Çarşamba günü (16.09.2009) açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) başta IMF olmak üzere pek çok kesimden övgü aldı. Hedefler gerçekçi bulundu. Önlemler sıralandı.
Biz de bu defa özellikle işsizlik hedefi hariç, öngörüleri hayalci bulmadık.
Bu defa diyorum. Zira aynı yıl içinde üç ayrı hedef(!) açıklandığı için, ister-istemez hedefleri samimiyet testine tabi tutmak zorunda kalıyoruz.
Biraz daha açayım.
2009 yılı için hükümetin resmi olarak açıkladığı üç tahmin oldu. Bunlardan ilki, bütçe hedefleri; ikincisi Katılım Öncesi Ekonomik Program (KEP) ve sonuncusu da bu hafta açıklanan OVP.
Örneğin, hükümetin 2009 yılı için bütçede öngördüğü büyüme hızı %4 (artı). KEP’de öngördüğü 2009 için öngörülen büyüme -3,6. OVP’de yapılan tahmin -6.
Bir yıl içinde iki en uzak tahmin arasındaki %10’luk bir farkı açıklamak mümkün değil. Aynı sırayla işsizlik için yapılan öngörüler arasında da %4,4’lük bir fark var.
Gelelim OVP’nin içeriğine…
Milli gelir rakamları geçtiğimiz hafta revize edildi biliyorsunuz. 2008 yılı büyüme hızı ile birlikte 2009’un ilk çeyreği de yeniden yayınlandı. Ulusal hesaplar konusunda endişelerin başlaması, verilerin güvenilirliğini zedelediği gibi, ekonomik aktörlerin tahminlerini de etkilemeye başladı.
İşsizlik konusundaki tahmini gerçekçi bulmadığımı baştan söylemiştim. Çünkü Türkiye ekonomisinde işsizlik oranı yukarıya doğru esnek ama aşağıya doğru aynı esnekliği taşımıyor maalesef. İşsizliğin özellikle %10 eşiğinin altına inmesi, Türkiye gerçeğinde çok zor.
OVP, işsizliği 2009 yılı için yukarıda tahmin edip önlem almış. Fakat ben önümüzdeki yıllarda tahmin edilen büyüme hızı ile işsizlikteki daralmanın uyumlu olmadığını düşünüyorum. Türkiye, işsizlik oranını düşürmeyi düşük büyüme oranlarıyla ve demografik yapısı gereği başaramıyor. Diğer taraftan, OVP’ın açıklanmasının iki ay gecikmiş olduğunu biliyoruz. Yine de açıklanan planın sadece, açıklanmış olması bile piyasa aktörlerine güven vermeye yetti.
Büyüme konusunda ihtiyatlı tahminlerde bulunmakla doğru davranmış olduğunu düşündüren ekonomi yönetiminin, baz etkisi nedeniyle 2010 için daha yüksek bir hız tahmin etmesi tuhaf karşılanmayabilirdi. Ama artık satır aralarında kaybolmaması gereken gerçeği, ekonomiye yön verenlerin de bir politika tercihi olarak kabul ettiklerinin itirafı olarak algılamak gerekiyor bu rakamları. Bundan sonra gerçekten sürdürülebilir büyüme hızlarını hedefliyoruz.
Son aylarda hızla büyüyen kamu kesimi ile ilgili tedbirlerin OVP’da zayıf bulunduğu yorumlandı. Bana kalırsa, bütçe yönetimi konusunda politika alanı daraldıkça daralıyor. Çünkü vergi gelirleri konjonktürel etkilere aşırı bağımlı ve giderlerin önemli bir bölümü de zorunlu giderlerden oluşuyor. Yani bu ekonomi yönetimi gidip, bir başka ekip de gelse, kısa vadede uygulayabileceği farklı seçenekler mevcut değil.
Vergi gelirlerinin konjonktürü dengeleyici işlev kazanabilmesi için en azından %50’sinin bir yıl öncesinin gelirlerine ait dolaysız vergilerden oluşması gerekiyor. Kazancın bol olduğu zamanlarda oluşan gelirlerin vergiye etkisi ancak vergi gelirlerindeki çeşitlilikle sağlanabilir.
Hükümetin sağlık giderleri konusunda önemli düzenlemelere gideceği anlaşılıyor. Öte yandan yeni Sosyal Güvenlik Rejimi’nin sağlık harcamalarında da farklı bir seyre yol açtığı görülüyor. Yeni sağlık gider yapısındaki aksaklıklar henüz sorun olarak ortaya çıkmaya başlar başlamaz, bütçe dengesi üzerindeki olumsuz etkileri anlaşılmaya başlandı.
Sözün özü
2011 yılında yapılacak bir genel seçime hazır olmak isteyen hükümetin, seçim tarihine kadar krizin etkilerini unutturabilmesi gerekiyor. Seçim yılında vergi gelirlerinin tahsilatında agresif davranılamayacağı gibi, giderlerin azaltılması da beklenmemeli. Geriye iktisadi politika alanı olarak net bir 2010 kalıyor.
Devletin 2010 yılında, yatırım ve tüketim harcamalarında aktif olmasını kimse beklemesin.
Özel sektörün yatırım artışı ile hane halkının tüketimi için gereken tasarruf fazlası ise en azından 2010 yılı projeksiyonunda ortada görünmüyor. Bu formülasyonda geriye tek seçenek olarak, IMF ile imza ve gelen dövizin özel kesime kullandırılması kalıyor.
Ey okur, seçenekler azaldıkça ekonomiyi anlamak da yorumlamak da ne kadar kolaylaştı, değil mi?




