Uğur Dündar tarafından yazılmış tüm yazılar
“Darbeder” Cumhuriyet’ten Derbeder Demokrasiye İsrail’in Gölgesinde 27 Mayıs 1960
Türkiye’de İsrail’le ilgili sözel kültür geniştir. Sorsanız her önüne gelen İsrail’le ilgili bir düzine hikâye anlatabilir. Birbirinden bağımsız olarak anlatılan her usulsüz İsrail icraatının arkasında, doğruluk payı olduğu kadar, bu devletin dünyaya yaydığı “örtülü operasyonlar ülkesi” imajının da etkisi vardır.
Gündelik değerlendirmelerin yoğunluğu arasında İsrail’in nasıl bir devlet modeli olduğu yeterince vurgulanmıyor. Ekonomik ilişkileri, dünya ekonomisi içerisindeki rolü, bu rolün siyasetlerine etkisi yeterince değerlendirilmiyor.
Her şeyden önce İsrail’in agresif yönetim politikasının ardında, demokratik bir ülke olmaması yatıyor.
Düşünün ki, satın alınan bir toprak parçasında, sadece belirli bir dine etnik olarak mensup, askeri bir devlet var. Bu devletin şeklen siyasi partiler, serbest seçimler, genel oy gibi esaslara bağlı bir demokrasisinin var olması, gerçekten demokratik olduğunu gösterir mi? Gazze’ye yardım götüren geminin saldırıya uğraması 27 Mayıs’ın yıldönümüne yakın günlere denk gelince aklıma bu ve benzeri sorular geldi. “Darbeder” Cumhuriyet’ten Derbeder Demokrasiye İsrail’in Gölgesinde 27 Mayıs 1960 yazısına devam et
Uğur Dündar: “Krizin İşaretleri Unutulmasın İstedim”
Herkesin işiyle, eşiyle ve siyasetle sanki her zamankinden daha fazla meşgul olduğu bir dönemde hem de ekonomi hakkında bir kitap yazmak nereden çıktı? Kime hitap ediyor bu kitap?
Bu kitap belki de her kitap gibi bilgiyi talep edene hitap ediyor. Bir kitabı okuyan kitaptan bir şey talep etmezse, zaten o kitap okura hitap etmez. Bu kitabın hitap ettiği kitle arasında en çok yarar sağlayanlar belirli bir ekonomi bilgisine sahip olmakla birlikte, bilgileri birleştirmek onlardan anlamlı bir sonuç çıkarmak isteyenler olacaktır. Bir ikincisi bu denli yaygın bir ekonomik krizin öngörülmesi için yeterinden fazla emare varken kolektif bir akıl tutulması sonucunda tüm bir insanlığın nasıl bir görmezden gelme psikolojisine girdiğini vurguluyor.
Kitaptaki yazılar ekonominin sürekli yükselen bir deniz değil, ne taşan ne kuruyan bir sürdürülebilirlik algısıyla yorumlanması talebimizi iletiyor. Ekonomi biliminin sosyal bilimler ailesi içinde yerel şartlarda farklı sonuçlar veren bir altyapı oluşturduğundan bahsediyor. Finansal olgularla reel ekonomik olaylar arasındaki ilişkinin yorumlanma imkânlarını arıyor. Aslında tüm bunları yaparken aslında dünyayı bambaşka bir yer haline getiren ekonomik krizin işaretlerinin unutulmamasını amaçladım. Çünkü bu işaretleri doğru yorumladıkça yeni krizlere daha hazırlıklı olmak mümkün olabilecektir. Uğur Dündar: “Krizin İşaretleri Unutulmasın İstedim” yazısına devam et
Sahi, İsler Ne Zaman Düzelir?
Uğur Dündar’ın küresel ekonomik krize ilişkin yazıları kitaplaştı.
“İşler Ne Zaman Düzelir?” isimli kitapta, herkesin kendisinde söz söyleme hakkı gördüğü ekonomik kriz konusunda uzman görüşünü önemseyenlerin dikkatini çekecek öngörü ve yorumlar öne çıkıyor. Okuru yormayan ve farklı açılardan düşünmeye çağıran üslubu ise kitabın en büyük artısı. Kitabın yazarı Dündar, böylece hem meslekten hem de çalışma hayatı dolayısıyla ya da eğitimleriyle ilgili olarak ekonomiye ilişkin orijinal bir bakış açısı kazanmak isteyenlerin işini kolaylaştırıyor.
Dünyayı saran ve etkisini halen hissettiren krizin sonu nereye varır diye merak edenler için “İşler Ne Zaman Düzelir?” iyi bir alternatif okuma fırsatı.
Çeşitli yayın organlarında, ağırlıklı olarak son iki yılda yayımlanan ekonomi yazılarının bir araya geldiği kitapta toplam 57 yazı ve kitabın yazarıyla yapılmış bir söyleşi yer alıyor. Ekonomik Krize Alternatif Bakışlar üst başlığıyla Manisa Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından yayımlanan kitabı edinmek için bizimle irtibata geçebilir ya da 0236 239 35 68 nolu telefonu arayabilirsiniz.
2009>>>2010>>>?

“Memleketin hali kötü ama gidişatı iyi”
Herkes işlerin kesatlığından, dünyanın daha kötüye gittiğinden vesaire yakınıyor. Sizce hayat nasıl gidiyor?
Valla bizim dışımızda ve bize rağmen gitmeye devam ettiği çok açık. Yalnızca benim hayatımı değil benim de parçası olduğum “insan hayatı”nı kastettiğinizi varsayarak bu soruyu sorduğunuzu biliyorum. Fakat kaçamak bir cevapla kendimle ilgili kısmı es geçmeme müsaade ediniz: Türkiye’de yaşayan herhangi bir insan kadar mutlu ve herhangi bir insan kadar umutsuzum.
Aslında, Türkler olarak dünyanın sosyal ve ekonomik olarak hızla değiştiği bir dönemi epey derinden ve sarsıcı biçimde yaşıyoruz. Diyeceğim o ki en azından bir konuda herkes hemfikir gibi görünüyor: Yaşanan ekonomik kriz, ekonomik sistem içerisindeki uygulama hatalarının bir sonucu olduğu kadar yeni bir milat da oldu. Hatırlayınız 2000 yılına başlarken tüm dünyada milenyum başlıyor anonslarına rastlanıyordu. Yani beklentiler çok yüksekti ve kökten değişimlerin arifesinde olduğumuz düşünülüyordu. Ama geçen dokuz yıldan sonra hep birlikte tanıklık ediyoruz ki milenyum asıl şimdi başlıyor. Ekonomik koşullar itibariyle de bu böyle, oluşan yeni dengeler itibariyle de. Örneğin, nüfusları kalabalıklaşan ve büyüyen Asya ülkelerinin enerji kullanımlarının artacağı; bu ülkelerin gelir artışı ile birlikte dünya siyasetinde daha etkili olacakları anlaşılıyor. “Memleketin hali kötü ama gidişatı iyi” yazısına devam et