Kategori arşivi: İktisadiyat

Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli

Taksicilerin hayatımızdaki yeri özellikle metropollerde yaşayanlar için büyük… Ama şahsen en sevdiğim taksi kullanım alanı, kendimi bildim bileli Türkiye’yle ilgili bir şey anlatmak isteyip de doğrudan söylemeye çekinen köşe yazarlarının yazmak istediklerini taksicilere söyletmeleridir.

Oryantalistler için taksilerin taşımacılık hizmeti, diğer kullanım şekillerinden sonra gelir. Yazarımızın ‘New York‘a iner inmez havaalanında bindiği taksinin şoförü -eğer Türkiye’yi övecek bir şey söyleyecekse genellikle Pakistanlı bir Müslüman olur- ‘Türkiye’nin İslam dünyasının sözcülüğünü üstlenmekle ne kadar iyi bir şey yaptığını, İstanbul’a bir kez tatile giden eski patronunun arkadaşına telefonda anlatırken duyduklarını, Beşiktaş‘ın ve Galatasaray‘ın başarılarını, hem modern hem de muhafazakar –bunu söylemezse olmaz- yaşamın bir arada nasıl da güzel yürüdüğünü’ anlatır.

Aynı yazar,  iktidardan şikayetçi olduğu bir başka dönem, Kayseri‘deki taksiciye, akşam yemeği için içkili bir restoran sorduğunda, kaldığı ‘beş yıldızlı otelden başka rahatlıkla içki içip yemek yiyeceği bir mekan olmadığını da söyletiverir şoföre. Bir koalisyona doğru giden seçim sonuçlarına göre Washington‘da güler yüzlü Türk şoförün -bu defa beyaz Türk kullanılıyor- ‘plaza hayatından sıkılıp Amerika’ya ‘kendini gerçekleştirme’ macerasına çıktığını ama son gelişmelerden sonra artık ülkesine dönmek istediğini– radyoda Bach çalmazsa darılırım- okuyabiliriz.

Sarı üzerine siyah renkli taksiler, görünürlüğü fazla, adeta ‘manşet’leri hatırlatır. Herkesin taksiler, taksiciler hakkında söyleyecekleri, onlara söyletecekleri ilgi çeker. Çünkü bir daha karşı karşıya gelinmeyeceği ve doğrulanma ihtimali olmadığı için taksiyle ilgili sözlerde hayalgücü rahatlıkla devreye girebilir.  Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli yazısına devam et

Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos

48. Dünya Ekonomik Forumu‘na ev sahipliği yapan Davos Zirvesi sona erdi. İsviçre‘nin bu dağlık kasabasının önceleri verem hastalarının tedavi edildiği bir merkez olması pek manidar… Küresel ekonomik krizin başlangıcından ancak on yıl sonra Dünya ekonomisinde üst üste iki yıl büyüme öngörülüyor. IMF‘in tahminlerine göre 2018 ve 2019 yıllarında %3,9‘luk bir büyüme Dünya ekonomisi için sürpriz sayılabilir. Ekonomik kriz sonrasında ‘Parçalanan Dünya’da Ortak Gelecek Oluşturmak’ konulu bir gündemle toplanmak, ekonomik sistemin etkileri ile ilgili yeterli fikir veriyor olmalı. Bir nevi ‘ortalığı nasıl dağıttıysak toplamayı da biliriz’ veya ‘komünizm lazımsa onu da biz getiririz*’ söylemi. Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos yazısına devam et

Bitcoin (BTC): Bir Para Karikatürü

2017’de değeri 20 kat arttı. 1000 Dolara yakın başladığı yeni yılı belki de 20.000 Dolar’ın üzerinde tamamlayacak. Dünya ile ittifak halinde olduğumuz konulardan biri olarak ‘Bitcoin’ hakkında en akılda kalıcı açıklama ‘Lale çılgınlığına benziyor’ şekliyle Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek‘ten geldi.

Bu defa Banker Kastelli vakasını hatırlatmak kâfi değil. Komşu teyzenin ana haber bülteninde ‘Biz savcıyız diye telefon ettiler, ben de inanıp bütün paramı parktaki bankın kenarına poşetin içinde bırakıverdim’ türünden şikâyetiyle de çözülecek gibi değil.

Değeri Dolar cinsinden 20 kat artan bir ekonomik unsur illa ki talep görecektir. Emniyet Genel Müdürlüğü‘nden SMS uyarısı gelmeden önce Nobel Ödüllü iktisatçısından Merkez Bankası Başkanları’na kadar uyarıların ardı arkası kesilmiyor. Türk tipi yatırımcı için Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi‘ninsaadet zinciri benzetmesi, içinde kelime oyunu barındırdığı kadar (blockchain) Lale Devri’ne göre daha yakın tarihli olduğu için de hızla benimsenecek gibi duruyor. Bitcoin (BTC): Bir Para Karikatürü yazısına devam et

İktidarla muhalefet büyümede uzlaştı

Türkiye ekonomisinin 2017’nin üçüncü çeyreğini kapsayan Temmuz-Ağustos-Eylül aylarında %11,1 oranında büyüdüğü açıklandı. Dönem için dünya rekoru olan bu orana Türkiye en son 2011 yılında ulaşabilmişti.

İktidar, rekorun tadını çıkarıyor. Büyümenin arkasındaki vergi indirimlerinin, Kredi Garanti Fonu (KGF) desteğinin farkında. Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan, 15 Temmuz sonrasında büyüme ve istihdam artışının siyasi bir tercih olarak öne çıkarıldığını söylüyor. Bu cümleden hareketle enflasyonla mücadele ve kamu açıkları konularındaki mücadelenin, ikinci planda kaldığı anlaşılıyor.

Muhalif bakışın hatırlatmaları da bir başka dille aynı yönde: “Evet, ekonomi büyüdü. Ama halkın gündelik yaşantısında söz konusu büyüme hissedilmiyor. KGF ve vergi indirimleri hanehalkının ve KOBİ’lerin tüketim/yatırım döngüsünü hızlandırdı. Buna karşın tüketim ve yatırımların bir kısmı ertelenmiş, bir kısmı da (özellikle tüketim) öne çekilmiş kararlardan oluşuyor. 2018’de bu destekler sürdürülmezse yapay büyüme yerini durgunluğa terk edebilir. Üstelik ihracat artışı ve bunun sanayi üretimine yansımasını ölçerken Avrupa ekonomilerindeki canlanmayı hesaba katmak gerekir. Sanayi üretiminde yükselen tempoya karşın birçok sektörde verimlilik artışı görülemiyor.” deniliyor.

Herkesin bir yönüyle doğruyu söylediği bir ortamda en iyisi rakamlara bakmak sanırım.

İktidarla muhalefet büyümede uzlaştı yazısına devam et

Pax-Americana’nın Sonu

“Daha fazla sırtımızda taşımaya değer mi?”

Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: Kudüs‘ün Başkent olarak kabulü tartışması, etkisini yitirdiği iyiden iyiye belli olan Pax Americana‘nın artık tümüyle son bulduğunun bizzat ABD tarafından ikrar edilmesidir.

Askeri-endüstriyel bir kompleks olan devletine ve dış güvenlik bürokrasisine kendini kabul ettirmek zorunda bir ABD Başkanı olarak Trumpın elinde iki koz var:

İlki Kuzey Kore ile savaşmak. İkincisi, Ortadoğu‘da İsrailFilistin çatışması üzerinden radikal bir çıkış yapmak. 

Trump‘ın, Kuzey Kore ile olası bir savaşta nükleer başlıklı füze kullanımı ihtimali güçlü olduğundan, ABD topraklarına yönelik bir risk almaktansa ikinci yolu tercih etmek için zemin arayacağını tahmin etmek daha makul. 

Bu konuya devam edeceğiz. 

Türkiye için bir ‘Kırmızı Pazartesi’ daha…

Rıza Sarraf veya Zarrab‘ın mahkeme beyanları ortaya çıktıkça Márquez‘in 1982’de  Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen romanı Kırmızı Pazartesi (Crónica de una muerte anunciada: İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü) pek çok defa olduğu gibi yine hatırıma geldi.

Bir cinayet soruşturmasındaki tanıklıklardan yola çıkarak faillerin maktulü öldürme teşebbüsünün pek çok tanık tarafından çeşitli aşamalarda ayan beyan gözlemlendiği ama cinayete engel olunamadığı trajikomik bir dille (yahut ben öyle yorumladım) anlatılıyor bu romanda. 

Türkiye için bir ‘Kırmızı Pazartesi’ daha… yazısına devam et

Politika Bienal’i mi takip ediyor: ‘İyi Bir Komşu’

15. İstanbul Bieaneli’nin teması ‘İyi Bir Komşu sanat aracılığıyla insanları ‘komşuluk’ ve ‘iyi komşuluk‘ üzerine düşündürmeyi amaçlıyor. Ama Türkiye gibi bir ülke söz konusu ise iyi ‘bir’ komşu yetmez. İyi ‘birkaç’ komşuya ihtiyaç duyulur.
Bienal’de iyi bir komşu fikri elbette tek bir sanat dalı tarafından işlenmiyor. Resim, müzik, enstelasyon, video, fotoğraf gibi pek çok dal söz konusu temanın etrafında zihinsel bir örgü yaratmaya çalışıyor. İyi birkaç komşunun tek bir alanda, Batı karşıtlığında bir ortalamaya sahip olması da yetmez; başka ortaklıklar, ekonomiden sanata, milli değerlerden manevi değerlere, finans, yönetim üslubu gibi pek çok alanda bir ortak yaşam anlayışı gerekiyor ki yeni paktlar üzerine bir dış siyaset takip edilebilsin. İç siyaset de yeni dengeye uyum sağlasın.    

Türk Ekonomisi Askerden Terhis Olabilecek mi?

Modern Türkiye’nin ekonomi tarihi, asayiş ve dış güvenlik risklerinin ekonomiyi şekillendirdiği kadardır. Ekonomideki radikal yapı değişimleri, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne siyasetteki radikal değişimlerin peşi sıra gelmiştir. Bunun tek istisnası 2001 krizi sonrası bütün genel seçimlerde Türkiye’nin ortaya çıkardığı tek parti hükümetleridir.

Son dört yıldır ekonomide yine bir yapısal dönüşüm beklentisi ortaya çıktı. Türkiye ekonomide bir üst lige çıkmak için bir dizi ekonomik reformun eşiğine geldi. Hukuk, siyaset, eğitim, dış politika gibi konularda ekonomiyi yeniden dizayn edecek esaslı reformların kapısına son olarak 15 Temmuz Vakası dikildi. Kapsamlı bir asayiş sorunu olmaktan çıkıp beka problemine dönüştüğü anlaşılan darbe girişiminin tortularının temizlenmesiyle eş zamanlı olarak 24 Ağustos 2016 tarihinde “sınır güvenliği” amaçlı bir harekât başlatıldı: Fırat Kalkanı. Yedi ay beş günün ardından 29 Mart 2017’de tamamlanan ama daha sonra birinci etabının bittiği belirtilen harekâtın akabinde hem Kuzey Irak’ta hem de Kerkük’te bir “Kürt Özerk Bölgesi” için tohumlar atıldı.

Tam da olağan ekonomi gündeminin sürdürülüp iktisadî sahada bazı reformist çabalar telaffuz edilmeye başlanmışken 16 Nisan sonrasında Türkiye’nin doğrudan müdahale etmesi zorunlu hâle gelebilecek yeni bir alan Kuzey Irak’taki bu Kürt Özerk Bölgesi olabilir. Üstelik ABD’nin ve Rusya’nın desteklediği anlaşılan PYD/PKK çizgisinde bir piyona karşı… Trump’ın, ilk bakışta Esad rejiminin hava gücünü kısıtlıyor gibi görünen bir operasyonun düğmesine bastığı ve Rusya ile Çin’in de doğrudan bu ve bundan sonraki ABD operasyonlarına karşı gibi göründüğü bugünlerde.

Türkiye ekonomisi bu şartlarda askerden terhis olup kapsamlı bir reformun merkezine oturabilir mi? Her kesimin üzerinde mutabık olacağı bir yapısal ekonomik dönüşüm gündemin birinci sırasına alınabilir mi? Bekleyip göreceğiz. Türk Ekonomisi Askerden Terhis Olabilecek mi? yazısına devam et

“Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu?

Fon, aslında geçtiğimiz yılın Ağustos ayında kurulmuştu. Darbe girişiminin akabinde mutlaka spekülatif para ve sermaye hareketlerini de dikkate alarak bir çerçeve çizilmişti. Şimdi de yayımlanan son esaslara göre içeriği belirginleşiyor.

Türkiye Varlık Fonu (TVF), Özelleştirme İdaresi’nden alınan 50 Milyon TL’lik tamamı ödenmiş sermayeyle kurulmuş oldu. Ardından şu anda 20 Milyar Dolarlık ödenmiş sermayesi olan birçok kamu şirketini bünyesine aldı. Fon, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un ifadesine göre “ekonomik salvolar karşısında kendini koruyabilecek dinamik bir yapı yaratmak” amacıyla oluşturulan adeta bir garanti sistemi işlevi görecek.

Konudan yeni haberdar olanlar için TVF’nin bünyesine dâhil edilen kamu şirketlerini sıralamak iyi olabilir: Ziraat Bankası, Halkbank, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, TPAO, TÜRKSAT, Eti Maden, ÇAYKUR, THY. Bir de Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan çok sayıda gayrimenkul (2,3 Milyon m2) de TVF’na dâhil edildi. “Bunca Varlık Var İken Gitmez Gönül Darlığı” yahut Nedir Bu Varlık Fonu? yazısına devam et

Enflasyonda Bir Adım Yukarı

Merkez Bankası Aralık Ayı fiyat gelişmelerini açıklandı. Raporun kamuoyunda yeterince tartışılan bölümlerine tekrar değinmeye gerek yok. 2016 sonu itibariyle %8,53’lük bir Tüketici Enflasyonu, hedeflerin üzerinde olduğu kadar önümüzdeki bir kaç ay daha devam edebileceği anlaşılan etkileri de ortaya koyuyor. Gıda, enerji, döviz kuru ve vergi ayarlamaları ekseninde yüksek artış sergileyen enflasyondan geçici etkiler elbette arınacaktır. Ancak anlaşılan o ki bir yıllık fiyat artışları toplamı üzerinde vergi ayarlamalarının etkisi %1,57 ile sürpriz oluşturuyor. Yani vergi artışları olmasa hedefin yakalanması mümkün iken yüksek artış oranı nedeniyle hedefin üzerinde bir endeks değerine ulaşılmış.

Geçici etkilerin Ocakta da devam edeceği varsayımıyla dahi fiyat istikrarının hedefler çerçevesinde gerçekleşmeyeceğini söylemek için erken. Yönetilen fiyatlarda Merkez Bankası’nın bir sorumluluğu olmadığını da herkes bilecek durumda. Buna karşın çekirdek enflasyondaki bozulma 2017 hedeflerinin zora gireceği yönündeki karamsar tahmincilerin eline ciddi bir koz veriyor. Dolar kuru 2017’nin ilk haftasındaki 3,60TL’lık seviyesi ile fiyat baskısının ileriki aylara taşınacağını gösteriyor. Beklentileri de bozan bu faktörler, ücret seviyesinde ve faiz haddinde yukarı yönlü talepleri artırabilir. Enflasyonda Bir Adım Yukarı yazısına devam et