Uğur Dündar tarafından yazılmış tüm yazılar

Genel Seçime Kadar…

ahmet_davutogluNormal şartlar altında yaklaşık 10 ay sonra yapılması gereken genel seçimlere kadar ekonomi nasıl şekillenecek? İşin ekonomi yönetimi boyutuna bakılırsa, emanetçi Başbakan’ın nasıl bir ekiple çalışacağı henüz belli değil. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan olması hâlinde Ali Babacan’la devam etmek isteyeceği şeklinde görüşler yazılıp-çiziliyor. Genel seçime giderken istikrarlı bir ekonomi yönetimi, ülke açısından büyük avantajlar yaratacaktır.

Önümüzde bir yıldan bile az bir süre olduğuna göre kısa vadede şartların nasıl gelişeceğine dair birkaç öngörüde bulunabilmek gerekecektir. Genel Seçime Kadar… yazısına devam et →

Riskler arttı…

recession-2[1]Dolar Kuru’nda geçtiğimiz haftadan bu yana devam eden ki yükselme dikkat çekici. Bir çok faktör aynı anda döviz üzerinde baskı kurmaya başladı. Fakat bugüne dek en çok bahsedilen özel sektörün döviz cinsinden yükümlülüklerinde şimdilik sorun görünmüyor. Son dönemde özel sektör, döviz borçlanmasında frene bastı.
Irak’taki güvenlik problemi, Rusya ile Ukrayna arasındaki sorun, İsrail-Filistin sorunu, Arjantin’in iflasını açıklaması, her biri başlı başına sorunlar.  ABD’den gelen verilerin olumlu seyretmesi ile öne çekilebilecek parasal geri çekilme kararları da cabası. Bir araya geldiklerinde gelişen ekonomilerin tamamı için sorun oluşturacak yatırım kararları, Türkiye’yi ne dereceye kadar etkileyecek? Şimdilik belirsiz.

Riskler arttı… yazısına devam et →

Kırılganlık Vurgusu Artıyor…


imf
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.

Kırılganlık Vurgusu Artıyor… yazısına devam et →

Geleneksel Ramazan Yazısı…

Ramazan ayı bitmeden önce yazmak neredeyse farz oldu. Ramazan ayı başlamadan önce artan gıda fiyatları, yedi yıldızlı iftar programları da diğer bir klasik. Son yılların canlı yayına bağlanılan iftar sofraları başka bir gelenek olmaya aday.
Zekat…
Her ne kadar Ramazan ayı içerisinde yerine getirilme zorunluluğu olmasa da toplumdaki alışkanlık zekatın Ramazan ayında verilmesi şeklinde. Fitre ve zekat aslında önemli bir ekonomik büyüklük. Her yıl servet değerinin 40’da 1’ini ihtiyaç sahibine bağışlayan bir hanehalkı, üretken olduğu yaklaşık kırk yılda toplam serveti kadar bir değeri zekat yoluyla topluma aktarmış oluyor.  Zekatın gelir dağılımı üzerinde nasıl bir etkide bulunduğunu anlamak için, İslam toplumunda belirli bir süre sonra zekat verilecek aile bulunamadığı dönemler yaşanmış olduğunu not edelim.

Geleneksel Ramazan Yazısı… yazısına devam et →

İsrail’in Gücü veya Gücün İsrail’i…

İsrail’in Gazze’de yaptıkları ortada. Uluslararası devletler ailesinin konuya yaklaşımı da gayet net. Türkiye, Venezuela, Şili gibi bir kaç ülkeyi hariç tutarsak, İsrail’in, Gazze’deki operasyonu büyük oranda destek görüyor. On yıllardır benzer şekilde devam eden seyre bakılırsa, bu tutum pek değişeceğe de benzemiyor. İsrail’i bu denli güçlü kılan bir sürü siyasi, ideolojik, dini vs. motifin yanında Dünya’daki ekonomik yapının da bulunduğunu herkes biliyor.
 
Finansal globalleşme İsrail’in işine yaradı…
 
İstailoğulları’nın yakın tarih boyunca ekonomik aktivitelerin hangi türlerine daha yatkın olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Sanayi kapitalizmi döneminde ticaret. Finans kapital evresinde, yani bugünün de içinde bulunduğu son dönemde, para ve ve sermaye piyasaları. Kentleşme ve sanayileşmenin uluslarası güç dağılımı bakımından özeti de bundan ibaret değil mi?
 

İsrail’in Gücü veya Gücün İsrail’i… yazısına devam et →

İstikrarlı yavaşlama…

Gelişmekte olan ekonomilerde yavaşlama sinyalleri istikrar kazandı. Bugün bir sürpriz haber gibi yinelenen gelişmenin kaynağını 2008 krizine kadar götürmek mümkün. Gündelik haberleri bir yana bırakalım. 2008 krizi öncesinde, Dünya’daki tüm Merkez Bankaları’nın piyasadaki likiditeye esas bilanço toplamı 8 Trilyon Dolar iken, bugün 14 Trilyon Dolar. 2008 sonundan bugüne Dünya’daki ekonomik aktivite bu oranda artmadığına göre, piyasadaki fazla paranın geriye çekilmesi gerekiyor. Çekilmezse yeni bir balon oluşması kaçınılmaz. Mevcut durumda henüz bir balondan değil “köpük”ten söz edildiği anlaşılıyor. Gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olanlar arasındaki örtülü çekişme de bu noktada başlıyor. Elbette Türkiye tartışmaya dahil.
 
Müebbet muhabbet: “Faiz İndirimi”:
 
Başbakan’ın, “Enflasyon bir sonuçtur. Faiz oranları enflasyonu belirler” mealindeki görüşünü iki ay önce kamuoyu önünde açıkladığını biliyoruz. Bu beyanın ardından Merkez Bankası’nın iki kez faiz indirimi kararı aldığını da. Bugün, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi yeni bir açıklamayla Merkez Bankası faizinin “tefeci faizi” olduğunu söyledi. Bu yazı kaleme alındıktan iki saat sonra açıklanacak olan Para Politikası Kurulu, büyük olasılıkla yüzde yarım  ( elli baz puan)’lık bir faiz indirimi ile sonuçlanacak. 

İstikrarlı yavaşlama… yazısına devam et →

2014’ün ikinci yarısı…

2014’ün ilk üç ayı ile ilgili büyüme oranı, onca çalkantıya rağmen başarı sayılabilirdi. Fakat hafta içi açıklanan Sanayi Üretim Endeksi ile Dış Ticaret Endeksleri yeni bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Enflasyondaki olumsuzluk yeterince tartışıldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Sanayi Üretim Endeksi Mayıs ayı rakamlarına bakılırsa, koşullar %1 oranında kayıp getirdi. Büyüme için önemli bir gösterge olarak İmalat Sanayi Üretiminde de %1’lik düşüş görünüyor. 2014’ün ikinci yarısı… yazısına devam et →

Enflasyondaki düşüş yeterli değil…

Haziran ayı enflasyonu açıklandı. Yıllık enflasyonun %9,2’ye gerilediği anlaşılıyor.  Faizde erken bir revizyon için ideal ay Mayıs’tı. Haziran ayı fiyat düşüşü alışıldığı üzere enflasyonu geriletecekti. Maalesef mevsimsel etkiler fiyatlar üzerinde istenen etkiyi yaratmadı. Faizdeki revizyonun gerekçelerinden biri de ortadan kalkmış oldu. Bu arada TL üzerindeki risk primi gerilemiş olduğu için, faiz üzerinde en azından olumlu bir motivasyon olarak devreye girdiğini söylemek gerekecek.

Seçimden sonra ekonomi yönetimi nasıl olmalı?

Cumhurbaşkanlığı sonrasında hükümetin nasıl şekilleneceğini bilemiyoruz. Eldeki varsayımlara göre daha etkin bir köşk tablosunu öngörmek zor değil. Dünya’nın neresine giderseniz gidin neredeyse tüm ekonomistlerin idealindeki ekonomi yönetimi, mümkün olduğu kadar siyasi konjonktürden bağımsız olanıdır. Bu ideali, yelpazenin bir ucunda kabul edersek, diğer ucunda hiç bir kurumun özerk olmadığı, tümüyle siyasi otoriteye bağımlı “devlet daireleri”nden oluşan bir yapı varsayılabilir. Türkiye ekonomisi, özelleştirmelerden sonra iki ucun ortasında bir yere yerleşti. Enflasyondaki düşüş yeterli değil… yazısına devam et →

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ekonomi…

Seçim öncesi ekonomik tablo seçim sonuçları üzerinde daima etkili olmuştur. Son genel seçim 2011 yazında yapılmıştı. 2011 yıl sonundan itibaren, sermaye hareketleri Türkiye ekonomisi üzerindeki gücünü hissettirdi. Özellikle döviz üzerindeki baskı ve Avrupa ekonomisindeki sorunlar, finansal ve reel akımların belirleyicisi oldu. Hızlı büyüme dönemlerinin sona erdiği, orta gelir tuzağı teorisinin gündeme getirildiği bir periyodun başladığı anlaşıldı.

Son genel seçimden sonra ortaya çıkan ekonomik tablonun bir panoraması için özel sektörün ve tüketicinin düşük büyümeye uyumundan söz etmek gerekir. Geriye bakıldığında devletin özel sektöre göre daha yüksek bir oryantasyona sahip olduğunu gördük. Ekonomideki gerilemeyi teşhis ederken ve telafi edici harcamalara ağırlık verme konusunda gerçekçi bir ekonomi politikasının izlerini gördük. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ekonomi… yazısına devam et →