Yine Bir Üç Harfliler Krizi: ‘FON’ Olayı

Fon kelimesi Latince kökenli, Fundus’tan geliyor; “dip, yer, toprak, çiftlik, gelir getiren mülk” anlamında… Fransızcaya “fond” şeklinde geçmiş ki “zemin, dip, arka plan” manasına da geliyor. İngilizcedeki “foundation” bizdeki “vakıf” kelimesinin karşılığıdır. Borsadaki uygulamaya bakılırsa belki de yanlış anlaşıldı: Kuruculara bakmakla yükümlü bir mali piyasa enstrümanı olarak…

Sermaye piyasalarının Türkiye’deki geçmişi yeni sayılır: 40 yıl.

Demek, 200 yıllık modernitenin ancak %20’si kadar bir tecrübemiz var borsa konusunda… Galatalı bankerleri saymazsak ki onlar da daha çok borçlanma aracı ürettikleri için modern anlamda borsacı sayılmayabilirler.

‘Arka plan’ böyle. Çok ortaklı yapılara, gayri şahsi ticari müesseselere yatkın olmayan bir kültür olarak, bir de bunların hisselerini halka arz etmek için epey bir zaman geçmiş görünüyor.

Sorun şu ki; çok ortaklı şirket kurmak, bir sonraki aşamada bu payların el değiştirmesine, belirli bir düzen içinde alınıp-satılmasına imkân sağlamak yetmiyor. Fon uygulaması bu hisselerin ve/veya borçlanma araçlarından farklı şirketlere veya devletlere ait olanların farklı oranlarda bir araya gelmesiyle yapılıyor. Yani bir nevi sermaye piyasası araçları kokteyli oluşturuluyor. Bu hisse veya tahvil demetinin içinde farklı performanslarla faaliyetine devam eden ünitelerin değer artış veya azalışları, fonu farklı katsayılarla etkileyip ortaya tek bir fon değeri çıkarıyor.

2008 Krizini Hatırlamak

Defalarca üzerinden geçilen 2008 Krizi öncesini bir daha hatırlayalım.

ABD’de bankacılık kesimi, kredilendirme derecesi yeterli olmayanlara bile (sub-prime) bol keseden mortgage dağıtıyordu. Bu krediler gayrimenkullerin gerçek değerini aşan tutarlarda verildi. Bu arada gayrimenkullerin değeri de reel olmayan biçimde arttı. Kredi ödemelerinde sorun yaşayan kişilerin evleri satılma durumuna geldiğinde, konutlar söz konusu fiyatlardan satılamadı. Alacaklarını tahsil edemeyen bankaların bilançoları bozuldu ve borsadaki hisseleri değer kaybetti. Bu alacakları sigorta eden sigorta şirketleri de zorlanmaya başladı. ABD Hazinesi de şirketleri kurtarmaya yanaşmayınca kriz derinleşti.

Emanet Kazanın Doğurduğuna İnanıp, Öldüğüne İnanmamak

2008 krizi sırasında konut ve kredi değerleme mekanizmalarının doğru çalışmadığını görmezden gelen kredi derecelendirme kuruluşları, bankalar, mali kuruluşların birçoğu faaliyetine son verdi. Hazine doğrudan bir maliyet üstlenmedi ama likidite sıkışıklığını aşmak üzere piyasayı desteklemek zorunda kaldı. Ortada dolaşan aşırı likidite enflasyonu körükledi ve faizlerin yükselmesine sebep oldu.

2001 Bankacılık ‘Hortum’ Krizi

Kamu Borçlanma Gereksinimi (PSBR- Public Sector Borrowing Requirement) tırmanırken devleti fonlamak üzere yabancı bankalardan dövizle borçlanan yerli bankalar, TL’yi yüksek faizle Türk Hazinesine veriyor, vatandaştan da yüksek faizle döviz mevduatı alıp borç ödüyordu. Riskler birikip Türk bankalarının geri ödeme güçlüğü belirince, dövizin değeri iyice tırmandı. Banka sahipleri topladıkları mevduatları yabancı ülkelere kaçırınca da TMSF, mevduat sahiplerine garanti ettiği paraları ödemek zorunda kaldı. Herhangi bir erken uyarı sistemi çalışmadı.

“Bir kuzudan iki post” çıkarsa “iki posttan bir kuzu bile çıkmaz”

Finansal piyasalar karmaşık referanslarla, algoritmalarla çalışan türevsel ürünler üretebilen mecralardır. Bu mecralardaki aşırı değerlenme, devlet kadar yatırımcılar tarafından da gözden geçirilmelidir. Zaten “basiretli yatırımcı veya tasarruf sahibi” olmak bu anlama geliyor.

Hisse senedine yatırım yapan tasarruf sahibi, belirli bir şirketin bilançosu hakkında fikir sahibi olabiliyor. Ancak fonların içeriğinde, pek çok şirketin hissesi ve borçlanma araçları mevcut oluyor. Bu durumda fon yatırımcıları, değer artış veya azalışları konusunda objektif bilgi sahibi olamıyor.

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar olan SPK ve BİST’in bu konudaki bir veri setinin ulaşılabilir hale getirilmesini talep etmesi, yatırımcının da ancak ulaşılabilir verilerden referans alması gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir