‘Yumuşak iniş’ten ‘yumuşak duruş’a doğru…

Açıklanan rakamlarla birlikte Türkiye ekonomisinin yavaşlama hızı ortaya çıkmış oldu. Amaç cari açığı sınırlamak idiyse önemli bir başarı sağlandığı belli. İhracat artışı ve ithalattaki azalma sayesinde sağlanan hızlı bir düşüş gerçekleşmiş görünüyor. Hatta, uluslararası standartlara göre dış açığın milli gelire oranı itibariyle %2 puanlık bir azalmayı daha görmemiz gerekiyor. Çünkü, kesirin payı küçülürken paydası da küçülüyor. İç tüketimi baskılayan, finansman imkanı sağladığı için sürdürülebilir görünen sistemin yumuşak karnı, bu noktadan sonra büyümeden fedakarlık etmenin mümkün olup-olmayacağı. Fakat toplumun bir kesiminin sorduğu soru şu olabilir: ‘ Bir yerde bir sorun daha var ama nerede?’. Cari açık büyük bir risk değil miydi? Evet, öyleydi. Bu sorunun açılımı, doğal imkanlarının dahi gerisine düşen ekonomik büyümenin, dış açık üzerinde yeterli ve nispeten kalıcı bir baskıyı oluşturmaya yetip-yetmediği. Bir sonraki aşamada ‘çıkış enstrümanlarının bileşkesi’ konuşulacak.

Ekonomi basınının tartışma biçimi…

Yukarıdaki soruların daha önce sorulması gerekiyordu. Büyüme rakamları açıklandıktan sonra yapılan yayınlar üzerinden konuşmak da kamuoyu için yararlı olabilir. Daha yararlı olan öncü gelişmeler yardımıyla oluşan öngörü ve olası seçenekleri ortaya koyabilmektir. Ekonomi basınının yorumları, iyimserlik konusunda aceleci, ihtiyat noktasında gecikmeli bulunabilir. Okuyucunun da teşne olduğu bu durumun, devamında politika yapıcıları da etkilediği yönünde kuşkularım bulunuyor. Okuyucunun, analizleri değerlendirirken, erkenci veya aksine geciken yorumları zaman hatalarından arındıran bir gözlüğe sahip olması mümkün mü? Bence, yazarların bu olgunluğa erişmesi daha pratik bir yöntem olsa gerek.

Ekonominin kredibilitesi neden artıyor?

Uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisinde gözettiği öncelikli çerçeve ‘risk’. Çünkü uluslararası yatırımcı açısından ekonomi, öncelikle ülkeye aktardığı portföyün getiri düzeyiyle ilgili bir algıdan oluşuyor. Ülkede yaşayan nüfusun algısı ise daha çok ekonominin büyüme hacmi, istihdam, enflasyon, gelir dağılımı, kamu maliyesi politikası. Yabancı yatırımcı için ana risk unsuru, cari açığın sürdürülebilir olup-olmadığı. Zira, cari açık riskinin realize olması demek, döviz değerinin artarak fon getirisinin reel olarak azalması ve getirilen fonların dövize çevrilip yurtdışına aktarılırken ‘zarar yazması’ demektir. Dış ödeme araçları bakımından risk altında olan bir ülke ekonomisinin borç geri ödemelerinde sorun yaşama olasılığı da cabası. Türkiye ekonomisinde mevcut eğilim, cari açığın azalması yönünde olduğu sürece, yabancı yatırımcının Türkiye algısında sorun yaşanmayacaktır. Şu anda döviz girişi devam ediyor olduğuna göre, rezerv artışı da sürebilecek, kurun sıçraması önünde engel oluşturacaktır. Dış borç geri ödeme kapasitesi riski oluşmadığı sürece, ekonominin yavaş büyümesi ve/veya diğer sorunlar yabancı yatırımcı için asli konular değildir.

‘Görünmeyen el’ efsanesi unutuldu…

Bugün Avrupa’da görülen borç ödeme sorunu, tüketici ve üreticinin optimizasyon sınırlarının daralması ile ilgili. Çünkü, tüketicinin de firmaların da borçlarının yapılandırılması ile ilgili bir çalışma hazırlanmış değil. Buna karşın, önerilen tedbirler arasında, ne üretimi ne de tüketimi rasyonel hala getirecek tedbir önerileri bulunuyor. Liderler, Merkez Bankaları ile bankalar arasındaki uzlaşma arayışı çoğunlukla finansal istikrarın yeniden sağlanma çabası ile ilgili. Dolayısıyla, piyasa ekonominin ‘görünmeyen el’i denilen tüketici-fiyat mekanizması-kaynak tahsisi ilişkisi gerçekten görünmez hale geliyor. İşgücünü, verimliliği, üretimi yok sayan çözüm anahtarlarının hiçbiri kapıyı sonuna kadar açık tutmaya yetmeyecektir.