NATO Zirvesi’nden Savunma Sanayine Kalan İlham Verici Öneri: Hadi Bir Banka Kuralım

Ankara’daki NATO zirvesi zor bir zamanda güçlü bir temsil, ağırlama ve konsensusla sona erdi diyebiliriz. Sonuçta transatlantik pakt devam ediyor ve savunma harcamalarında artış eğilimi korunuyor.

Basında en ince ayrıntısına kadar üzerinde durulan zirvenin perde arkasına kalan ‘banka kurma girişimini’ irdelemekte yarar var. Bu girişimin gün gün izini sürdüğünüzde henüz olgunlaşmadığı izlenimi verse de ilham verici yönüyle Türkiye’ye yarar sağlayacağı anlaşılıyor.

Zirvenin ilk günü (7 Temmuz) yapılan açıklamada Kanada başbakanı Mark Carney, sekiz üye ülkenin (Kanada, Arnavutluk, Belçika, Yunanistan, Letonya, Lüksemburg, Romanya ve Türkiye ile Ukrayna) yeni bir savunma bankası kuracağını açıkladı.

Bankanın ismi: Defence, Security and Resilience Bank (Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası – DSRB)

Amacı: Sermaye erişimini genişletmek, finansman maliyetini düşürmek, üye devletlerin sanayi kapasitelerinin artırılmasını desteklemek.

Faaliyete Geçmesi: 2027

Kurucu ülkelerin başlangıç sermayesi hedefi: 134 milyar dolar (yaklaşık 6,2 trilyon lira

Projenin hayata geçmesi için üye ülkelerin ulusal otoritelerinden onay almaları gerekiyor. (Reuters: Türkiye, bazı NATO üyeleri ve Ukrayna’nın kuracağı savunma bankası girişimine katılacak)

Haberi okuyan herhangi bir uzman, içinde Kanada’nın dışında herhangi bir G7 ülkesinin yani küresel ekonomik bir gücün olmadığı bu bankanın, yeni üyelere ihtiyaç duyduğunu söyleyebilir. Bir başka açıdan bakıldığında ise savunma sanayi açısından önem taşıyan bu bankayı kuran ülkelerin Türkiye ve Kanada hariç tümünün, savunma sanayinin üretim değil tüketim cephesinde yer aldığı görülmektedir.

Bir bankada bütün mudiler yatırdıkları mevduattan daha fazla kredi çekmek isterse o banka ayakta kalamayacağı gibi böyle bir ortaklık yapısıyla kurulan savunma sanayi bankası da ölü doğacak demektir.

Bu haliyle Türkiye’nin DSRB’ye katılımında pratik bir yarar görünmüyor.

Türkiye’de savunma sanayi başlı başına bir sektör haline gelmelidir

Savunma sanayinin üretim dışında bileşenleri deyince; kamu talebi ve TSK, kümelenme faaliyetleri, Kobi’ler, üniversiteler ve diğer bilimsel kuruluşlar, finansal ve vergisel teşvikleri konumlandıran kuruluşlar olarak sıralanabilir.

Türkiye’de savunma sanayine verilen doyurucu ar-ge ve finansal destekler bulunmakla birlikte ülkemizin mevcut ekonomik yapısı, bu stratejik sektörü başlı başına uluslararası katılımlı bir bankaya ihtiyaç duyar hale getirmiştir. (Türk Ekonomisinin Tasarruf Açığını Yönetmesi İçin Yeni Yöntemlere İhtiyacı Var

Zira savunma sanayi, uzun vadeli teslim süreleri ve nitelikli personel ve ekipman gereksinimi nedeniyle sermaye dayanımı gerektiren bir sektör olmuştur. İhraç pazarlarına göre yüksek enflasyon ve faiz hadleri, sermayenin uzun vadeli korunmasını güçleştirmektedir.

Öte yandan ihraç pazarlarının genelinde tasarruf fazlası bulunması ve fakat aynı zamanda söz konusu ülkelerin mali araçlar ve aracılar bakımından yetersiz kalması, Türkiye’ye savunma sanayi odaklı finansal aracıları kurup desteklemesi mecburiyetini getirmektedir.

Off-shore bankacılıktan, bünyesinde savunma şirketlerinden oluşan yatırım fonlarına kadar bir dizi kolaylığın gözden geçirilmesi gereklidir. Mevcut haliyle sadece güçlü sermaye gruplarını ve yüksek faizle finansman temin edebilen Kobi’leri bünyesinde toplayan savunma sanayinin, bu haliyle elektronik ve bilgi işlem girdilerini artırıcı start-upları kümeye katması zor görünüyor.

Savunma sanayi dört başı mamur bir sektör haline gelmek için finansman ayağını ürün satılan ülkelerin katılacağı bir bankayla taçlandırmak zorunda. Leasing veya clearing gibi enstrümanlara sıklıkla başvurulması gereken bir sektörde uzmanlaşmış sektörel bankacılık hem yatırımcının hem de kullanıcıların imkanlarını genişletecektir.

Hürmüz Boğazında yaşananların yol açtığı sorunlar bir kez daha göstermiştir ki ham madde ve finansman yolları istikrarsızlığın konjonktür olmaktan çıkıp yapısallaştığı bir atmosferi var etti. Bu tabloda görece istikrarlı bir ülke olarak öne çıkan Türkiye, çevreden süratle fon temin edip finansal sistemine yatırım yapmalıdır.

Biliyoruz ki tarihte savunma endüstrisinin en hızlı geliştiği ülkeler kendi topraklarında savaş ve çatışma olmayan, finansal piyasalarında istikrarlı, yerli ve yabancı sermayeyi yaygın tasarruf araçlarıyla cezbeden ekonomiler olmuştur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir