Kategori arşivi: İktisadiyat

‘İyi Ekonomi’…

‘İyi Ekonomi’…

Bugünlerde “iyi ekonomi” deyince aklınıza ne geliyor?  Daha çok, ‘istikrarlı’ olan. ‘Stabil’olan ekonomik bir tablo, halk tabiri ile ‘arıza çıkarmayan’ bir iktisadi yapı tarif ediyor değil mi? ‘iyi ekonomi’yi. Buradan hareketle doğru ‘ekonomi politikası’ da, istikrarsızlıkları önleyen, mevcut istikrarsızlıkları kararlı bir dengeye taşıyan para ve maliye politikaları bileşimi anlamında kullanılagelmiş oluyor. Tabii ki doğru yaklaşım, salt istikrar üzerine kurulu tariflerden oluşmamalı. Herşeye rağmen, varsayalım ki tanım doğru…

İyi ekonomiyi bu yönüyle tarif ettiğinizde, moda tabirle ‘makro sakıngan’lara, istikrarsızlığı önleyici ve stabilizatörlere konsantre oluyorsunuz. Ekonominin amaçlarını sıralarken, tüketicinin ortasında küçücük kaldığı dairelerin en dış halkası ile meşgul olup, görünürde daha önemli işlerle uğraşıyorsunuz.  “Önleyici hekimlik”le ilginiz, alakanız yok. Akut problemler bu denli baskın olunca da kronik hastalığa çare bulmakta zorlanılıyor.

Seçmen tüketici…

Kriz yaratan ekonomiden, sürdürülebilir ekonomiye geçiş için tüketici odaklı politikaların dışındaki seçenekler kalıcı çözümleri getirmeyecektir. Çünkü, tüketici aynı zamanda seçmendir. Fiyat mekanizması aracılığıyla üretime de yön verir. Seçmen olarak, kamu harcamalarının artmasını, kendisine sunulan kamu hizmetinin daha kaliteli ve çeşitli olmasını talep eder. Fakat, hizmet bedelinin karşılanması konusunda cimridir.

Aynı zamanda,  daha az vergi ödemeyi vaad eden projelere oy vermeye meyillidir. On yıllar önce adına ‘Kamu Tercihi Teorisi’ denilen bu teori fazlasıyla liberal bulunsa da realite böyle. Devamında, bugün aldığı hizmetin bedelini bugün ödemek istemeyen seçmenin, devleti vergi yerine borçlanmaya, kendisi yerine gelecek nesillere fatura etme eğilimine sahip olduğu da ortaya çıkmış olur.

Tüketici, üretici, kamu kesimi ve finansçının saat farkı: Paris, İstanbul, Ankara, New York…

Bahsedilen güdülerin, ‘politik aktörler için de geçerli olduğu açıktır’, demiştik. Siyasi irade, daha çok hizmet sunarak, finansmanını daha sonra sağlayan bir kamu otoritesini yönetmeyi yeğlemektedir. Tüketici ile üreticinin arz-talep bakımından zaman döngüsü de günün ekonomik koşullarına göre oluşuyor.

Sürekli, yeni ürün, mevcut üründe yenilik arayan tüketim ayağı, üreticinin giderek artan bir yatırım-yeni ürün-yatırım stoğu sarmalına girmesini, amortisman süresi kısalan yatırım maliyetine katlanmasını zorunlu kılıyor. Kamu kesimi gibi, üreticiler da artan finansman ihtiyacını-maliyetini karşılamak zorunda kalıyor. Rekabet nedeniyle, ek maliyet, bir sonraki yeni ürünün maliyetine eklenebiliyor. Gecikmeli maliyet-fiyat yansıması, ürün ömrünü kısaltıyor. Tüketici,  önünde bir sınır olmadığı için, kredi arzını tüketime dönüştürmekte sakınca görmüyor.

Balonun şişmesinde finans kesimi etkili…

Talep cephesi, hem tüketici hem seçmen vasfıyla, kamu kesimini ve üretici kanadını siyasi ve ticari ürün mal ve hizmet arzını artırmaya motive ediyor. Bu güdülenme, ‘vergi gelirleri ile karşılanamayan kamu harcamaları’, ‘şirketler için öz kaynaklarla finanse edilemeyen yatırım giderleri’ anlamına geliyor. Finans kesimi ise her üç alan için de fon transferi yapmak zorunda kalıyor.

Nakit akımı, sermaye birikiminin yoğun olduğu yerlerden, sermaye ihtiyacı olan piyasalara aktığı sürece sorun yoktu. Fiyat-değer uçurumu açıldıkça, aradaki farkın gelişmekte olan ülkelerden transfer edilmesi mümkün oldu. Bileşik Kaplar Yasası getiriyi azalttıkça da, şişen sanal fiyatlara göre yapılmak istenen kar realizasyonu için gereken nakdin temin edilmesi mümkün olamadı.

Nüfus yaşlandıkça…

Son olarak, beklenen yaşam süresinin uzaması da nüfusun bir kısmını üretimin dışındaki tüketiciler olmaya itiyor. Hem kamu hizmet arzında hem de ticari ürün tüketiminde artış bekleyen bir başka popülasyonu da bu kümedekiler oluşturuyor.

Hikayenin başı unutulmadıysa, zincirleme kazaların, tüketici tercihinin önünde reel sınır bulunmayışı noktasından başladığı anlaşılacaktır. ‘İyi ekonomi’ için ‘mikro sakınganlar’ın devreye alınmasında yarar var. Bu konuya devam edebiliriz.

Avrupa’da kriz sonrası senaryolar…

Avrupa’da kriz sonrası senaryolar…

Uzun boylu tartışmaya gerek yok. Teoride anlaşamıyoruz. Peki, Dünya’daki ödeme krizlerini bertaraf etmenin yolu olarak kullanılan yöntemin, niçin er geç enflasyona veya başka bir krize yol açacağını nasıl anlatabiliriz?  Batı’da, ekonomi öğretiminde ilköğrenim seviyesinde başvurulan eğitim yöntemine başvuralım.

 Modeli biraz değiştirerek aktarayım. Varsa, hatalar bana ait:

Enflasyon oyun şeklinde anlatılıyor. İki grup öğrenciye, harcayabilecekleri 5’er adet boncuk veriliyor. Karşılığında ise,  ihtiyaçlarına göre, satın alabilecekleri birer adet kalem, oyuncak, silgi, defter, oyun CD’si alabiliyorlar. Gruplar, parayı temsil eden boncukları ürünlere tahsis ederek değerlendiriyorlar. Mesela, bir grup kaleme 2 boncuk, oyuncağa 1 boncuk, oyun CD’sine 2 boncuk harcamayı planlıyor. Bunun üzerine kaleme daha çok ihtiyaç duyan ikinci grup, kaleme 3, oyun CD’sine 1, deftere de 1 boncuk ayırıyor. Kalemi en çok fiyat veren alıyor. Tabii ki diğerlerini de en çok fiyat veren satın alabiliyor. Talep ettikleri halde satın alamadıkları ürünlere ayırdıkları kaynakları, ihtiyaç sırasına göre aynı mantıkla diğer ürünlere kaydırıyorlar. Sonuçta piyasadaki boncuk miktarı 5+5=10 iken, fiyatlar talebe ve boncuk sayısına göre oluşuyor.

Ürünlerin fiyatı belli olduktan sonra, gruplara eski boncuklara ek olarak 5’er boncuk daha veriliyor. Ürünler (üretim, mal arzı) aynıyken piyasaya 10 boncuk daha sürülmüş oluyor. Gruplar, aynı ürünleri talep ederken, ellerindeki harcama gücüne göre fiyatları artırmaya başlıyorlar. Yani, tüketiciler aynı ihtiyaç seviyesinde, aynı ürünlere daha fazla fiyat ödemeye razı oluyorlar. Bu artış sürekli olduğunda adına  ‘enflasyon’ deniyor. Eldeki boncuklar uzunca bir süre talebe dönüşmeyip ürünler tüketilmediğinde, ‘resesyon’(durgunluk diyelim) meydana geliyor.

Gerçekte tabii ki bu kadar basit bir model değil. Bahsettiğim gibi, bu tarz, belirli bir yaş grubuna özgülenmiş basitlikte.  Ama, fiyat istikrarı denilen olgu, gerçekte de, bugünkü gibi teoride anlatıldığı kadar karışık bir model  de değil.

Üretim seviyesi kısa vadede değişmeyeceğine göre, bankalara milyarlarca Euro likidite sağlanması sizce nasıl bir etkiye yol açacak? ‘Efendim, biz tüketiciye değil bankalara aktardığımız paralardan söz ediyoruz’. ‘Yani, zerkedilen likidite, banka bilançolarını sağlamlaştıracak, piyasalarda bahar havası esecek, güven tazeleyecek’. ‘İlle de tüketime mi dönüşmesi gerekiyor?’

 Hayır gerekmiyor ama, sonunda kredi yoluyla, kamu borçlanma araçlarının satın alınması yoluyla  bir ‘toksik fon’ olacak ortada. Nihai tüketici eliyle değilse, kamu harcamaları veya özel sektörün yatırım harcamalarında kullanacağı krediler olarak sisteme girecek. Bir ‘finansal kaldıraç’ işlevi görecek.

 Yani, bizim ilköğrenim seviyesindeki basit modelimizle daha berrak bir para algısı oluştuğu anlaşılıyor. Kaynağı olmayan bir harcama aracı, karşılığı olmayan borçlanma enstrümanı yaratırsanız, oluşan dengesizliğin süresi, şiddeti, adı değişebilir. Ama, sebebi bellidir.

Son dönemde yapılan araştırmalar, para arzındaki artışla fiyat artışları arasındaki illiyet bağının eskisi kadar güçlü olmadığını gösteriyor olabilir. Farklı para arzı tanımlarıyla, günün ihtiyaçlarına uygun hesaplamalar yapıyor da olunabilir. Yukarıda belirtildiği gibi, etki, süre, siyasi önlemler, dengesizliklerle ilgili algılar değişebilir de. Ama, günün sonunda, yalın düşünerek, dengeli ve sürdürülebilir bir ekonomik yapının sınırlarının zorlandığını anlamak daha kolay.

Manisa’nın Gündemi Medyanın Halleri

yerelbasinManisa’da düzenlenen 18. Yerel Medya Semineri’nin ilk gününe İstanbul’dan gelen yönetmen dostum Ardıç Özçinik’le birlikte katıldık. Daha önce Türkiye’nin çeşitli illerinde yapılan seminerin başlangıcını müteakip, yerel basınla ilgili fotoğraf sergisinin açılışına da çevre illerden birçok basın mensubu katıldı.

Anemon Otel’deki semineri Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Valimiz Celalettin Güvenç, Belediye Başkanımız Cengiz Ergün, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Şahin, Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel, Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ertuğrul Aytaç ile Afyon, Aydın, Denizli, Muğla, Burdur ve Manisa’dan yerel medya mensupları takip etti. Manisa’nın Gündemi Medyanın Halleri yazısına devam et

Hükümet hedefler konusunda bu defa gerçekçi mi?

ali_babacanÇarşamba günü (16.09.2009) açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) başta IMF olmak üzere pek çok kesimden övgü aldı. Hedefler gerçekçi bulundu. Önlemler sıralandı.

Biz de bu defa özellikle işsizlik hedefi hariç, öngörüleri hayalci bulmadık. Hükümet hedefler konusunda bu defa gerçekçi mi? yazısına devam et

Merhaba herkes!

udundar01kBen Uğur Dündar. Hayır o değil! Ekonomi yazarı Uğur Dündar… Bu blog sayfaları aracılığıyla Makro ve Mikro iktisat konularında dünyada ve Türkiye’de olup biten hakkında kişisel görüş ve öngörülerimi okurlarımla paylaşmayı planlıyorum.

Bu sayfalarda, memleketimizde futbolla beraber en fazla ahkam kesilen ikinci alan olan iktisadi konulara dair yazılar yer alacak. Çoğu zaman gündelik zaman zaman akademik ve biraz teknik bir bakış açısıyla yazılarımı paylaşmak istiyorum. Bu noktada okurların geri bildirimleri yazıların nitelik ve üslubu konusunda şüphesiz belirleyici olacaktır.