Bu tabir Ak Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde genel başkanlığa yeniden getirilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldı. Cumhurbaşkanı “orta gelir ve orta demokrasi tuzağına düşmeyeceğiz” derken 21 Temmuz 2016’da başlayan ve halen süren Olağanüstü Hâl (OHAL)’in uzamasının ardından gündeme gelen eleştirilere yanıt vermek istemiş olabilir.
Konunun ekonomik boyutuna gelince, demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkiyi bilmeyen yok gibi. Katılımcı demokrasilerde büyümenin ve refahın yani kalkınmanın diğerlerine oranla çok daha başarılı olduğu görülüyor. Aksi tecrübeler ise hızlı büyüme konusunda sadece Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de görülmüş, uygulanmış ama refah ayağı olmadığı için sürdürülememiş. Bir başka deyişle despotik yönetimler vatandaşlarını yeterince mutlu edememiş adeta bir ergen büyümesi normlarında takılıp kalmışlar. Belki “orta demokrasi” yerine “ortalama demokrasi” denebilirdi ama bu manada, Cumhurbaşkanının iki kavramı birlikte kullanması yadırganmamalı.
Ekonomide “orta gelir tuzağı”nın ne olduğunu anlamak için orta gelirin ne olduğunu doğru tanımlamak gerekiyor. “Orta Gelir-Orta Demokrasi Tuzağı” yazısına devam et
Şimdilerde sık kullanılır oldu: Sanayi 4.0. Yani dördüncü nesil sanayi üretimi; ürün ve süreç yeniliklerinde dördüncü dönem anlamında. Buhar teknolojisinden başlayıp, mekanik, fordist, elektrik teknolojisi kullanılan ürün ve üretim süreçlerinden, elektronik ve dijital endüstriye, oradan da yapay zekâya uzanan değişimin son aşamasına bu ad veriliyor.
Türkiye ekonomisinde risk iştahının arttığı somut verilerle destekleniyor. Tüketici güveni ve Reel Kesim Güven Endeksi artmaya devam ediyor. Borsa endeksi ise rekor tazeliyor.
Referandumun sonuçlanmış olması beklendiği gibi ekonomideki reform beklentilerini artırdı. AGİT’in seçimlerle ilgili olumsuz görüşleri, IMF’in Türkiye’deki büyüme beklentisini düşürmesi, dış Dünya’nın seçimlerle ilgili temkinli beyanları daha çok siyasi motiflere dayalı gelişmeler. Öte yandan Türkiye’de Milli Gelir’in %62’sini üreten 13 büyük kentte Anayasa değişikliğinin kabul görmediğinin anlaşılması ve işsizlik rakamının %13’e ulaşması objektif veriler. Genç işsizlerin %25 oranına dayanması da AK Parti’nin daha referandum gecesi yaptığı özeleştirinin sayısal görünümlerinden biri gibi görünüyor. Sonuçta Anayasa değişikliği halkın çoğunluğu tarafından onaylansa da kentleşmenin ve eğitim seviyesinin yüksek olduğu seçim bölgelerinde aksi yönde güçlü bir eğilim mevcut.
Hesapsızlığın bugünkü muhasebe sisteminin anavatanındaki görünümü, Yunanistan’dan farklı. Hala kullanılan çift taraflı kayıt sistemini ilk kez deneyimleyen Venedikli tüccar, alış-verişlerini ve sonuçlarını, borç/alacak, kar/zarar, gelir/gider olarak kaydettirirken, uygarlığın karşılıksız alım gücü üretebilen bir finans balonuna dönüşeceğini öngöremezdi herhalde.
Modern Türkiye’nin ekonomi tarihi, asayiş ve dış güvenlik risklerinin ekonomiyi şekillendirdiği kadardır. Ekonomideki radikal yapı değişimleri, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne siyasetteki radikal değişimlerin peşi sıra gelmiştir. Bunun tek istisnası 2001 krizi sonrası bütün genel seçimlerde Türkiye’nin ortaya çıkardığı tek parti hükümetleridir.
Sayın Ali Babacan’ın “istikrar” ve “vizyon” tarifi yukarıdaki gibi olunca, Bakan’ın söylemiyle Başbakan’ın mütegallibeye seslenişi arasında bir bağ kurmak gereği hasıl oldu. Erdoğan, mealen; “Libya’ya müdahalede gösterdiğiniz çevikliği, Suriye’ye karşı niye göstermi5yorsunuz?” dedi ki artık, “petrol, doğalgaz, emperyalizm” hepsi sepete dahil.
Şimdi de İtalya. Yunanistan, Derviş’ini bulduktan sonra, “kıvanç ve tasada ortak” olduğumuz Avrupa ekonomisi ile ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz. Özellikle “tasada” sağladığımız entegrasyon, halihazırda yürümekte olan anayasa çalışmalarına yapılabilecek iktisatçı katkılarını sınırlandırmamalı. 1982 Anayasası’nın meşhur “Giriş”inden aktardığım “paylaşım”cı ifade, “anayasa metninde bu defa yer almalı mı?” diye başlayabiliriz mesela.
Moody’s isimli kredilendirme kuruluşunun Türk ekonomisinin kredi notu görünümünü durağandan negatife
Hollanda ile Türkiye arasında yaşanan krizi en ince ayrıntılarına kadar izledik maalesef. Türk devleti elbette misliyle cevap verme konusunda gereğini yapacaktır. Bu konuda muhalefetin de halkın da desteği sonsuz.
Wilders namındaki, ırkçı olduğuna dair en ufak şüphe uyandırmayan bir ‘lider’ (epey oy potansiyeli olduğu da anlaşılıyor) Türk, İslam, Kuran-ı Kerim, göçmen düşmanlıklarının tümünü bir paragrafa sığdırabilecek kadar kompakt bir faşistmiş. Türkiye neredeyse kuruldu kurulalı hep bir seçim arifesinde yahut bir gerilimin ortasında olduğu için halk yüksek tansiyona alışıktır. Dolayısıyla kalabalıkların toplanması ve dağılması daha hızlı olabiliyor. Ama Hollandalılar velev ki genel seçim Wilders’in aleyhine neticelensin böylesi bir gerilimi kaldırabilir mi? Emin değilim.