15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte son üç yıl içerisinde bir ülke ekonomisinin yapısını, göstergelerini derinden etkileyebilecek olayların neredeyse tamamı yaşanmış oldu.
Gezi olaylarından başlarsak, 17/25 Aralık ve sonrasında yerel seçimler, yerel seçimlerin hemen ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015 Haziran’ında genel seçimler ve hükümet sorunu ile birlikte bir sonraki Kasım seçimine dek devam eden terör olayları, sonrasında yine büyüklü küçüklü terör saldırıları, yurt içindeki yoğun güvenlik operasyonları ve FETÖ’cü darbe girişimi… Aynı zaman diliminde uluslararası ekonomiyi derinden etkileyen Amerikan Merkez Bankası FED’in inişli çıkışlı değerlendirmeleri de oldu. Tüm gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye ekonomisinin de etkilendiği fon akımındaki istikrarsızlık sinyallerinin ardı arkası kesilmedi son üç yıldır. 15 Temmuz’un Ardından: Mali Derinlik yazısına devam et
Bayram tatilinden önce Gebze-Yalova arasındaki Osmangazi Köprüsü hizmete açıldı. Köprünün devamı niteliğinde Orhangazi’ye kadar uzanan otoyol kısa süre önce açılmıştı. Yapılan hesaplamalara göre köprü ve otoyolla ilgili ihalelerde firmalara bazı garantiler verildiği biliniyordu. İkincil bir kaynaktan günlük 40 bin araçlık geçiş garantisi verildiğini okudum. Bu teminatın anlamı, yeterli geçiş sayısı yani hasılat sağlanmazsa aradaki farkın Hazine’den karşılanacağı.
Binali Yıldırım tarafından kurulan yeni hükümet programının bir öncekine göre en önemli farkı Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi vurgusu. İkinci olarak da Terörle Mücadele öne çıkıyor. Ekonomi yönetimindeki değişiklik de gözden kaçmamalı.
Bu yazının kaleme alındığı 2 Mayıs 2016 tarihinden 3-4 gün önce uluslararası derecelendirme Kuruluşu FITCH bir rapor yayınladı. Analize göre Türkiye, “gelişmekte olan ülkeler” arasından seçilen 8 ekonomi içinde özel sektörün döviz borcu sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Döviz borcunun Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) oranına göre yapılan sıralama, özel sektörün dövizdeki açık pozisyonunu (döviz cinsinden alacaklar ile döviz borçları arasındaki negatif fark) dengelemesi gerektiğini gösteriyor.
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Uğur Dündar’ın ikinci kitabı “Ekonomi Günlüğü” yayımlandı.
Amerikan Merkez Bankası (FED), sonunda faiz artırımı sürecini başlattı. Üç yıldır anons edilen faiz artırımının ilk sonucu, Türkiye gibi ülkelere yönelik döviz girişinin yavaşlayacak olması… Gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye ekonomisinin de içinde bulunduğu ekonomik iklimin ikinci bir belirleyici unsuru da petrol fiyatlarındaki düşüştür. Siyasi gelişmeleri bir kenara bırakırsak, 2016 yılı hesaplarının bu iki değişkene göre yapılması gerekiyor.
Ziya Paşa’nın Latincedeki ünlü “si vispacem para bellum” yani “barış istiyorsan savaşa hazır ol” sözünü bir şiirinin içinde kullandığı veya bu sözden esinlendiği bilinir. Bugünün asimetrik savaşları için nasıl bir ekonomik hazırlık yapılmalı diye düşünürken aklıma geldi. Geçen yüzyılın topyekûn savaş atmosferi, ekonomiler bakımından savaşa hazırlığın da savaşa uyum maliyetinin de daha okunaklı olduğu bir döneme karşılık geliyordu.
Eylül sonu itibariyle 2015 yılı enflasyonu % 8’e dayandı. 2015 yılı başlarken Merkez Bankası Başkanının yaptığı açıklamalarda bu yılın fiyat istikrarı bakımından son derece olumlu bir görünüm sergileyeceği varsayılmıştı. Özellikle kur etkisi tüm kabulleri yerle bir etti. Üreticinin fiyatlama davranışı değişti. Geçici kur hareketleri bir yana fiyat istikrarını asıl tehdit eden çekirdek enflasyonun yükselmesi.
Hemen iki gün önce Sanat Fabrikası’nda düzenlenen imza günü, şiir ve şarkı dinletisi de hafızamda Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü günleri canlandırdı. O dönem Ankara’da Maliye Bakanlığında çalışıyordum. Toplanıp, Maltepe Camii’nde kılınacak cenaze namazı için yolculanan tabutu izleyen kalabalık içinde ben de vardım. Ayvalıklıların pek de karşılaşmadıkları karla karışık yağmurlu bir gündü. O soğukta o kadar insanın nasıl olup da bir araya geldiklerine şimdilerde pek de hayret etmiyorum.
24 Ocak’lar arasında negatif etki sıralaması yapılsa benim tercihim “24 Ocak Kararları” adı verilen yapısal dönüşüm programından yana olurdu. Türkiye ekonomisinin ergen kapitalist ülkeler arasına katılmasına kapı açan diğer 24 Ocak’lar üzerinde de baskın rol oynadığını herhalde kimse inkar edemez bu kararların. Uğur Mumcu’nun katline, Gaffar Okkan’ın da bir başka 24 Ocak’ta şehit edilmesine giden yollara taş döşeyen yapıbozucu uluslararası ekonomik eklemlenme bugünlere denk düşüyor.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2015 bütçesi ile ilgili sunumunda IMF’nin tahminleri kullanılarak büyüme ile ilgili göstergelere yer verilmiş. Dünya ekonomisinin büyümesi 2014 sonu itibariyle %3,3, 2015 sonu için de %3,8 olarak tahmin ediliyor. Dünya ekonomisinin giderek dengeli büyüme trendine girmesi, Türkiye ekonomisi bakımından olumlu. Küresel risk algısındaki artış, ihracat konusunda hassas olunan 2015 yılı için umut verici.