Savaş ve Barış

Woody Allen’ın Tolstoy‘a ait Savaş ve Barış romanı üzerinden yaptığı hızlı okuma şakası herkesin malumudur: ‘Hızlı okuma kurslarına katıldım. Ardından Savaş ve Barış’ı okudum. Olay Rusya’da geçiyor’.   

Jeopolitik sorunların karmaşık hâle gelmesi popüler kültür mecralarını dahi yakın bir vadede ‘3.Dünya Savaşı‘nın başlayacağına ikna etmiş görünüyor.

Kanıksandıkça bayağılaşan ‘analizler’in ortak yanı tarihsel tecrübelerden yeterince yararlanmamaları olabilir. Yoksa, evet, ufukta bir savaş görünüyor olabilir. Daha doğrusu ‘bu denli biriken çelişki, çözümsüz kaldığı düşünülen gerilim ancak bir savaş yoluyla giderilebilir’ diye düşünmek yanlış olmayacaktır.

Fakat atlanmaması gereken bir konu daha var: Olası bir 3. Dünya Savaşı‘ndan sonra bir daha büyük bir savaşın yaşanamayabileceğini, uygarlığın biriktirdiği risk, çelişki ve silah stoğunun yeniden denge kurmaya değil kendini yok etmeye yetecek kadar aşırılık taşıdığını da hesaba katmak gerekir.

Tarih, savaşa son veren savaşlardan çok barışa son veren barışlarla doludur. 

Merkantilizm hatıratı

Ticaret savaşları ile başlayan gerginliğin savunma doktrinlerinde değişikliğe yol açması muhtemeldi. Belki de savunma politikalarındaki değişiklik ticaret savaşları ile birlikte kurgulanmıştı. ‘Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı?’  demek yerine merkantilist iktisat geleneğinin geçmişte yol açtığı sorunlara göz gezdirmekte yarar görülebilir.

Merkantilizm‘in bugünkü soruna özgülenerek yorumlanması halinde, ‘dış ticaret fazlası’ sağlamaya yönelik iktisat politikalarının başat ülke ekonomilerine yön vermesinin, ticaret yolunun Atlantik üzerinde yoğunlaşması ile başladığı hatırlanacaktır. Savaş ve Barış yazısına devam et

Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli

Taksicilerin hayatımızdaki yeri özellikle metropollerde yaşayanlar için büyük… Ama şahsen en sevdiğim taksi kullanım alanı, kendimi bildim bileli Türkiye’yle ilgili bir şey anlatmak isteyip de doğrudan söylemeye çekinen köşe yazarlarının yazmak istediklerini taksicilere söyletmeleridir.

Oryantalistler için taksilerin taşımacılık hizmeti, diğer kullanım şekillerinden sonra gelir. Yazarımızın ‘New York‘a iner inmez havaalanında bindiği taksinin şoförü -eğer Türkiye’yi övecek bir şey söyleyecekse genellikle Pakistanlı bir Müslüman olur- ‘Türkiye’nin İslam dünyasının sözcülüğünü üstlenmekle ne kadar iyi bir şey yaptığını, İstanbul’a bir kez tatile giden eski patronunun arkadaşına telefonda anlatırken duyduklarını, Beşiktaş‘ın ve Galatasaray‘ın başarılarını, hem modern hem de muhafazakar –bunu söylemezse olmaz- yaşamın bir arada nasıl da güzel yürüdüğünü’ anlatır.

Aynı yazar,  iktidardan şikayetçi olduğu bir başka dönem, Kayseri‘deki taksiciye, akşam yemeği için içkili bir restoran sorduğunda, kaldığı ‘beş yıldızlı otelden başka rahatlıkla içki içip yemek yiyeceği bir mekan olmadığını da söyletiverir şoföre. Bir koalisyona doğru giden seçim sonuçlarına göre Washington‘da güler yüzlü Türk şoförün -bu defa beyaz Türk kullanılıyor- ‘plaza hayatından sıkılıp Amerika’ya ‘kendini gerçekleştirme’ macerasına çıktığını ama son gelişmelerden sonra artık ülkesine dönmek istediğini– radyoda Bach çalmazsa darılırım- okuyabiliriz.

Sarı üzerine siyah renkli taksiler, görünürlüğü fazla, adeta ‘manşet’leri hatırlatır. Herkesin taksiler, taksiciler hakkında söyleyecekleri, onlara söyletecekleri ilgi çeker. Çünkü bir daha karşı karşıya gelinmeyeceği ve doğrulanma ihtimali olmadığı için taksiyle ilgili sözlerde hayalgücü rahatlıkla devreye girebilir.  Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli yazısına devam et

Ticaret Savaşları

2008 krizinden sonraki finansal genişleme sona erdi. Piyasa ekonomisinin bayraktarlığını yapan ABD artık parasını da piyasasını da koruma duvarlarıyla örmeye başladı. Dolar, faiz artırımlarıyla, mal piyasası, gümrük vergileriyle savunulacak.

Ticari korumacılık artmadan önce işaretleri verilmeye başlanmıştı ama Dünya ekonomisindeki iyimserlik rüzgârları ağır basıyor, politik beyanlarda bulunan satır arası gerçeklikleri gölgeliyordu. Örneğin Trump seçim öncesi sadece gümrük değil fiziki duvarlar da öreceğini söylediği göçmen politikası ile ilgili vaatleri ile bugünkü politikanın ipuçlarını açık-seçik deklare etmişti.

Neyse ki bu süreçte, İtalya hariç, Fransa, Hollanda ve Almanya seçimlerindeki milliyetçi söylemler sandığa yansımadı. Trump alışılagelenin aksine vaatlerini yerine getirme konusunda son derece kararlı görünüyor. Kudüs kararında olduğu gibi göçmen politikasında ve vergilerin indirilmesinde de ciddi adımlar attı. Son olarak ticari korumacılık konusundaki tavrı bu bakımdan şaşkınlık yaratmamalı. Ticaret Savaşları yazısına devam et

Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos

48. Dünya Ekonomik Forumu‘na ev sahipliği yapan Davos Zirvesi sona erdi. İsviçre‘nin bu dağlık kasabasının önceleri verem hastalarının tedavi edildiği bir merkez olması pek manidar… Küresel ekonomik krizin başlangıcından ancak on yıl sonra Dünya ekonomisinde üst üste iki yıl büyüme öngörülüyor. IMF‘in tahminlerine göre 2018 ve 2019 yıllarında %3,9‘luk bir büyüme Dünya ekonomisi için sürpriz sayılabilir. Ekonomik kriz sonrasında ‘Parçalanan Dünya’da Ortak Gelecek Oluşturmak’ konulu bir gündemle toplanmak, ekonomik sistemin etkileri ile ilgili yeterli fikir veriyor olmalı. Bir nevi ‘ortalığı nasıl dağıttıysak toplamayı da biliriz’ veya ‘komünizm lazımsa onu da biz getiririz*’ söylemi. Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos yazısına devam et

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri

Dün açıklanan bütçe rakamları beklendiğinden daha iyi. Benzer şekilde işsizlikte de zor bir mesafenin aşılmaya başlanacağı düşünülebilir. Türkiye ekonomisi ile ilgili genel kanı, ekonominin, döviz cinsinden ödemelerde kırılganlık taşıdığı. Bu görüşler ifade edilirken hükümet cephesinden de firmaların döviz borçlanma imkânlarının sınırlanması ile ilgili düzenleme yapılacağı beyanı geldi.

Sorun ekonomi yönetimi tarafından incelendiğine göre artık sağlam bir veri seti oluşacak demektir. Bu kapsamda ödemeler dengesi ve döviz cinsinden borç geri ödemeleri konusunda ayrıntılara göz atmak gerekiyor.

Ödemeler Dengesinin Finansman Kalitesine Dikkat!

Ödemeler dengesinde finansman, tanımı gereği zorunlu bir unsur. Kabaca yurtdışına yapılan döviz cinsinden mal ve hizmet satışları ile alışlar arasındaki farkı temsil eden bir denge, zaten finansmanı sağlanmış bir ekonomik hareketi ifade ediyor. Olmuş-bitmiş bir işin nasıl olduğunun anlaşılması ise özellikle bugünlerde bizi finansman kalitesine götürmeli.

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri yazısına devam et

2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak

Küresel ekonomide 2008 krizi sonrasındaki en iyi öngörüler 2018 ile ilgili… Gelişmiş ekonomiler için ortalama %2-3; gelişmekte olanlarda %4-5 civarında büyüme bekleniyor.

Türkiye ekonomisi, sıcak para rüzgârı bakımından 2017’de bu iyimser atmosferden yeterince yararlandı. Türkiye’ye en hızlı para girişi (2002 yılından bugüne) geçtiğimiz yıl yaşandı. Bir önceki yazıda ayrıntılarıyla değindiğimiz yerel ekonomik sorunları tekrar etmeye gerek yok. Sorun şu ki Türkiye ekonomisine yön veren değişkenlerin bir kısmı bölgesel sorunların tehdidi altında.

Jeopolitik, enerji maliyetleri başta olmak üzere döviz kurunu, sermaye girişini, özetle kaynak maliyetini doğrudan etkiliyor. Komşu ülkelerdeki hareketlilik bu bakımdan ekonomi politikasını yakından ilgilendiriyor. 2018’in İran’daki sokak hareketleriyle başlamış olması da bu tezin güçlü olduğunu gösteriyor. 2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak yazısına devam et

2017’den Kalan, 2018’de Beklenen

2017 için Türkiye ekonomisinin teknik görünümü ile ilgili detayların birçoğu, 15 gün önce 3. Çeyrek Büyümesi açıklandığında netleşmişti. Bu yazıda 2017’den kalan bakiyenin 2018’in koşullarıyla yoğrulup nasıl bir manzara ortaya koyacağını tahmin etmeye çalışacağız.

Büyüme oranı makroekonomik göstergeler içinde, eldeki tek güvence denilebilir. Gelecekle ilgili beklentilerin özetlendiği göstergeler Merkez Bankası tarafından açıklanan ‘Reel Kesim Güven Endeksi’nin ayrıntılarında da yer buluyor. Görüldüğü üzere reel sektörün iktisadi yöneliminde çelişik öngörüler mevcut. Güven endeksi mevsimsellikten arındırıldığında, Eylül sonuna kadar devam eden vergi indiriminin sona erdiği, döviz kurunun, akaryakıt fiyatlarının maliyetleri etkilediği, jeopolitik sorunların öne çıktığı yılın son aylarının, Temmuz-Ağustos-Eylül (3. Çeyrek) performansının gerisinde kalacağı görülüyor. 2017’yi %7 – %7,5 aralığında kapatabiliriz.

2017’den Kalan, 2018’de Beklenen yazısına devam et

Bitcoin (BTC): Bir Para Karikatürü

2017’de değeri 20 kat arttı. 1000 Dolara yakın başladığı yeni yılı belki de 20.000 Dolar’ın üzerinde tamamlayacak. Dünya ile ittifak halinde olduğumuz konulardan biri olarak ‘Bitcoin’ hakkında en akılda kalıcı açıklama ‘Lale çılgınlığına benziyor’ şekliyle Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek‘ten geldi.

Bu defa Banker Kastelli vakasını hatırlatmak kâfi değil. Komşu teyzenin ana haber bülteninde ‘Biz savcıyız diye telefon ettiler, ben de inanıp bütün paramı parktaki bankın kenarına poşetin içinde bırakıverdim’ türünden şikâyetiyle de çözülecek gibi değil.

Değeri Dolar cinsinden 20 kat artan bir ekonomik unsur illa ki talep görecektir. Emniyet Genel Müdürlüğü‘nden SMS uyarısı gelmeden önce Nobel Ödüllü iktisatçısından Merkez Bankası Başkanları’na kadar uyarıların ardı arkası kesilmiyor. Türk tipi yatırımcı için Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi‘ninsaadet zinciri benzetmesi, içinde kelime oyunu barındırdığı kadar (blockchain) Lale Devri’ne göre daha yakın tarihli olduğu için de hızla benimsenecek gibi duruyor. Bitcoin (BTC): Bir Para Karikatürü yazısına devam et

İktidarla muhalefet büyümede uzlaştı

Türkiye ekonomisinin 2017’nin üçüncü çeyreğini kapsayan Temmuz-Ağustos-Eylül aylarında %11,1 oranında büyüdüğü açıklandı. Dönem için dünya rekoru olan bu orana Türkiye en son 2011 yılında ulaşabilmişti.

İktidar, rekorun tadını çıkarıyor. Büyümenin arkasındaki vergi indirimlerinin, Kredi Garanti Fonu (KGF) desteğinin farkında. Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan, 15 Temmuz sonrasında büyüme ve istihdam artışının siyasi bir tercih olarak öne çıkarıldığını söylüyor. Bu cümleden hareketle enflasyonla mücadele ve kamu açıkları konularındaki mücadelenin, ikinci planda kaldığı anlaşılıyor.

Muhalif bakışın hatırlatmaları da bir başka dille aynı yönde: “Evet, ekonomi büyüdü. Ama halkın gündelik yaşantısında söz konusu büyüme hissedilmiyor. KGF ve vergi indirimleri hanehalkının ve KOBİ’lerin tüketim/yatırım döngüsünü hızlandırdı. Buna karşın tüketim ve yatırımların bir kısmı ertelenmiş, bir kısmı da (özellikle tüketim) öne çekilmiş kararlardan oluşuyor. 2018’de bu destekler sürdürülmezse yapay büyüme yerini durgunluğa terk edebilir. Üstelik ihracat artışı ve bunun sanayi üretimine yansımasını ölçerken Avrupa ekonomilerindeki canlanmayı hesaba katmak gerekir. Sanayi üretiminde yükselen tempoya karşın birçok sektörde verimlilik artışı görülemiyor.” deniliyor.

Herkesin bir yönüyle doğruyu söylediği bir ortamda en iyisi rakamlara bakmak sanırım.

İktidarla muhalefet büyümede uzlaştı yazısına devam et

Pax-Americana’nın Sonu

“Daha fazla sırtımızda taşımaya değer mi?”

Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: Kudüs‘ün Başkent olarak kabulü tartışması, etkisini yitirdiği iyiden iyiye belli olan Pax Americana‘nın artık tümüyle son bulduğunun bizzat ABD tarafından ikrar edilmesidir.

Askeri-endüstriyel bir kompleks olan devletine ve dış güvenlik bürokrasisine kendini kabul ettirmek zorunda bir ABD Başkanı olarak Trumpın elinde iki koz var:

İlki Kuzey Kore ile savaşmak. İkincisi, Ortadoğu‘da İsrailFilistin çatışması üzerinden radikal bir çıkış yapmak. 

Trump‘ın, Kuzey Kore ile olası bir savaşta nükleer başlıklı füze kullanımı ihtimali güçlü olduğundan, ABD topraklarına yönelik bir risk almaktansa ikinci yolu tercih etmek için zemin arayacağını tahmin etmek daha makul. 

Bu konuya devam edeceğiz.