Ne Güzel Şeysin Sen Covid-19

Belli ki insanlığın büyük kısmı yaşam tarzına karşı öfkeyle doluymuş. Covid-19’la ilgili tıbbi yorumların dışındaki pek çok söylemin yüzeyinde dikkat çeken ilk duygu, sizce de bu değil mi? Virüs, insanları alışılagelmiş tüketim kalıplarından uzaklaştıran, özellikle gösteriş tüketimini zorunlu olarak azaltan yanıyla ‘oh olsun’ diyen milyonların sesi olmuş gibi…

Böyle olmasının altında yatan düşünce iklimi nedir peki?

Ne Güzel Şeysin Sen Covid-19 yazısına devam et

Post-pandemik İktisat Politikası

Sadece şu son salgın hastalık nedeniyle değil neredeyse 10 yıldır hep diken üstünde bir ekonomik yapının değişim ihtiyacı göze çarpıyordu. İhtiyacın kökeni, sistemin üretim dışı bir likiditeyi piyasaya zerk etmekten vazgeçmemesinden kaynaklandı. 2008 krizinde sunulan aşırı kredi-satınalma gücü, ısrarla geri çekilmedi. Kademeli olarak yapılması gerekenler önce denendi sonrasında vazgeçilerek tüketim gücü pompalanmaya devam etti. Rezerv paraların niteliği kaybolmaya başladı.

Finansal ölçüler bakımından yukarıdaki gibi geçen bir on yılın ardından, şimdi genişleme gerektiren, hatta açıktan karşılıksız para basmayı gerektiren bir sağlık krizi Dünya’yı sardı. Post-pandemik İktisat Politikası yazısına devam et

Merkez, faturalı hattan kontörlüye geçti

Merkez Bankası hafta içi faiz oranını 625 baz puan (%6,25) birden yükseltti. Beklentilerin oldukça üzerinde bir artırımla faiz haddi %24’e ulaşmış oldu.

Geriye doğru bir yıllık enflasyon oranının üzerinde bir faiz oranı belirlenmesi, Türkiye ekonomisinin fiyatlama risklerini düşürmek amacıyla ‘önden yüklemeli’ artış olarak tanımlanıyor. Bugüne dek ağırlıkla post-travmatik dönemde yani maliyetler oluştuktan sonra tedavi amaçlı artırılan faiz, bu defa oluşan baskının ötesinde ve öngörüler kapsamında artırılmış oldu. 

Söz konusu Para Politikası Kararı’nın duyuru metninde ‘dış talep koşullarındaki iyileşmeye karşın iç talepteki zayıf seyrin devam ettiği ancak fiyatlama davranışındaki bozulmanın bir risk olarak varlığını sürdürdüğü’nden dem vuruluyor. Politika faizinin yüksek belirlenmesinde Eylül ve Ekim enflasyon rakamlarının yüksek oranda gerçekleşeceği beklentisinden hareketle, Aralıktaki toplantıya kadar ön alınmış olunuyor. Ayrıca 20 Eylül’de açıklanacak Orta Vadeli Plan’a (OVP) kadarki sürenin kazanılmış olmak istenmesi diğer bir faktör olabilir.  

Faiz kararının ardından, aynı gün 10 yıllık tahvil faizlerinde düşüş yaşandı. Keza, Türkiye’nin risk primi (CDS) düştü, borçlanma maliyeti azalmış oldu. Dövizde sert bir değer kaybı görüldü.

Bu noktadan sonra önemli olan, kurdaki seviyeden çok oynaklığın önlenmesidir. Reel sektör için olduğu kadar para ve sermaye piyasaları için de volatilite başlı başına bir sorun… İçeride talebi baskılayan asıl unsur da bu oynaklık olsa gerek.

Bugünlerde sıklıkla bahsedilen stokçuluk eğilimlerinin ve keyfi görünen kurdan bağımsız yüksek fiyat artışlarının önlenmesi için kurun yüksek de olsa belirli bir seviyede tutunabilmesi sağlanmalıydı. Mevcut faiz oranı ile jeopolitik koşullarda ortaya çıkabilecek sürprizler dahi (elbette bu sürprizin derecesine göre) dengelenebilir görünüyor. 

Yabancı sermaye girişinin sağlanabileceği bir ortam yeniden canlandı. %24’lük bir politika faizi nispeten istikrarlı bir kurla döviz girişini teşvik edecektir. Bu denli yüksek bir faiz artırımının yabancı sermayeye Merkez Bankası’nın bağımsızlığı açısından bir mesaj vermiş olduğunu da es geçmemeli.  Merkez, faturalı hattan kontörlüye geçti yazısına devam et

Kurla Gelen Yeni Dönem

Kurdaki sıçrama en hızlı şekilde dış ticaret ve enflasyon rakamlarına yansımış oldu. Yayın tarihleri ve kapsadıkları aralık itibariyle daha güncel sayılabilecek olan rakamlar arasında  özellikle Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi’ndeki gelişmeler son derece dikkat çekici. Yakın gelecekle ilgili fikir vermesi bakımından bu iki verinin bazı unsurları üzerinde durulmalı.  

Enflasyon

Kurdaki artış nedeniyle oluşan enflasyon hakkında neredeyse kesinleşmiş iki bilgiyi tekrar edelim: 

1) Kurdaki %10’luk artış, fiyatlar üzerinde %1,5 oranında etkide bulunuyor.  

2) Döviz kurunun TL bazındaki fiyatlamaya geçiş süresi 1,5 ila 2 ay arasında gerçekleşiyor. 

Yukarıdaki verilerden hareketle elimizdeki endeks verilerinin eğilim olarak süregideceğini varsaymak yanlış olamayacaktır. Belki TÜFE üzerindeki artış oranlarının kuvvetle artarak devam edeceğini altını çizerek öngörmek daha doğru. Dövizle birlikte artan üretim maliyetlerinin birikerek tüketiciye daha az yansıtılabildiği aylar geride kalmış görünüyor.  Kurla Gelen Yeni Dönem yazısına devam et

Döviz kuru ile ilgili çözüm önerileri… 

Türkiye ekonomisinin 2018 yılı içerisinde dış kaynak sorunu ile karşılaşacağı öngörülüyordu. İşin kötüsü Türkiye’de ekonomi büyüyüp kaynak ihtiyacı artarken Dünya’da likidite azalmaya kaynak maliyeti artmaya başladı. Üstüne üstlük jeopolitik sorunlar ülke ekonomisinin hassasiyetini, risk primini daha da artırmış oldu. Bu gelişmede Türkiye ekonomisinin açıkça hedef tahtasına konduğu son bir haftanın ayrı bir rolü var.   

Çözümler.. 

Amerikan Doları’nın 6TL ‘yı da geçtiği geçtiğimiz haftanın son günlerinin ardında Paul Krugman New York Times’ta Türkiye ekonomisini yönetenlere çok ilginç önerilerde bulundu. Ana hatları ile 2001’de Arjantin’in yaptığı gibi bir borç reddinden dem vuran, 2000’lerin sonundaki İzlanda’dan, 1998 Krizi’ndeki Güney Kore’den dolaşıp MalezyaEndonezya kategorisinin içindeki ‘currency atak’ ları, borç krizlerini sıralayan bir yazı kaleme aldı. Nobel’li iktisatçının önerisi borç reddi ve döviz borçlarına hükümet garantisi verilmeyeceği beyanının yapılması. Bir süre sonra eski sisteme dönüleceğinin kabulünü de içeren öneriler demetinin özelliği ‘sistem içinde’ kalması. Çözüm önerilerine ‘bir düşkünlüğün kabulü’ ile başlanırsa gerçek bir başarı şansını yakalamak mümkün değil. Türkiye sayılan benzer pek çok diğer ülkeyle birlikte ‘kaynak sorunu’ ve ‘rezerv para’ seçenekleri üzerinden geliştireceği ve uygulayacağı özgün fikirler ile daha doğru bir rotaya yol alabilir gibi görünüyor. 

Yangını odun atarak söndürmek yerine… 

İşletmecilikte satışların büyük çoğunluğunun aynı müşteri grubuna yapılmasına ‘müşteri riski’, satın almaların çoğunun aynı tedarikçiden teminine ‘tedarikçi riski’ adı verilir. Finansal kaynak temininde de tek veya az sayıda mali araç ve aracıya bağlılık, risk taşır. Bahsedilen riskleri yönetmek için firmalar bile piyasayı, müşteriyi, tedarikçiyi, mali araç ve aracıları çeşitlendirmek ister. 

Dünya’nın hakim siyasi ve ekonomik yapısı devletleri maalesef bir şirket kadar bile esnek hareket etme kabiliyetinden yoksun bıraktı. Türkiye bir süredir riskleri teşhis ederek dağıtmayı deneyimleyerek alışılmışın dışında bir siyasi-ekonomik tarz-ı siyasete sahip. Savunma araçları, enerji, gıda gibi alanların ardından, mali enstrümanları da çeşitlendirmeye, yatırımcı gruplarını farklılaştırmaya özen gösteriyor.  Döviz kuru ile ilgili çözüm önerileri…  yazısına devam et

Ekonomide Metafor Yağmuru

Merkez Bankası enflasyon hedefini %13’lere çıkarınca yine bir ‘ısınma’ benzetmesi gündeme girdi. Enflasyon Raporu‘ndan anlaşılan Türkiye’yle ilgili risk algısı (CDS-Risk Primi) arttıkça portföy hareketlerinin zayıflaması, fon teminini güçleştiriyor. Kurdaki artışın fiyatlar üzerindeki geçişkenliği de beklendiği gibi enflasyonu hareketlendirmiş bulunuyor.

Özellikle üretici fiyatlarındaki artış ve uluslararası piyasalardaki ticaret savaşının etkileri bir araya gelince fiyat istikrarının devamlılığı giderek zorlaşıyor. Kamu maliyesi, seçim öncesindeki rahatlığı ile sıkı para politikasının enflasyonla mücadele olanaklarını kısıtladı. Keza, özel tüketimin seviyesi fiyat artışlarının kontrolüne yardımcı olmuş görünmüyor. Seçim öncesinde kontrol edilen doğalgaz, tütün mamulleri, akaryakıt gibi ‘yönetilen fiyatlar’ın aynı seviyede kalmasında ise zorlanılıyor.

Metafora gelince…

Türkiye ekonomisinin büyüme trendi ne zaman potansiyel büyüme oranının üzerine çıksa ‘ekonominin aşırı ısındığı’ ile başlayıp genellikle ulaşım araçları ile ilgili örneklerle zenginleşen bir metafor yağmuru (meteor değil) medyayı süsler. ‘Motorun su kaynattığı’, ‘tünelin ucunun göründüğü’, ‘frenlerin tutmadığı’ söylenir-yazılır. Edebiyatta temsil ve remizlerin kullanılması konusunda bütün Doğu uygarlıkları gibi zengin bir birikime sahip olmamız bir yana iktisatçıların anladıklarını anlatma konusundaki çabalarını siyaseten de kolaylaştıran bir yoldur ‘metafor’.

Doları ‘ateş’, enflasyonu ‘ejderha’, rahatlama beklentisini ‘tünelin ucundaki ışık’ olarak gören alışılmış formların yanında Dünya Kupası sonrası kullanışlı olabilecek bir başka ‘temsil’ futbol olabilir.

Ekonomide Metafor Yağmuru yazısına devam et

Ticaret Savaşları-2

Bir kaç yıldır Avrupa ve Amerika‘da radikal sağ seçmenin siyasal tercihleri etkili oluyor. Bu konu defalarca tartışıldı. Nedenleri üzerine epey kalem oynatıldı. Küresel krizle birlikte başlayan işsizlik dalgasının göçmen karşıtı politikaları güncelleştirmesi normal karşılanmıştı. Global krizin etkileri giderildikçe radikal sağın merkeze yaklaşması beklenirken hiç de öyle olmadı. Aksine ‘radikalizm demokrasiyi tehdit eden ya da yozlaştıran seviyede etkisini artırıyor’ bile denilebilir. Bu tespitin en yeni kanıtı ‘ticaret savaşları’ olmalı. Kazananı olmayan bu savaşın en büyük savunucusunun da ABD. Ticaret savaşlarının asıl ilginç yanı da zaten rüzgarın ters yönden esiyor olması. En çok dış ticaret açığı veren olarak ABD‘nin kendi tükettiği malı pahalılaştırmasıyla sonuçlanacağı belli. Regülasyon seviyesi arttıkça, ABD‘liler geçici bir ulusal gurur kazandırdıktan sonra maliyet artışlarıyla birlikte futbol literatürümüzden emanet alarak kullanırsak ‘şerefli mağlubiyetler’ zincirine bir halka ekleyecek. 

İşin kötüsü AB de ABD‘ye ayak uydurup Avrupa‘ya uygulanan gümrük vergilerinin ABD‘ye aynen uygulanmasına ilişkin yapacağı oylamayla (mütekabiliyet) muhtemelen ticaret savaşlarındaki cepheyi genişletecek. 

Dış ticaret açığını azaltıp öte yandan ürün maliyetini artıracak savaşların olası başka etkilerinden biri toplum psikolojisinde görülecektir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu, dış ticaret açığını yine dış tasarrufla (açığını yine fazla malı aldığı ülkeden aldığı borçla) finanse eden ülkeler için farklı bir ekonomik ve siyasi tablo oluşacağı kesindir. 

İktisaden eski günlerdeki gibi ithal ikameci günlere dönmek, ithalatı azaltmak hatta önlemek için ağır vergi yükleri ve yasaklar uygulamak kolay değil. İthal edilen pek çok ürünü yurt içinde üretmek için de bir dizi yapısal reform hemen şimdi uygulanmaya başlansa ancak yıllar içinde sonuç verebilecektir.  

Her ne önlem alınırsa alınsın, Dünya ticaret hacmi daraldığında Dünya’daki refah azalacağına göre bugünkü siyasal tercihlerin keskinleşeceğine hükmetmek mümkün görünüyor. Bugünün Dünya’sında refahı ve istihdamı tehdit ettiği düşünülen göçmenler ve mülteciler refah kaybıyla birlikte daha da ‘katlanılamaz’ olduğu düşünülen insanlar olacaktır.  

Gelişmiş ekonomilerde göçmen politikaları ve gümrük duvarları sertleştikçe sadece ithal edilen mal ve hizmetlerin değil işgücü maliyetlerinin de yükseleceği unutulmamalıdır. Fiyatlar genel seviyesindeki yükselişe Merkez Bankalarının sıkı para politikaları eşlik ederse resesyon, hükümetler popülist davranıp para musluklarını gevşetirse enflasyon veya stagflayon çanları çalmaya başlayacaktır. 

Gelir Dağılımı… 

Endüstriyel kapitalizm öncesinde ülke içi gelir dağılımları ne derece kötüyse, liberalleşme rüzgarlarıyla gelir dağılımı sorunu aynı derecede üçüncü dünyaya, daha az gelişkin ekonomilere taşınmıştı. Kalkınmış ekonomiler, sosyal politikalarıyla gelir dağılımındaki sorunları gidermeye çalışmışlardı. Üretim maliyeti, gelişmekte olan ülkelere, üçüncü dünyaya taşınmıştı. Ticaret savaşlarıyla birlikte gelir dağılımı sorunlarının yeniden içselleştirilmesi merkez ekonomilerine taşınması muhtemeldir. Bu sorun ise siyasi görüşlerin pluralizmden uzaklaşmasını bir kez daha hızlandıracak bir problem olacaktır. 

Türkiye… 

Türkiye ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunlar ‘ticaret savaşları’na hazırlığını belirli bir toplumsal farkındalık ekseni üzerinde tutmuştur. Milli para ile uluslararası ticaret, savunma sanayinde iç tedarik oranının artırılması, enerji ve dış politikada kendine özgü bir çizginin var edilmesi, farkındalıkları siyasi ve idari organizasyon düzeyinde kurumsallaştırma aşamasına getirmiştir. 

Bu bakış açısıyla toplum psikolojisi ve siyasi bakımdan hazır olan atmosferin iktisat politikalarıyla özellikle üretim yönüyle desteklenmeye ihtiyacı vardır. Seçim sonrasındaki ekonomi gündeminde üretim yapısının ayrıntılı olarak gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle emek ve sermaye verimliliği konusundaki analizlere odaklanılması ekonominin geleceği bakımından önemlidir. Sermaye kısıtları altında, emek verimliliğine dayalı, girişimciliği, genç ve kadın istihdamını destekleyen yeni bir üretim fonksiyonunu var edebilmek, Türkiye’nin geciktiği bir iktisadi reform çağını başlatabilmesi ile mümkündür.  

Dövizde Atak…

Gelişmiş ekonomilerde faiz artışı, petrol fiyatlarındaki artış, Euro bölgesindeki büyüme, Dünya ekonomisindeki toparlanma, derecelendirme kuruluşlarından Türkiye ekonomisi hakkında yapılan olumsuz açıklamalar… Bunların hepsi ayrı ayrı döviz değerini ve talebini artıran başlıklar.  

Yılın başından bugüne gittikçe netleşen küresel büyüme trendi, gelişmiş ekonomilerdeki faiz oranlarını artırdı. Faiz hadleri artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Gelişmiş ülke ekonomileri toparlandıkça da Türkiye gibi dış açıkları nedeniyle fon ihtiyacı süregelen ülkelerin ayrışması devam ediyor.  

Türkiye’nin ayrışmasındaki anomalide başat faktör, erken seçim kararı alındıktan sonra derecelendirme kuruluşlarından yapılan açıklama… S&P‘un beyanı, kredi notunun düşürüldüğünü duyurmaktan başka not indiriminin devam da edeceği bilgisini içeriyordu. 

Hükûmet ilk atak sonrasında bir toplantı yaparak gerilimi düşürmüştü fakat tansiyonun iyice yükseldiği bu hafta başından itibaren Merkez Bankasının daha erken refleks göstermesi gerekebilirdi. Neyse ki; Merkez‘in 300 baz puanlık faiz artışı, Amerikan Dolarındaki tırmanışı durdurdu. Hemen ardından döviz ihale takvimi ile ilgili değişiklik duyurularak piyasaya rahatlatıcı bir mesaj daha verilmiş oldu. Bugün de reeskont kredilerinin geri ödenmesinde kur sabitlendi  Dövizde Atak… yazısına devam et

Demokrasi, Yapay Zeka, Görünmez El

Geçtiğimiz günlerde Irak‘ta yapılan genel seçime nüfusun yarısından fazlasının katılmadığı açıklandı.  Orta Doğu’da bu cinsten seçimlerde katılım oranından çok, oy oranları dikkat çekerdi. İktidardaki partinin oyların tamamını aldığı ya da diktatörün mesela amca oğluna kurdurduğu temsilî partinin %10 oy aldığı göstermelik seçimler mebzul miktarda olurdu. 

Görünen o ki; 2 yıldır sürekli değişen sıcak gündeme karşın arada bir günyüzüne çıkan ‘bu hâliyle demokrasinin siyasi temsil kabiliyetini yansıtamaz hâle geldiği’ konusu, biraz daha tartışılmalı.

Gerek ulusal seviyede gerekse uluslararası hukukun tesisinde temsil sorununun aynı dönemde gündeme gelmesi ilginç. Trump‘ın Kudüs kararından sonra bir de İran‘la imzalanan nükleer programın kontrolü ile ilgili anlaşmayı tek taraflı feshi ve bu kararların uluslararası toplum tarafından kabul görmemesi, bir vicdanın olduğu kadar bir boşluğun da işareti olmalı. 

Demokrasi terimi eski Yunan‘dan bu yana temsil oranını artırarak içi doldurulan bir kavram… Magna CartaBill of Rights ve sonunda Fransız İhtilali… Demokrasi anlayışı tüm dünyaya yayılırken, krallıklar, imparatorluklar kendilerini ‘halk yönetimi’ne; bazen de bizde olduğu gibi Jacobenizme karşı savunamayıp yıkıldılar ya da dönüştüler.

Bugünkü anlamıyla demokrasi anlayışı, düzeltmeleri saymazsak uzunca bir yeni kabule, otomatik bir temsil şekline doğru evrildi. Uluslararası organizasyonlar da neredeyse tartışmadan hâli kalmayı başardı. Demokrasi, dünyayı bugüne adeta bir ‘yapay zeka, bir mucize ezberiyle getirdi.

Son yıllarda saldırgan, içe dönük, genel refah üretmekten aciz görüntüsü ile demokrat olmayan demokrasiler çağı’ başlamış görünüyor. Sebebi ekonomideki değişim olmalı.  Demokrasi, Yapay Zeka, Görünmez El yazısına devam et

(V)aiz Oranı ya da Faizi Doğru Anlamak

Faiz haddinin yüksek ya da yeterince yüksek olmadığı ile ilgili tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Faiz oranı yükseldikçe “vaiz oranı” da artıyor denebilir. Bağlamından kopuk olarak tartışıldığında bir oran gibi görünen faizin yeterince düşükken makul karşılandığını, ancak yüksek bulunduğunda zararlı olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. Bense artık tartışmaların oran üzerinden değil bizatihi faizin kendisi üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

Kitabın ortasından konuşmayı denersek, faizin düpedüz kapitalist ekonomik modelin ayrılmaz bir parçası olduğunu kabulle başlamalı; serbest piyasacılık ile kapitalizmin bu bakımdan aynı anlama gelmediğini de not düşmeliyiz.

(V)aiz Oranı ya da Faizi Doğru Anlamak yazısına devam et