Uğur Dündar tarafından yazılmış tüm yazılar
Yeni Ekonomi ve Twitter
Twitter asla sadece Twitter değildir…
Yasağın ardından devlet başkanlarının, Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler’in ve bilumum kişi ve kuruluşun eleştirilerini izledik. Toplumun geniş kesiminde gözlenen reaksiyon, tartışmaların iletişim özgürlüğü temelinde şekillendiğini gösteriyor. Yasağın ekonomik platformdaki yankıları ihmal ediliyor.
Yeni ekonominin gelişimi…
‘Yeni ekonomi’ tabiri, bilgi-işlem teknolojileri için kullanılan en iyi tariflerden biriydi.
Bizim için yeni de olsa gelişmiş ekonomiler için yeni değil asli üretim unsuru oldu ki;
Bu alana yapılan müdahalenin niçin bu denli sert eleştiri aldığını anlamakta zorlanabiliyoruz.
Endüstri toplumundan bugüne…
Batı uygarlığı, bugünkü sermaye birikimini 19. Yüzyıl’da başlayan sanayileşme yolculuğu ile elde etti. Deniz ulaşımının da yardımıyla geniş coğrafyalardan sağladığı tarımsal ürün ve hammaddeyi hatta ucuz işgücünü aynı kitlelere mamul olarak pazarladı. Pazarı genişletme ve tüketimi artırma gereği duyulduğunda çevre ülkelere ticareti artıracak yollar, araçlar taşıdı. Araçlar ve aracılar arttıkça mamullerinin tüketim hacmini genişlemiş oldu. Bu döneme kabaca sanayi kapitalizmi diyoruz.
Sanayinin sağladığı sermaye birikimi gelişmiş ekonomilere finansal kurumlar aracılığıyla borç verme imkanı getirdi. Türkiye ekonomisi de dahil gelişmek isteyen pek çok ekonomi borçlanarak büyüme ve kendi ürününü üretebilme olanaklarına sahip oldu. Gelişmekte olanlar ürün çeşitliliğine kavuşup gelişmiş ekonomilere mal ve hizmet satmaya başladığında Batı ekonomileri finansal kapitalizmi ve ardından yeni ekonomi sınıfını yapısallaştırmıştı bile.
Endüstriyel ekonomi için demiryolları, karayolları ne ise yeni ekonomi için internet o anlama geliyor. Bu pazarlama alanı yerelde toplumsal dinamikleri hareketlendirmekle kalmıyor. Aynı zamanda bilgi toplumuna ürettiği yeni teknolojiyi pazarlama imkanı veriyor. Sanayi toplumu için tüketim mallarının en ücra köşedeki tüketiciye ulaşması zorunlu olduğu kadar, bilgi teknolojisi ürünlerinin pazarlanması için internet mecrası vazgeçilmezlik arz ediyor.
Yeni ekonomi reel sektörün ürünlerinin tüketiciye ulaştırılmasında kritik yere sahip.
Fiyat oluşumunda, mali piyasa araçlarının yaygınlaşmasında müthiş bir ivme sağlıyor. Bu alanda faaliyet gösteren girişimcileri devletler de destekliyor. Reel sektörde yıllardır işlem yapan fabrikaların, şirketlerin piyasa değeri ile yeni teknoloji şirketlerinin borsa değerleri arasında ikinciler lehine açık ara fark oluştu.
Yabancı bir fabrikayı millileştirmek veya Twitter’ı kapatmak…
Hikayeyi bu kadar uzun uzadıysa anlatmamın nedeni Twitter’ın veya diğer sosyal medyaların batı için artık ekonominin asli unsuru haline geldiğini aktarmak. Bu mecralara ilişkin kısıtlamalar gelişmiş ekonomiler için bir fabrikayı kapatmak-devletleştirmek ne ise aynı anlama geliyor. Bilgi ekonomisine ilişkin yatırımlar merkez ekonomiler için siyasetin de merkezinde. Sosyal medya bizim için tüketim, Batı ekonomileri için bir üretim aracı.
Sıkı para politikasının etkileri hissedilmeye başlanıyor…
Krediler daralıyor, özel sektör borçları özellikle döviz cinsinden olanlar azalıyor.
Kredi kartı alışveriş (taksitli olanlar) hacmi de öyle. Bu arada enflasyonda beklenen hareket başladığı gibi devam ediyor.Merkez Bankası revize ettiği enflasyon hedeflerinin baz etkisi nedeniyle artış eğilimi taşıyabileceğini belirtiyor.
Bu aralar para otoritelerinin enflasyona ve sıkı para politikasına sarılmasının altında asli görevlerine rücu etme isteği yatıyor olabilir. Bu sorunlu dönemin en büyük faydası da ekonomi yönetimindeki her bir kamu otoritesinin kendi görevine odaklanması gerçeğini hatırlatmış olması. Maliye Bakanlığı zaten bütçeyi sıkı tutuyor. Şubat rakamlarını hepimiz gördük ve beklenenden daha iyi bir teknik performansı not ettik. BDDK da kredi kontrollerini planlandığı gibi yürütmeye gayret ediyor. Bunlar seçim öncesi öyle kolay kolay uygulanabilecek politikalar değildi doğrusu.
Merkez Bankası’na gelince; Banka, rol büyütüldüğünde, çoklu hedeflere yönelildiğinde defalarca ispat edilmiş bir tecrübeyi yeniden ispata çalışıyor gibiydi. Gezi olaylarından bu yana ısrarla faiz artırımı konusunda ideolojik bir tutum takındığı algısı yarattı. Teknik olarak hükümetin değil kendi tercihlerini yansıttığı fikrini kavramlaştırmayı başarmış olmasına karşın 17 Aralık sonrası hikaye başa döndü.
Bu yorumları bir kenara bırakıp daha objektif olmaya çalışırsak;
1- En üste yazılması gereken gerçek; Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) kararları dünya ekonomisini daha az paraya nasıl alışılacağı konusunda eğitmeye devam ettiği olmalı.
2- Türkiye, dövize ihtiyaç duyan ekonomiler arasında üst sıralarda. Çünkü döviz ihtiyacı sürekli ve yüksek.
3- Ekonomi yönetiminin büyüme hedefleri gerçekçi fakat işsizlik ve enflasyon konusundaki maliyetleri yeterince önemsiyor gibi görünmüyor.
4-Tüketici güveni yetersiz.
5- Avrupa ekonomisinin toparlanması konusundaki sinyaller karışık. ABD çekişli bir büyümenin etkisi Avrupa’da ancak sonbaharda hissedilebilir.
Tüm bu koşullar değerlendirildiğinde; Gelişen ekonomiler ve özelde Türkiye ekonomisinin görünümünü parasal sıkılaştırma ile reel büyümenin birbirlerini aksi yöne çeken etkilerinden hangisinin galip geleceğine bağlı olarak izleyeceğiz. Tahminler dünya ekonomisinin büyüme yönlü etkiyi hissettireceğini gösteriyor.
İç piyasada güçlü bir talep çekişi görülmediğinde göre tansiyonu yüksek bir dönemin Türkiye ekonomisine yön vereceği anlaşılıyor. Bizim gibi gelişen ekonomilerde yüksek tansiyonun anlamı enflasyon ve faizlerin yükselmesi.
Sanırım gelişmelere daha serinkanlı yaklaşan bir ekonomi yönetimi de bu koşullara eşlik edecek. Tek tek ekonomi yönetimine yön veren aktörler bir yana ekonominin koordinasyonunda gerçekçi bir hava hakim.
Sanayi üretiminde sürpriz…
Geçen hafta imalat sanayinde büyümenin sınırlarına gelindiğinden bahsetmiştik. Türkiye’de sanayi üretiminin sorunlarının başında katma değeri yüksek ürünlerden alınan payın yetersizliğini yazmıştık. Aynı hafta imalat sanayindeki büyüme rakamı yayınlandı ve şaşırttı.
Sanayi üretiminin, 2014 Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1,1 büyürken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,3 büyüdüğü açıklandı. Alt kalemler itibariyle değerlendirildiğinde yatırım mallarında değil ama dayanıksız tüketim malları ağırlıklı üretimde artış kaydedildi. İlginç olan, kredi artışı, reel kesimin güven endeksi, döviz kuru, faiz haddi gibi faktörlerin tamamı sanayi üretiminin aleyhine gelişiyor olması.
Gelişen piyasalarda geçici bir rahatlama oldu mu?
Gün gün takip edildiğinde gelişen piyasalara yönelen fonların biraz olsun rahatladığı periyotlar görülebiliyordu. Aslında bir düzelmeden çok daha önce fiyatlanan karanlık tablonun istikrar kazanması olarak nitelendirilebilecek atmosferi görmezden gelmek mümkün değil. Avrupa için söylenen deflasyon (fiyat erozyonu veya enflasyonun tersi denilebilir) riski gelişen piyasaların canlanmasına katkıda bulunmuş olabilir.
Çünkü herhangi bir deflasyon riski ister istemez para arzını artıran bir politikanın kapılarını açıp Euro’nun değerinde bir devalüasyona olanak sağlayabilir. TL’deki değer kaybının meyvelerini toplamayı zorlaştıracak bu riskin, Avrupa’nın büyümesi konusunda da iyimser olunmadığı anlamına geldiği unutulmamalı.
Cari açık düşmeye başladı…
2014 için en kolay kestirilebilecek istatistik değer cari açık rakamıydı. En azından yön olarak keskin bir düşüşün beklendiği bir ortam oluşmuştu. Düşüş beklendiği gibi başladı ama beklendiği kadar radikal olmadı. Sanayi üretimindeki artışı açıklamak için yetersiz de olsa makul gerekçelerden biri olabilir.
Sermaye çıkışı mali sektörü etkileyebilir…
Bankaların özkaynak karlılığında azalma görülüyor. Bu denli geniş bir sermaye yapısının karlılığında erozyon görülmesine dikkat çekmekte yarar var. Türkiye ekonomisinin iki dayanak noktasından biri kamu bütçesiyse diğeri de mali sektördeki sermaye yeterliliği idi.
Sorunlu kredilerde dramatik bir artışın olmadığı anlaşılıyor. Kredi kartları kullanımı ve diğer kredilerde radikal düzenlemeler yapılsa da bu alandan gelen ve istatistiklere yansımış bir sorun yok.
Bankalar, şimdilik karlarından ‘fedakarlık’ ederek reel sektörü fonlamayı sürdürüyorlar. Ödemeler Dengesi rakamlarına bakılırsa sermaye çıkışının birincil etkisi bankalar üzerinden görülüyor. Keza; Faiz artışının getirdiği maliyet baskını ilk göğüsleyecek iktisadi aktörler de bankalar ve kamu kesimi oluyor. 2014 yılı içerisinde reel sektöre aksetmesi beklenen maliyet artışına hazır olmak gerekiyor.
İmalat Sanayi Sınıf Atlamakta Zorlanıyor…
Cari açık…
Son dönemin en şaşırtıcı gelişmesi cari açıkta görülebilir. Kurla ithalat düzeyi arasındaki ilişki sadece tüketim mallarını etkilemiyor. Aynı zamanda yatırım mallarının ithalatında yani Türkiye’nin uzun dönemli gelirinde de fark yaratıyor. Şirketler kesimindeki öz kaynak sorunu ortada olduğuna göre kredi seviyesi de ikinci bir dinamik olarak karşımızda. Kur artarken hem kredi girişi ve maliyeti arttı hem de ihraç mallarının pazarlarında toparlanma hızı sanayi için kafi gelmedi. Bu katmerlenmiş olumsuzlukların yansımalarını simüle etmeye çalışalım.
Ekonomik büyüme için elde kalan tek kaynağın net ihracat artışı olduğu bir dönemde yatırım malı ithal edememek orta ve uzun vadede sorun olabilir. Cari açıkta asıl gelişme bugüne kadar alışılagelmiş dinamiğin tersine, cari açıktaki artışa karşın ekonomik büyümede yeterli artış hızının yakalanamamasıydı. Tersini düşünürsek, açık azaldığında küçülmeyi veya yavaşlamayı tescil etmiş olacak. Türkiye ithalat yapamadığı için cari açığın seviye kaybetmesi zaten test edilmiş bir hipotezdi. Bu defa açığa karşı esnekliği azalmış bir büyümenin nasıl gelişeceğini test edeceğiz.
İmalat sanayinde sorun büyüme değil kalite mi?
Yatırım yapma imkanları azalan bir imalat sanayinde ayakta kalmanın yollarından biri ölçeği büyütmek. Türkiye ekonomisi sanayileşme macerası içerisinde bir iki kez aynı hataya düştü. Biri 1960’lardaki devlet destekli planlı kalkınma döneminde. Bir tanesi de 1980’lerde başlayıp 1990’ların sonuna kadarki süreçte. İki süreçten ilki de ölçek büyüterek ve iç piyasa rekabetinden kaçınarak; ikincisi sadece ölçek büyüterek sürdürülmeye çalışıldı. Başarısız oldu. Şimdiki dönüşüm ihtiyacı, endüstriyel üretimden yeni nesil sanayi sonrası toplumun ihtiyacı olan ürünlerin üretimine geçiş için gerekli altyapıyı hazırlama süreçlerinde odaklanıyor.
Kısa vadede mevcut üretim tesislerini yaşatmak için yapılması gereken iyileştirme yatırımlarını sürdürebilmek önemli. Ancak zorunlu bir dönüşümün gerektirdiği insan ve teknoloji daha çok içeriden temin edilecek kaynaklarla var edilebilir. İnsan kaynağında, eğitim, kadın istihdamındaki artış gibi yapısal sorunları defalarca yazmış olduk. Yeni girişimciler yoluyla üretilecek yeni teknoloji ise daha kolay sonuca ulaşmaya uygun bir yöntem. Türkiye ekonomisinin şu anki kaynak yelpazesi bakımından çabuk sonuç olmaya yatkın olan yöntem de bu.
Siyaset ekonominin gündemini belirliyor…
Geri çekilme mi? Normalleşme mi?
Faiz ve kurun işletmelere etkileri…
Kırılgan Ekonominin Günlüğü
Enflasyon umut vaat etmiyor…
Geçtiğimiz hafta bu cümleyle özetlenebilirdi: ‘Faiz artışı kurdan çok fiyat istikrarını hedefliyor’. Yıllık enflasyon %7,5-% 8 seviyesini yakaladığına göre gündemin birinci sırasını işgal etmesi gerekiyor. Dövizdeki hareketlilik bu seviyenin korunacağını ima ettiğine göre artık bazı tespitleri seslendirmek yanlış olmayacak.