Uğur Dündar tarafından yazılmış tüm yazılar

Ticaret Savaşları-2

Bir kaç yıldır Avrupa ve Amerika‘da radikal sağ seçmenin siyasal tercihleri etkili oluyor. Bu konu defalarca tartışıldı. Nedenleri üzerine epey kalem oynatıldı. Küresel krizle birlikte başlayan işsizlik dalgasının göçmen karşıtı politikaları güncelleştirmesi normal karşılanmıştı. Global krizin etkileri giderildikçe radikal sağın merkeze yaklaşması beklenirken hiç de öyle olmadı. Aksine ‘radikalizm demokrasiyi tehdit eden ya da yozlaştıran seviyede etkisini artırıyor’ bile denilebilir. Bu tespitin en yeni kanıtı ‘ticaret savaşları’ olmalı. Kazananı olmayan bu savaşın en büyük savunucusunun da ABD. Ticaret savaşlarının asıl ilginç yanı da zaten rüzgarın ters yönden esiyor olması. En çok dış ticaret açığı veren olarak ABD‘nin kendi tükettiği malı pahalılaştırmasıyla sonuçlanacağı belli. Regülasyon seviyesi arttıkça, ABD‘liler geçici bir ulusal gurur kazandırdıktan sonra maliyet artışlarıyla birlikte futbol literatürümüzden emanet alarak kullanırsak ‘şerefli mağlubiyetler’ zincirine bir halka ekleyecek. 

İşin kötüsü AB de ABD‘ye ayak uydurup Avrupa‘ya uygulanan gümrük vergilerinin ABD‘ye aynen uygulanmasına ilişkin yapacağı oylamayla (mütekabiliyet) muhtemelen ticaret savaşlarındaki cepheyi genişletecek. 

Dış ticaret açığını azaltıp öte yandan ürün maliyetini artıracak savaşların olası başka etkilerinden biri toplum psikolojisinde görülecektir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu, dış ticaret açığını yine dış tasarrufla (açığını yine fazla malı aldığı ülkeden aldığı borçla) finanse eden ülkeler için farklı bir ekonomik ve siyasi tablo oluşacağı kesindir. 

İktisaden eski günlerdeki gibi ithal ikameci günlere dönmek, ithalatı azaltmak hatta önlemek için ağır vergi yükleri ve yasaklar uygulamak kolay değil. İthal edilen pek çok ürünü yurt içinde üretmek için de bir dizi yapısal reform hemen şimdi uygulanmaya başlansa ancak yıllar içinde sonuç verebilecektir.  

Her ne önlem alınırsa alınsın, Dünya ticaret hacmi daraldığında Dünya’daki refah azalacağına göre bugünkü siyasal tercihlerin keskinleşeceğine hükmetmek mümkün görünüyor. Bugünün Dünya’sında refahı ve istihdamı tehdit ettiği düşünülen göçmenler ve mülteciler refah kaybıyla birlikte daha da ‘katlanılamaz’ olduğu düşünülen insanlar olacaktır.  

Gelişmiş ekonomilerde göçmen politikaları ve gümrük duvarları sertleştikçe sadece ithal edilen mal ve hizmetlerin değil işgücü maliyetlerinin de yükseleceği unutulmamalıdır. Fiyatlar genel seviyesindeki yükselişe Merkez Bankalarının sıkı para politikaları eşlik ederse resesyon, hükümetler popülist davranıp para musluklarını gevşetirse enflasyon veya stagflayon çanları çalmaya başlayacaktır. 

Gelir Dağılımı… 

Endüstriyel kapitalizm öncesinde ülke içi gelir dağılımları ne derece kötüyse, liberalleşme rüzgarlarıyla gelir dağılımı sorunu aynı derecede üçüncü dünyaya, daha az gelişkin ekonomilere taşınmıştı. Kalkınmış ekonomiler, sosyal politikalarıyla gelir dağılımındaki sorunları gidermeye çalışmışlardı. Üretim maliyeti, gelişmekte olan ülkelere, üçüncü dünyaya taşınmıştı. Ticaret savaşlarıyla birlikte gelir dağılımı sorunlarının yeniden içselleştirilmesi merkez ekonomilerine taşınması muhtemeldir. Bu sorun ise siyasi görüşlerin pluralizmden uzaklaşmasını bir kez daha hızlandıracak bir problem olacaktır. 

Türkiye… 

Türkiye ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sorunlar ‘ticaret savaşları’na hazırlığını belirli bir toplumsal farkındalık ekseni üzerinde tutmuştur. Milli para ile uluslararası ticaret, savunma sanayinde iç tedarik oranının artırılması, enerji ve dış politikada kendine özgü bir çizginin var edilmesi, farkındalıkları siyasi ve idari organizasyon düzeyinde kurumsallaştırma aşamasına getirmiştir. 

Bu bakış açısıyla toplum psikolojisi ve siyasi bakımdan hazır olan atmosferin iktisat politikalarıyla özellikle üretim yönüyle desteklenmeye ihtiyacı vardır. Seçim sonrasındaki ekonomi gündeminde üretim yapısının ayrıntılı olarak gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle emek ve sermaye verimliliği konusundaki analizlere odaklanılması ekonominin geleceği bakımından önemlidir. Sermaye kısıtları altında, emek verimliliğine dayalı, girişimciliği, genç ve kadın istihdamını destekleyen yeni bir üretim fonksiyonunu var edebilmek, Türkiye’nin geciktiği bir iktisadi reform çağını başlatabilmesi ile mümkündür.  

Dövizde Atak…

Gelişmiş ekonomilerde faiz artışı, petrol fiyatlarındaki artış, Euro bölgesindeki büyüme, Dünya ekonomisindeki toparlanma, derecelendirme kuruluşlarından Türkiye ekonomisi hakkında yapılan olumsuz açıklamalar… Bunların hepsi ayrı ayrı döviz değerini ve talebini artıran başlıklar.  

Yılın başından bugüne gittikçe netleşen küresel büyüme trendi, gelişmiş ekonomilerdeki faiz oranlarını artırdı. Faiz hadleri artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Gelişmiş ülke ekonomileri toparlandıkça da Türkiye gibi dış açıkları nedeniyle fon ihtiyacı süregelen ülkelerin ayrışması devam ediyor.  

Türkiye’nin ayrışmasındaki anomalide başat faktör, erken seçim kararı alındıktan sonra derecelendirme kuruluşlarından yapılan açıklama… S&P‘un beyanı, kredi notunun düşürüldüğünü duyurmaktan başka not indiriminin devam da edeceği bilgisini içeriyordu. 

Hükûmet ilk atak sonrasında bir toplantı yaparak gerilimi düşürmüştü fakat tansiyonun iyice yükseldiği bu hafta başından itibaren Merkez Bankasının daha erken refleks göstermesi gerekebilirdi. Neyse ki; Merkez‘in 300 baz puanlık faiz artışı, Amerikan Dolarındaki tırmanışı durdurdu. Hemen ardından döviz ihale takvimi ile ilgili değişiklik duyurularak piyasaya rahatlatıcı bir mesaj daha verilmiş oldu. Bugün de reeskont kredilerinin geri ödenmesinde kur sabitlendi.   Dövizde Atak… yazısına devam et →

Demokrasi, Yapay Zeka, Görünmez El

Geçtiğimiz günlerde Irak‘ta yapılan genel seçime nüfusun yarısından fazlasının katılmadığı açıklandı.  Orta Doğu’da bu cinsten seçimlerde katılım oranından çok, oy oranları dikkat çekerdi. İktidardaki partinin oyların tamamını aldığı ya da diktatörün mesela amca oğluna kurdurduğu temsilî partinin %10 oy aldığı göstermelik seçimler mebzul miktarda olurdu. 

Görünen o ki; 2 yıldır sürekli değişen sıcak gündeme karşın arada bir günyüzüne çıkan ‘bu hâliyle demokrasinin siyasi temsil kabiliyetini yansıtamaz hâle geldiği’ konusu, biraz daha tartışılmalı.

Gerek ulusal seviyede gerekse uluslararası hukukun tesisinde temsil sorununun aynı dönemde gündeme gelmesi ilginç. Trump‘ın Kudüs kararından sonra bir de İran‘la imzalanan nükleer programın kontrolü ile ilgili anlaşmayı tek taraflı feshi ve bu kararların uluslararası toplum tarafından kabul görmemesi, bir vicdanın olduğu kadar bir boşluğun da işareti olmalı. 

Demokrasi terimi eski Yunan‘dan bu yana temsil oranını artırarak içi doldurulan bir kavram… Magna Carta, Bill of Rights ve sonunda Fransız İhtilali… Demokrasi anlayışı tüm dünyaya yayılırken, krallıklar, imparatorluklar kendilerini ‘halk yönetimi’ne; bazen de bizde olduğu gibi Jacobenizme karşı savunamayıp yıkıldılar ya da dönüştüler.

Bugünkü anlamıyla demokrasi anlayışı, düzeltmeleri saymazsak uzunca bir yeni kabule, otomatik bir temsil şekline doğru evrildi. Uluslararası organizasyonlar da neredeyse tartışmadan hâli kalmayı başardı. Demokrasi, dünyayı bugüne adeta bir ‘yapay zeka‘, bir mucize ezberiyle getirdi.

Son yıllarda saldırgan, içe dönük, genel refah üretmekten aciz görüntüsü ile ‘demokrat olmayan demokrasiler çağı’ başlamış görünüyor. Sebebi ekonomideki değişim olmalı.  Demokrasi, Yapay Zeka, Görünmez El yazısına devam et →

(V)aiz Oranı ya da Faizi Doğru Anlamak

Faiz haddinin yüksek ya da yeterince yüksek olmadığı ile ilgili tartışmaların ardı arkası kesilmiyor. Faiz oranı yükseldikçe “vaiz oranı” da artıyor denebilir. Bağlamından kopuk olarak tartışıldığında bir oran gibi görünen faizin yeterince düşükken makul karşılandığını, ancak yüksek bulunduğunda zararlı olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. Bense artık tartışmaların oran üzerinden değil bizatihi faizin kendisi üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

Kitabın ortasından konuşmayı denersek, faizin düpedüz kapitalist ekonomik modelin ayrılmaz bir parçası olduğunu kabulle başlamalı; serbest piyasacılık ile kapitalizmin bu bakımdan aynı anlama gelmediğini de not düşmeliyiz.

(V)aiz Oranı ya da Faizi Doğru Anlamak yazısına devam et →

Savaş ve Barış

Woody Allen’ın Tolstoy‘a ait Savaş ve Barış romanı üzerinden yaptığı hızlı okuma şakası herkesin malumudur: ‘Hızlı okuma kurslarına katıldım. Ardından Savaş ve Barış’ı okudum. Olay Rusya’da geçiyor’.   

Jeopolitik sorunların karmaşık hâle gelmesi popüler kültür mecralarını dahi yakın bir vadede ‘3.Dünya Savaşı‘nın başlayacağına ikna etmiş görünüyor.

Kanıksandıkça bayağılaşan ‘analizler’in ortak yanı tarihsel tecrübelerden yeterince yararlanmamaları olabilir. Yoksa, evet, ufukta bir savaş görünüyor olabilir. Daha doğrusu ‘bu denli biriken çelişki, çözümsüz kaldığı düşünülen gerilim ancak bir savaş yoluyla giderilebilir’ diye düşünmek yanlış olmayacaktır.

Fakat atlanmaması gereken bir konu daha var: Olası bir 3. Dünya Savaşı‘ndan sonra bir daha büyük bir savaşın yaşanamayabileceğini, uygarlığın biriktirdiği risk, çelişki ve silah stoğunun yeniden denge kurmaya değil kendini yok etmeye yetecek kadar aşırılık taşıdığını da hesaba katmak gerekir.

Tarih, savaşa son veren savaşlardan çok barışa son veren barışlarla doludur. 

Merkantilizm hatıratı

Ticaret savaşları ile başlayan gerginliğin savunma doktrinlerinde değişikliğe yol açması muhtemeldi. Belki de savunma politikalarındaki değişiklik ticaret savaşları ile birlikte kurgulanmıştı. ‘Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı?’  demek yerine merkantilist iktisat geleneğinin geçmişte yol açtığı sorunlara göz gezdirmekte yarar görülebilir.

Merkantilizm‘in bugünkü soruna özgülenerek yorumlanması halinde, ‘dış ticaret fazlası’ sağlamaya yönelik iktisat politikalarının başat ülke ekonomilerine yön vermesinin, ticaret yolunun Atlantik üzerinde yoğunlaşması ile başladığı hatırlanacaktır. Savaş ve Barış yazısına devam et →

Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli

Taksicilerin hayatımızdaki yeri özellikle metropollerde yaşayanlar için büyük… Ama şahsen en sevdiğim taksi kullanım alanı, kendimi bildim bileli Türkiye’yle ilgili bir şey anlatmak isteyip de doğrudan söylemeye çekinen köşe yazarlarının yazmak istediklerini taksicilere söyletmeleridir.

Oryantalistler için taksilerin taşımacılık hizmeti, diğer kullanım şekillerinden sonra gelir. Yazarımızın ‘New York‘a iner inmez havaalanında bindiği taksinin şoförü -eğer Türkiye’yi övecek bir şey söyleyecekse genellikle Pakistanlı bir Müslüman olur- ‘Türkiye’nin İslam dünyasının sözcülüğünü üstlenmekle ne kadar iyi bir şey yaptığını, İstanbul’a bir kez tatile giden eski patronunun arkadaşına telefonda anlatırken duyduklarını, Beşiktaş‘ın ve Galatasaray‘ın başarılarını, hem modern hem de muhafazakar –bunu söylemezse olmaz- yaşamın bir arada nasıl da güzel yürüdüğünü’ anlatır.

Aynı yazar,  iktidardan şikayetçi olduğu bir başka dönem, Kayseri‘deki taksiciye, akşam yemeği için içkili bir restoran sorduğunda, kaldığı ‘beş yıldızlı otelden başka rahatlıkla içki içip yemek yiyeceği bir mekan olmadığını‘ da söyletiverir şoföre. Bir koalisyona doğru giden seçim sonuçlarına göre Washington‘da güler yüzlü Türk şoförün -bu defa beyaz Türk kullanılıyor- ‘plaza hayatından sıkılıp Amerika’ya ‘kendini gerçekleştirme’ macerasına çıktığını ama son gelişmelerden sonra artık ülkesine dönmek istediğini– radyoda Bach çalmazsa darılırım-‘ okuyabiliriz.

Sarı üzerine siyah renkli taksiler, görünürlüğü fazla, adeta ‘manşet’leri hatırlatır. Herkesin taksiler, taksiciler hakkında söyleyecekleri, onlara söyletecekleri ilgi çeker. Çünkü bir daha karşı karşıya gelinmeyeceği ve doğrulanma ihtimali olmadığı için taksiyle ilgili sözlerde hayalgücü rahatlıkla devreye girebilir.  Sarı Taksi: ‘Terli’ ve milli yazısına devam et →

Ticaret Savaşları

2008 krizinden sonraki finansal genişleme sona erdi. Piyasa ekonomisinin bayraktarlığını yapan ABD artık parasını da piyasasını da koruma duvarlarıyla örmeye başladı. Dolar, faiz artırımlarıyla, mal piyasası, gümrük vergileriyle savunulacak.

Ticari korumacılık artmadan önce işaretleri verilmeye başlanmıştı ama Dünya ekonomisindeki iyimserlik rüzgârları ağır basıyor, politik beyanlarda bulunan satır arası gerçeklikleri gölgeliyordu. Örneğin Trump seçim öncesi sadece gümrük değil fiziki duvarlar da öreceğini söylediği göçmen politikası ile ilgili vaatleri ile bugünkü politikanın ipuçlarını açık-seçik deklare etmişti.

Neyse ki bu süreçte, İtalya hariç, Fransa, Hollanda ve Almanya seçimlerindeki milliyetçi söylemler sandığa yansımadı. Trump alışılagelenin aksine vaatlerini yerine getirme konusunda son derece kararlı görünüyor. Kudüs kararında olduğu gibi göçmen politikasında ve vergilerin indirilmesinde de ciddi adımlar attı. Son olarak ticari korumacılık konusundaki tavrı bu bakımdan şaşkınlık yaratmamalı. Ticaret Savaşları yazısına devam et →

Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos

48. Dünya Ekonomik Forumu‘na ev sahipliği yapan Davos Zirvesi sona erdi. İsviçre‘nin bu dağlık kasabasının önceleri verem hastalarının tedavi edildiği bir merkez olması pek manidar… Küresel ekonomik krizin başlangıcından ancak on yıl sonra Dünya ekonomisinde üst üste iki yıl büyüme öngörülüyor. IMF‘in tahminlerine göre 2018 ve 2019 yıllarında %3,9‘luk bir büyüme Dünya ekonomisi için sürpriz sayılabilir. Ekonomik kriz sonrasında ‘Parçalanan Dünya’da Ortak Gelecek Oluşturmak’ konulu bir gündemle toplanmak, ekonomik sistemin etkileri ile ilgili yeterli fikir veriyor olmalı. Bir nevi ‘ortalığı nasıl dağıttıysak toplamayı da biliriz’ veya ‘komünizm lazımsa onu da biz getiririz*’ söylemi. Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos yazısına devam et →

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri

Dün açıklanan bütçe rakamları beklendiğinden daha iyi. Benzer şekilde işsizlikte de zor bir mesafenin aşılmaya başlanacağı düşünülebilir. Türkiye ekonomisi ile ilgili genel kanı, ekonominin, döviz cinsinden ödemelerde kırılganlık taşıdığı. Bu görüşler ifade edilirken hükümet cephesinden de firmaların döviz borçlanma imkânlarının sınırlanması ile ilgili düzenleme yapılacağı beyanı geldi.

Sorun ekonomi yönetimi tarafından incelendiğine göre artık sağlam bir veri seti oluşacak demektir. Bu kapsamda ödemeler dengesi ve döviz cinsinden borç geri ödemeleri konusunda ayrıntılara göz atmak gerekiyor.

Ödemeler Dengesinin Finansman Kalitesine Dikkat!

Ödemeler dengesinde finansman, tanımı gereği zorunlu bir unsur. Kabaca yurtdışına yapılan döviz cinsinden mal ve hizmet satışları ile alışlar arasındaki farkı temsil eden bir denge, zaten finansmanı sağlanmış bir ekonomik hareketi ifade ediyor. Olmuş-bitmiş bir işin nasıl olduğunun anlaşılması ise özellikle bugünlerde bizi finansman kalitesine götürmeli.

Ödemeler Dengesi ve Borç Geri Ödemeleri yazısına devam et →

2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak

Küresel ekonomide 2008 krizi sonrasındaki en iyi öngörüler 2018 ile ilgili… Gelişmiş ekonomiler için ortalama %2-3; gelişmekte olanlarda %4-5 civarında büyüme bekleniyor.

Türkiye ekonomisi, sıcak para rüzgârı bakımından 2017’de bu iyimser atmosferden yeterince yararlandı. Türkiye’ye en hızlı para girişi (2002 yılından bugüne) geçtiğimiz yıl yaşandı. Bir önceki yazıda ayrıntılarıyla değindiğimiz yerel ekonomik sorunları tekrar etmeye gerek yok. Sorun şu ki Türkiye ekonomisine yön veren değişkenlerin bir kısmı bölgesel sorunların tehdidi altında.

Jeopolitik, enerji maliyetleri başta olmak üzere döviz kurunu, sermaye girişini, özetle kaynak maliyetini doğrudan etkiliyor. Komşu ülkelerdeki hareketlilik bu bakımdan ekonomi politikasını yakından ilgilendiriyor. 2018’in İran’daki sokak hareketleriyle başlamış olması da bu tezin güçlü olduğunu gösteriyor. 2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak yazısına devam et →