İsrail’in Gücü veya Gücün İsrail’i…
İstikrarlı yavaşlama…
2014’ün ikinci yarısı…
2014’ün ilk üç ayı ile ilgili büyüme oranı, onca çalkantıya rağmen başarı sayılabilirdi. Fakat hafta içi açıklanan Sanayi Üretim Endeksi ile Dış Ticaret Endeksleri yeni bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Enflasyondaki olumsuzluk yeterince tartışıldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış Sanayi Üretim Endeksi Mayıs ayı rakamlarına bakılırsa, koşullar %1 oranında kayıp getirdi. Büyüme için önemli bir gösterge olarak İmalat Sanayi Üretiminde de %1’lik düşüş görünüyor. 2014’ün ikinci yarısı… yazısına devam et
Enflasyondaki düşüş yeterli değil…
Haziran ayı enflasyonu açıklandı. Yıllık enflasyonun %9,2’ye gerilediği anlaşılıyor. Faizde erken bir revizyon için ideal ay Mayıs’tı. Haziran ayı fiyat düşüşü alışıldığı üzere enflasyonu geriletecekti. Maalesef mevsimsel etkiler fiyatlar üzerinde istenen etkiyi yaratmadı. Faizdeki revizyonun gerekçelerinden biri de ortadan kalkmış oldu. Bu arada TL üzerindeki risk primi gerilemiş olduğu için, faiz üzerinde en azından olumlu bir motivasyon olarak devreye girdiğini söylemek gerekecek.
Seçimden sonra ekonomi yönetimi nasıl olmalı?
Cumhurbaşkanlığı sonrasında hükümetin nasıl şekilleneceğini bilemiyoruz. Eldeki varsayımlara göre daha etkin bir köşk tablosunu öngörmek zor değil. Dünya’nın neresine giderseniz gidin neredeyse tüm ekonomistlerin idealindeki ekonomi yönetimi, mümkün olduğu kadar siyasi konjonktürden bağımsız olanıdır. Bu ideali, yelpazenin bir ucunda kabul edersek, diğer ucunda hiç bir kurumun özerk olmadığı, tümüyle siyasi otoriteye bağımlı “devlet daireleri”nden oluşan bir yapı varsayılabilir. Türkiye ekonomisi, özelleştirmelerden sonra iki ucun ortasında bir yere yerleşti. Enflasyondaki düşüş yeterli değil… yazısına devam et
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ekonomi…
Seçim öncesi ekonomik tablo seçim sonuçları üzerinde daima etkili olmuştur. Son genel seçim 2011 yazında yapılmıştı. 2011 yıl sonundan itibaren, sermaye hareketleri Türkiye ekonomisi üzerindeki gücünü hissettirdi. Özellikle döviz üzerindeki baskı ve Avrupa ekonomisindeki sorunlar, finansal ve reel akımların belirleyicisi oldu. Hızlı büyüme dönemlerinin sona erdiği, orta gelir tuzağı teorisinin gündeme getirildiği bir periyodun başladığı anlaşıldı.
Son genel seçimden sonra ortaya çıkan ekonomik tablonun bir panoraması için özel sektörün ve tüketicinin düşük büyümeye uyumundan söz etmek gerekir. Geriye bakıldığında devletin özel sektöre göre daha yüksek bir oryantasyona sahip olduğunu gördük. Ekonomideki gerilemeyi teşhis ederken ve telafi edici harcamalara ağırlık verme konusunda gerçekçi bir ekonomi politikasının izlerini gördük. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ekonomi… yazısına devam et
Irak’taki sorunların olası etkileri
Musul gibi petrol bölgelerinin el değiştirmesi petrol fiyatlarını her zaman artırır. Zaten, gelişmeler çoktan petrolün varil fiyatlarına yansıdı. Ardından Türkiye’deki akaryakıt fiyatları zamlandı. Türkiye ekonomisi için büyük yük olan petrol ithalatı, vergi yükü nedeniyle tüketiciye duble olarak yansıyor. Petrol fiyatları, enflasyonun hortladığı son aylarda bazı öngörülerin gözden geçirilmesini gerektirecek.
Irak’taki sorunlar reel sektörü etkiler…
Özellikle Irak sözkonusu olduğunda, ihracat içerisinde önemli ağırlığı olan nadir Ortadoğu ülkelerinden birini görmek mümkün. Irak’ta gıda’dan taahhüt hizmetlerine kadar pek çok alanda Türk imzası var. Perakende sektöründe Türk markaları önde. Dolayısıyla, Irak pazarının istikrarsızlığı cari dengenin her iki yönünü de olumsuz etkilemiş oluyor.
Ortadoğu’daki problem gelişen ülkeleri etkileyecek…
Irak’taki sorunların merkezinde petrol olduğuna göre sonuçlarının da petrol tüketicilerine yansıyacağını düşünmek gerekiyor. Özellikle Asya’nın hızlı büyüyen ekonomileri için petrol fiyatları ayak bağı olacaktır. Asya-Pasifik’in gelişen ekonomilerinin Batı ile ayrışan noktası, petrolü üretim için kullanmak zorunda olması. Petrolün maliyetindeki artış, büyümeleri üzerinde doğrudan etkide bulunuyor.
Faizde son durum…
Eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa 24 Haziran’daki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi kararı çıkabilecektir. %1’e yakın bir faiz indirimi beklemek mümkün. Fakat, döviz ve petrol fiyatlarındaki öngörülerin enflasyona olası etkileri değerlendirildiğinde, faizde sadece sembolik bir indirim beklemek daha uygun bir varsayım olmalı. Çünkü, Haziran ayı sonunda daha düşük enflasyon oranları açıklanmaya başlayacaktır. Enflasyonda, Eylül’e kadar sürecek bir pozitif görünüm yeni faiz hadlerini ancak maruz gösterebilir.
Büyüme, beklentileri karşılayınca…
Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde faiz indirimi kararları Merkez Bankası üzerindeki siyasi eleştirileri hafifletebilecektir. Siyasetin para otoritesi üzerindeki eleştirisinin temelinde ekonominin büyümesi üzerindeki negatif etkisi yatıyordu. Sanırım bu algı değişti. Bir başka gelişme de Merkez Bankası bürokrasisindeki atamalar. Kadro değişimi, hükümetin taleplerine daha uygun bir politikaya yakın durulacağı yönünde güçlü işaretlerden biri olarak algılanmalı.
Risk Primi Arttı..
Amerikan Merkez Bankası (FED)’in verdiği kararlar dünya ekonomisi için her zaman yol gösterici olmaya devam etmiştir. FED’in son açıklaması sanırım Türkiye’de doğru okunmadı. Piyasaların iyi haberlere duyduğu ihtiyaçtan dolayı kararın objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmamış olması da diğer bir güçlü ihtimal. Evet, FED faizleri düşürdü ama varlık alımlarını azaltacağını da açıkladı. Yani bir yandan ekonominin iyileştiğinin altını çiziyor bir yandan da yatırımların devamı için faizleri düşürüyor. Bu hareketin Türkiye gibi gelişmekte olan etkisi çok kısa vadede sıcak para bakımından pozitif, orta ve uzun vadede negatif olarak yorumlanmalıdır.
Parite önemli…
Irak’taki istikrarsızlık Dünya genelinde risk primini artırdı. Olayların nelere gebe olduğunun kestirilemediği bir ortamda, artan risk primini görmezden gelmek doğru değil. Türkiye için döviz kuru bandında beklenenin aksine bir yükseliş öngörüyoruz. Lehte bir değerlendirme, paritenin bozulmaması olacaktır. Euro’nun hareketi dolardaki çıkışı dengeleyebilir. Ihracat açısından asıl önemli olan Dolar ve Euro arasındaki denge.
İhracat ve kamu kaynaklı büyüme…
2014’ün ilk üç ayına ilişkin büyüme rakamları açıklandı. Çoğu tahminin üzerinde bir büyüme oranı yakalandığı anlaşılıyor. Son dönemde açıklanan bir çok öncü gösterge %4’lük bir Milli Gelir artışının olabileceğini gösteriyordu. Fakat seçim çalışmalarının sürdüğü, faiz ve kur hareketlerinin yaşandığı bir dönemde öngörüde bulunmanın güçlüğü de malum. %4,3 ile, içinde bulunulan şartlara göre beklentilerin üzerinde bir gelir artışı görüldüğünü kabul etmek gerekiyor.
Türkiye’nin tüm dönemler itibariyle %4,5-%5 arasında bir ortalama yakaladığını biliyoruz. Bazen %10’lara çıkan bazen de eksilere inen rakamların tamamı dikkate alındığında, Türkiye’nin ortalama büyüme hızı %4,8. Gelişmiş ekonomilerle yakınsama arzusunda bulunan bir ekonomi olarak asıl hedef, ortalama hızın üzerine çıkmak olmalı.
Büyümenin bileşiminde sorunlar devam ediyor…
Son yılların klasik büyüme tablolarında görülen hastalık devam ediyor. Özel tüketim %2,9 artarken, kamu tüketimi %8,6 artmış. Tüketimde devletin ekonomideki telafi edici rolünün devam ettiği anlaşılıyor. Tam da seçim öncesini kapsayan bir periyot için normal karşılanabilir. Böyle bir dönemde tüketiciden daha sert bir fren beklenebilirdi. Özellikle kredi kartı ve taksitlendirme ile ilgili önlemler dikkate alınırsa tüketimde negatif bir gelişme bile sürpriz sayılmayacaktı.
Fakat asıl sorun, ekonominin geleceği ile fikir vermesi gereken yatırım harcamalarında. Ekonomi %4,3 büyürken toplam yatırım harcamalarında %0,5’lik bir küçülme görülüyor. Tüketimde olduğu gibi yatırımda da kamu yatırımlarının %4,1 arttığı, buna karşın özel yatırımların %1,3 azaldığı anlaşılıyor. Kalıcı büyüme stratejilerini zaafa uğratan bu gelişmenin irdelenmesi gerekebilir.
Finans ve tarım sektörüne dikkat…
Büyüme rakamları arasında anomalinin ilk sırasında finans kesimi var. İlk çeyrek itibariyle %13,9’luk bir büyüme, finans sektörü için büyük başarı sayılmalı. Kur ve faiz hareketlerinin bu denli belirsiz olduğu bir dönemde bankacılık kesiminin çok iyi pozisyon aldığı anlaşılıyor. Kredi kartları ve tüketici kredilerinde yapılan düzenlemeler öncesinde yakalanan hızlı satış grafiğinin katkısı küçümsenmemeli.
Tarım sektörü için %3,9’luk büyüme, genel oranın gerisinde bir seyirle dikkat çekmeli. Büyümenin motorunu oluşturan imalat sanayinde her dönem yüksek bir performans görülmediğinde tarım sektöründe tutarlı bir gelişmeye ihtiyaç duyulacaktır.
İhracat artışı kurtarıcı rolü üstleniyor…
Türkiye ekonomisi gibi ülkelerde ihracat artarken ithalatın düşmesi veya yerinde sayması ancak nadir yakalanan koşulların bir araya gelmesiyle mümkün. 2014’ün ilk üç ayı, döviz kurunun yardımıyla böyle bir konjonktürü mümkün kıldı. İhracat artarak hem büyümeye omuz verdi hem de cari açığı düşürdü. İlk çeyrekte yakalanan %11,4’lük bir ihracat artışına karşın ithalat sadece %0,8 artış kaydetti.
Dışsatımın bu tempoda devam etmesi için Avrupa pazarının rahatlaması şart. Avrupa için likidite artışının devam edeceği beyan edildiğine göre ihracatın önündeki tek engel, ekonomi dışındaki riskler olabilir.