Türk Savunma Sanayi’nde Finansal Kavramların Yeniden Yorumlanmasına İhtiyaç Duyulmalı

Baykar’ın sahip/yöneticilerinin Gelir Vergisi rekortmeni olması, hem yeni hem de eski bir haber. Zira aynı kişiler 5 yıldır en üst sırada kalmaya devam ediyor. Bu bağlamda ve “savunma sanayi şirketlerinin gidişatı, finansal yapısı nasıl?”, “sektörün gelişim hedefleri neler olmalı?” gibi bazı konular üzerine fikir egzersizi yapmak gerektiğini düşünenlerdenim.

Önce fotoğraf:
18 Haziran 2026 ‘da açıklanan ISO 500 listesinde 13 savunma sanayi var. Bu listede yer almak isteğe bağlı olduğu için 13 sayısına Baykar’ı ve Asfat’ı eklemek gerektiği belirtiliyor.
Savunma sanayi sektörünün en dikkat çeken yönü şirketlerin çoğunun enflasyonla izah edilemeyecek bir büyüme hızına sahip olması. 2024 ve 2025 karşılaştırmasına göre;
Her sektörde olduğu gibi savunma sanayinde de ciro, karlılık, ihracat, borçluluk, faiz ve amortisman öncesi kar (FAVÖK) önemli göstergeler.
Savunma sanayinde kendine özgü dikkate değer verilerden biri sipariş/backlog (gelecek için sözleşmeye bağlanmış ama henüz gelire dönüşmemiş sipariş). Türkiye özelinde sektörde son derece hassasiyetle izlenmesi gereken değerler ise backlog’ın yanında özkaynak karlılığı (ROE). Çünlü sermaye pahalı. Doğal olarak borçluluk oranı da hızlı büyümenin finansal kaynaklarını tespit açısından önem taşıyor. Yüksek siparişlerin çalışma sermayesi ihtiyacını artırdığını ve artan ihracatın kur riskini radarda tutmayı gerektirdiğini unutmayalım.
Bir bakıma sektörün artıları ile eksileri aynı sepette diyebiliriz.
Buraya kadar finansal tabloların ışığında ilerlemek mümkündü. Fakat, bulunduğumuz coğrafyadan ilham, harp tarihinden ders almak işin zor yanı.
‘İş Karması’na sahip, farklı sektörlere üretim yapabilecek esnekliğe uygun bir imalat yapısına sahip olmak savunma sanayimizin diğer bir yapısal özelliği olabilmeli. 3 yıl gibi oldukça uzun süredir devam eden İstikrar Programı, sanayi üretimini zorlaştırdı. Maliyetler yükseldi. Finansmana erişim zorlaştı. Sanayi kuruluşlarından bir kısmı yurtdışında doğrudan yatırımı tercih etmeye başladı. Üretim ve istihdam kaybına yol açan bu gelişmelerin etkilerinden arınmak için savunma sanayimizin ihtiyaç halinde ‘sivil endüstri’ye özgü ürünler de üretebilme kapasitesinin gözden geçirilmesi gerekiyor.  2. Dünya Savaşı Almanyası’nda, Kuzey Avrupa’da başarıyla uygulanan modellerin sanayi üretimine halen gözde olan markalar kazandırdığını unutmayalım. Savunma sanayinde DNA testi yapılırsa finansal testlerin haricinde kalan en önemli esneklik ölçütü ‘sivil üretime uyum maliyeti’ olmalı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir