sonrasında yerel seçimler, yerel seçimlerin hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015 Haziran’ında genel seçimler ve hükümet sorunu ile birlikte bir sonraki Kasım seçimine dek devam eden terör olayları, sonrasında yine büyüklü küçüklü terör saldırıları, yurt içindeki yoğun güvenlik operasyonları ve FETÖ’cü darbe girişimi… Aynı zaman diliminde uluslararası ekonomiyi derinden etkileyen Amerikan Merkez Bankası FED’in inişli çıkışlı değerlendirmeleri de oldu. Tüm gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye ekonomisinin de etkilendiği fon akımındaki istikrarsızlık sinyallerinin ardı arkası kesilmedi son üç yıldır. 15 Temmuz’un Ardından: Mali Derinlik yazısına devam et