Kategori arşivi: İktisadiyat

İşsizlikte %10’un üzerine dikkat!

İşsizlik dizboyuTemmuz ayı işsizlik rakamları açıklandığında yeniden %10’un üzerinde bir direnç noktası oluşacağı anlaşıldı. Düşük büyümenin nimeti cari açığın düşmesiyse külfetlerinden biri de işsizlik. İşsizlik oranındaki artışın istikrarı, hükümetin piyasayı ısıtma yönündeki çabalarını hızlandırabilir. Özellikle faiz konusunda Merkez Bankası üzerinde yeni bir baskı oluşması akla gelen ilk ihtimal…

Türkiye’de işsizliğin toplumsal düzeni riske eder noktaya gelmesi çağdaş ekonomilere göre çok daha yüksek oranlarda mümkün olabilir. Sosyal riske karşı dayanıklılığımız üst düzeyde. Her şeye rağmen özellikle gençlerin işsizlik oranı ve tarım dışı işsizlik, kamu düzeni bakımından takip edilen değerler olmalı.  İşsizlikte %10’un üzerine dikkat! yazısına devam et

Orta Vadeli Plan ya da Yanlış Hesap Nereden Döner?

ali_babacanHer yıl bütçe hazırlıkları kapsamında açıklanan Orta Vadeli Plan (OVP) güncellendi ve Resmi Gazete’de yayımlandı. 2014 yılı büyüme hızı %3,3’e indirilerek revize edildi. Benzer şekilde enflasyon hedefinde de %9,4’lük bir mertebe tespit edildi. İşsizlik ve cari açığın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) oranında, sırasıyla %9,6 ile %5,4’lük hedefler açıklandı. Başbakan Yardımcısı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın beyanına göre öncelik, enflasyonla mücadele. 2015, 2016 ve 2017 hedeflerini içeren belgedeki 2015 yılı enflasyon hedefi %6,3, 2016 ve 2017 yıllarındaki fiyat artış beklentisi ise %5 şeklinde.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, savunma ve güvenlik harcamalarında özel bir artış öngörülmediğini ve sıkı maliye politikasının uygulanmaya devam edeceğini belirtiyor. Türkiye’nin çevresindeki ateş çemberi dikkate alındığında, bunun iddialı bir hedef olduğu söylenebilir. Orta Vadeli Plan ya da Yanlış Hesap Nereden Döner? yazısına devam et

Dış Ticaret Verileri ve KOBİ’ler

china-exportsHaftanın yoğun gündemi arasında üzerinde durulacak birkaç veriden biri dış ticaretin durumu idi. Ağustos ayından itibaren dış ticaret verilerinde farklılaşma görülebilir. 2014 yılının sürükleyici gücü ihracat. İhracat artışının devamlılığı hem büyümeyi hem de cari açığı etkiliyor. Kur, son sekiz ayın zirvesini gördüğünde net ihracat katkısının artmaya devam etmesi bekleniyordu. Fakat, anlaşılan döviz kurunun zorlaması sınırlarına dayandı. Dış satım ürünlerinin imalatında kullanılan ara malı (hammadde) ithalatında geçen yılın aynı dönemine göre azalma görülmesi, ihracatta sınırın zorlandığını bir başka açıdan teyit ediyor. Keza, ihraç ürünlerinin kalitesindeki görünüm de yeni bir vizyon ortaya koyamıyor. Dış Ticaret Verileri ve KOBİ’ler yazısına devam et

İkiz açık problemine dikkat…

Cari açık verileri döviz kurunun katkısıyla iyiye gidiyor. Genel ekonomik denge bakımından elbette olumlu. Dış açığın milli gelirin %6’sından daha alt düzeylere inmesi ve devamında ekonomi küçülmeden açığın bu düzeylerde kalması hedefleniyor. Ekonomi yönetimi binlerce kalem mal ve hizmet ithalinde dış alımı azaltacak çalışmalar yaptı. Henüz kamuoyuna açıklanmayan düzenlemeleri önümüzdeki günlerde Başbakan duyuracak. Sınırlı bir ithal ikamesi denilebilecek bu politika tercihinin artık zorunlu hâle geldiği anlaşılıyor.

Cari açığın yanına kamu açığının da ekleneceği endişeleri su yüzüne çıktı. Yani ekonomide ikiz açık problemi gündeme geldi. Bütçedeki gelişmeler son aylarda vergi hasılatında bir erozyona işaret ediyor. Birkaç ihtimal var elbette; iç talebin gerilemesi veya ithalattaki azalma özellikle İthalden Alınan KDV ile Dahilde Alınan KDV kalemlerinin her ikisini birden etkileyebiliyor. Tüketimdeki gerileme doğal olarak önce dolaylı vergiler üzerinden gözlemlenebiliyor. İkiz açık problemine dikkat… yazısına devam et

Ekonomi başrolü çalmak istiyor…

economic-recession1[2]Türkiye ekonomisi biriken dış ve iç risklerin etkisiyle zor bir viraja girmek üzere. 2008 krizi sonrasında (2010 ve 2011 yıllarının krizi telafi edici performansı hariç) verimliliğin düştüğü bir ekonomik yapı ile yüzleşmiştik. Son iki yıldır ortalamanın altında bir büyüme hızına rıza göstermeye devam ediliyor.

Ekonomi başrolü çalmak istiyor… yazısına devam et

Riskler arttı…

recession-2[1]Dolar Kuru’nda geçtiğimiz haftadan bu yana devam eden ki yükselme dikkat çekici. Bir çok faktör aynı anda döviz üzerinde baskı kurmaya başladı. Fakat bugüne dek en çok bahsedilen özel sektörün döviz cinsinden yükümlülüklerinde şimdilik sorun görünmüyor. Son dönemde özel sektör, döviz borçlanmasında frene bastı.
Irak’taki güvenlik problemi, Rusya ile Ukrayna arasındaki sorun, İsrail-Filistin sorunu, Arjantin’in iflasını açıklaması, her biri başlı başına sorunlar.  ABD’den gelen verilerin olumlu seyretmesi ile öne çekilebilecek parasal geri çekilme kararları da cabası. Bir araya geldiklerinde gelişen ekonomilerin tamamı için sorun oluşturacak yatırım kararları, Türkiye’yi ne dereceye kadar etkileyecek? Şimdilik belirsiz.

Riskler arttı… yazısına devam et

Kırılganlık Vurgusu Artıyor…


imf
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.

Kırılganlık Vurgusu Artıyor… yazısına devam et

Irak’taki sorunların olası etkileri

Musul gibi petrol bölgelerinin el değiştirmesi petrol fiyatlarını her zaman artırır. Zaten, gelişmeler çoktan petrolün varil fiyatlarına yansıdı. Ardından Türkiye’deki akaryakıt fiyatları zamlandı. Türkiye ekonomisi için büyük yük olan petrol ithalatı, vergi yükü nedeniyle tüketiciye duble olarak yansıyor. Petrol fiyatları, enflasyonun hortladığı son aylarda bazı öngörülerin gözden geçirilmesini gerektirecek.

Irak’taki sorunlar reel sektörü etkiler…

Özellikle Irak sözkonusu olduğunda, ihracat içerisinde önemli ağırlığı olan nadir Ortadoğu ülkelerinden birini görmek mümkün. Irak’ta gıda’dan taahhüt hizmetlerine kadar pek çok alanda Türk imzası var. Perakende sektöründe Türk markaları önde. Dolayısıyla, Irak pazarının istikrarsızlığı cari dengenin her iki yönünü de olumsuz etkilemiş oluyor. 

Ortadoğu’daki problem gelişen ülkeleri etkileyecek…

Irak’taki sorunların merkezinde petrol olduğuna göre sonuçlarının da petrol tüketicilerine yansıyacağını düşünmek gerekiyor. Özellikle Asya’nın hızlı büyüyen ekonomileri için petrol fiyatları ayak bağı olacaktır. Asya-Pasifik’in gelişen ekonomilerinin Batı ile ayrışan noktası, petrolü üretim için kullanmak zorunda olması. Petrolün maliyetindeki artış, büyümeleri üzerinde doğrudan etkide bulunuyor.

Faizde son durum…

Eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa 24 Haziran’daki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi kararı çıkabilecektir. %1’e yakın bir faiz indirimi beklemek mümkün. Fakat, döviz ve petrol fiyatlarındaki öngörülerin enflasyona olası etkileri değerlendirildiğinde, faizde sadece sembolik bir indirim beklemek daha uygun bir varsayım olmalı. Çünkü, Haziran ayı sonunda daha düşük enflasyon oranları açıklanmaya başlayacaktır. Enflasyonda, Eylül’e kadar sürecek bir pozitif görünüm yeni faiz hadlerini ancak maruz gösterebilir.

Büyüme, beklentileri karşılayınca…

Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde faiz indirimi kararları Merkez Bankası üzerindeki siyasi eleştirileri hafifletebilecektir. Siyasetin para otoritesi üzerindeki eleştirisinin temelinde ekonominin büyümesi üzerindeki negatif etkisi yatıyordu. Sanırım bu algı değişti. Bir başka gelişme de Merkez Bankası bürokrasisindeki atamalar. Kadro değişimi, hükümetin taleplerine daha uygun bir politikaya yakın durulacağı yönünde güçlü işaretlerden biri olarak algılanmalı.

Risk Primi Arttı..

Amerikan Merkez Bankası (FED)’in verdiği kararlar dünya ekonomisi için her zaman yol gösterici olmaya devam etmiştir. FED’in son açıklaması sanırım Türkiye’de doğru okunmadı. Piyasaların iyi haberlere duyduğu ihtiyaçtan dolayı kararın objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmamış olması da diğer bir güçlü ihtimal. Evet, FED faizleri düşürdü ama varlık alımlarını azaltacağını da açıkladı. Yani bir yandan ekonominin iyileştiğinin altını çiziyor bir yandan da yatırımların devamı için faizleri düşürüyor. Bu hareketin Türkiye gibi gelişmekte olan etkisi çok kısa vadede sıcak para bakımından pozitif, orta ve uzun vadede negatif olarak yorumlanmalıdır.

Parite önemli…

Irak’taki istikrarsızlık Dünya genelinde risk primini artırdı. Olayların nelere gebe olduğunun kestirilemediği bir ortamda, artan risk primini görmezden gelmek doğru değil. Türkiye için döviz kuru bandında beklenenin aksine bir yükseliş öngörüyoruz. Lehte bir değerlendirme, paritenin bozulmaması olacaktır. Euro’nun hareketi dolardaki çıkışı dengeleyebilir. Ihracat açısından asıl önemli olan Dolar ve Euro arasındaki denge.

İhracat ve kamu kaynaklı büyüme…

2014’ün ilk üç ayına ilişkin büyüme rakamları açıklandı. Çoğu tahminin üzerinde bir büyüme oranı yakalandığı anlaşılıyor. Son dönemde açıklanan bir çok öncü gösterge %4’lük bir Milli Gelir artışının olabileceğini gösteriyordu. Fakat seçim çalışmalarının sürdüğü, faiz ve kur hareketlerinin yaşandığı bir dönemde öngörüde bulunmanın güçlüğü de malum. %4,3 ile, içinde bulunulan şartlara göre beklentilerin üzerinde bir gelir artışı görüldüğünü kabul etmek gerekiyor.

Türkiye’nin tüm dönemler itibariyle %4,5-%5 arasında bir ortalama yakaladığını biliyoruz. Bazen %10’lara çıkan bazen de eksilere inen rakamların tamamı dikkate alındığında, Türkiye’nin ortalama büyüme hızı %4,8. Gelişmiş ekonomilerle yakınsama arzusunda bulunan bir ekonomi olarak asıl hedef, ortalama hızın üzerine çıkmak olmalı.

Büyümenin bileşiminde sorunlar devam ediyor…

Son yılların klasik büyüme tablolarında görülen hastalık devam ediyor. Özel tüketim %2,9 artarken, kamu tüketimi %8,6 artmış. Tüketimde devletin ekonomideki telafi edici rolünün devam ettiği anlaşılıyor. Tam da seçim öncesini kapsayan bir periyot için normal karşılanabilir. Böyle bir dönemde tüketiciden daha sert bir fren beklenebilirdi. Özellikle kredi kartı ve taksitlendirme ile ilgili önlemler dikkate alınırsa tüketimde negatif bir gelişme bile sürpriz sayılmayacaktı.

Fakat asıl sorun, ekonominin geleceği ile fikir vermesi gereken yatırım harcamalarında. Ekonomi %4,3 büyürken toplam yatırım harcamalarında %0,5’lik bir küçülme görülüyor. Tüketimde olduğu gibi yatırımda da kamu yatırımlarının %4,1 arttığı, buna karşın özel yatırımların %1,3 azaldığı anlaşılıyor. Kalıcı büyüme stratejilerini zaafa uğratan bu gelişmenin irdelenmesi gerekebilir.

Finans ve tarım sektörüne dikkat…

Büyüme rakamları arasında anomalinin ilk sırasında finans kesimi var. İlk çeyrek itibariyle %13,9’luk bir büyüme, finans sektörü için büyük başarı sayılmalı. Kur ve faiz hareketlerinin bu denli belirsiz olduğu bir dönemde bankacılık kesiminin çok iyi pozisyon aldığı anlaşılıyor. Kredi kartları ve tüketici kredilerinde yapılan düzenlemeler öncesinde yakalanan hızlı satış grafiğinin katkısı küçümsenmemeli.

Tarım sektörü için %3,9’luk büyüme, genel oranın gerisinde bir seyirle dikkat çekmeli. Büyümenin motorunu oluşturan imalat sanayinde her dönem yüksek bir performans görülmediğinde tarım sektöründe tutarlı bir gelişmeye ihtiyaç duyulacaktır.

İhracat artışı kurtarıcı rolü üstleniyor

Türkiye ekonomisi gibi ülkelerde ihracat artarken ithalatın düşmesi veya yerinde sayması ancak nadir yakalanan koşulların bir araya gelmesiyle mümkün. 2014’ün ilk üç ayı, döviz kurunun yardımıyla böyle bir konjonktürü mümkün kıldı. İhracat artarak hem büyümeye omuz verdi hem de cari açığı düşürdü. İlk çeyrekte yakalanan %11,4’lük bir ihracat artışına karşın ithalat sadece %0,8 artış kaydetti.

Dışsatımın bu tempoda devam etmesi için Avrupa pazarının rahatlaması şart.  Avrupa için likidite artışının devam edeceği beyan edildiğine göre ihracatın önündeki tek engel, ekonomi dışındaki riskler olabilir.

Enflasyonda ‘Olağan Şüpheliler’…

Faiz tartışmasının ardından Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın Bakanlar Kurulu’na yaptığı sunum gündemde yer tutuyor. Sunumun ertesinde Bakanlar Kurulu Sözcüsü Bülent Arınç Merkez Bankası’nın bağımsızlığının önemini bir de Bakanlar Kurulu adına tescil atmak istedi. Fakat Mayıs ayı enflasyon rakamları TÜFE için %9,66 olarak açıklanınca, enflasyon tartışması yeniden başladı. İşin gerçeği %10’a dayanan bir enflasyon, yıllık %5’lik hedefe göre bir ‘sapma’ değil ‘hedefi terk etme’ olarak algılanmalı.
Sivri biber ve domates…
En yüksek fiyat artışlarında her zaman listenin başında bir meyve-sebze bulunur. Basın da vatandaş da biraz dalgasını geçtikten sonra bir başka ayın zam şampiyonu salatalık oluncaya kadar petrol fiyatlarıyla idare edilir. Bu defa gıda fiyatlarında gerçekten bir tırmanış var. Örneğin gıda fiyatlarında 12 aylık tüketici enflasyonu %14,11. Yani tüketiciye yansımamış yaklaşık %4 oranında bir maliyet baskısı ortada duruyor. Benzer bir fark ulaştırma maliyetlerinde de (%13,11) görülüyor.
Gıda grubunun etkisi niye yüksek?
İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar Türkiye’deki enflasyonu yüksek oranda etkiliyor. Çünkü Türkiye’de hanehalkının harcama kalıpları içerisinde gıda harcamaları %25’lik bir yer tutuyor. Bu nedenle gıda fiyatlarındaki artışlar gelişmiş ekonomilere göre ekonomiyi yönetenlerin kabusu haline gelebiliyor.
Cari açıkta ve kredi artışlarında azalma görülüyor…
Söze Merkez Bankası’nın sunumu ile başlamıştık. Sözkonusu sunumda cari açıktaki düşüşün altı kalınca çizilmiş. Nitekim Nisan ayı ihracatı %7,9 artarken, aynı ayın ithalatında %9,5 azalma görülüyor. Reel Döviz Kuru 2013 Eylül ayı ile aynı seviyeye gelmişken, dış açığın bu kadar keskin düşüşü ancak özel sektörün sert freni ile mümkün olabilir. Finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri izlendiğinde, sert fren izlerinin dış kaynak teminine yansıdığı anlaşılıyor.  Döviz varlığıyla borcu karşılaştırıldığında 2013’ün Aralık ayında -174 Milyar Dolar olan net döviz pozisyonu, son açıklanan ayı yani 2014’ün Mart ayını içerdiğinde 166 Milyar Dolar’a gerilemiş.
Rezerv kullanımında sorun olur mu?
Merkez Bankası döviz atağına karşı geliştirdiği enstrümanların yanısıra, rezervlerinden de bir kısmını eritmek durumunda kalmıştı. Cari açık düştüğü için döviz talebindeki anomali süreklilik kazanmadı. Yine de sert bir döviz atağı ile karşılaşmamak için reel sektörün kısa vadeli net döviz pozisyonuna göz atmak gerekiyor.  Manzara fena değil. Özel sektör belki de borçlanamadığı için 2013 sonu itibariyle -17,6 Milyar Dolar olan pozisyonunu, – 9,4 Milyar Dolar’a kadar geri çekmiş durumda.
Rekabet gücü gerilemeye başladı…
Reel kur rakamları ilginç bir konuya daha dikkat çekebilir. Bugün açıklanan ithalat rakamları, eski kura göre verilmiş dış alım kararlarının etkisinden oluşuyor. Aynı şekilde ihracat da daha rekabetçi bir kur seviyesinden yapılmış kontratların yansıması.  Dış ticaret kura uyum gösterdikçe, cari açıktaki düşüş yumuşayacak.
Fiyatlar geriye doğru esnek değil…

Mevcut enflasyonun bir bölümü döviz kurundaki sıçrama kaynaklı idi. Bazı ürünlerde dövizdeki fiyat geçişlerinin sürdüğü yazılıp çiziliyor. Enflasyon sarmalına girilen bir ekonomide olanlar bizde de oluyor. Döviz kaynaklı sıçrama sonrasında, döviz kuru geriye geldiğinde bile fiyatlar seviye kaybetmiyor. Kredi genişlemesindeki gerileme fiyat istikrarı konusunda piyasalar üzerinde terbiye edici olabilir. Genişleyen kredilerin içinde tüketicinin kullandığı oran gittikçe azaldığına göre, özel kesimin yurt içi talebinde sürpriz bir artış beklemek mümkün görünmeyecektir.