Yeni Bir Parasal Genişleme Hamlesi…

Dünya ekonomisinde kartlar yeniden dağıtılıyor. Geçtiğimiz yüzyılda büyük savaşlarla çözüme kavuşan gelirin yeniden dağıtımı, şimdilerde ayaklanmalarla, rejim değişiklikleri ile şekilleniyor. Eldeki enstrümanların en kullanışlısı banknot matbaaları olunca da çelişkiler büyümeye devam ediyor aslında.

ABD Merkez Bankası Başkanı’nın merakla beklenen açıklamasında da, Avrupa ekonomisine yön veren otoritelerden de benzer işaretleri okuyabilirsiniz: Parasal genişleme. İlginç olan, bugüne dek Türkiye ekonomisinin lehte ayrışmasına yol açan bu süreç, bundan sonrasında Türkiye için de bir tehdit oluşturmaya başlayacak gibi görünüyor.

Mevcut koşullar altında para basarak borç sorunlarını çözmeye çalışan bir Avrupa, seçime doğru ekonomisini canlandırmaya çalışan bir ABD’yle, büyüme hızı aksama görünümü taşıyan Çin’i alt alta yazdığınızda Dünya ekonomik hacminin %60’ına tekabül ediyor. Dünya ekonomisinin başat ekonomik aktörleri, gittikçe rekabetçi bir görünüm kazanmaya çalıştığına göre, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ekonomilerin yollarına devam etmeleri hiç de kolay olmayacak.

Ekonomilerin genelinde parasal genişleme veri kabul edildiğinde, mutlaka zincirleme bir devalüasyon sürecine girilecektir. Sıkı para ve maliye politikasının devamı halinde, daha değerli bir TL ile süreci göğüslemek mümkün olabilir mi? Bu konuyu şimdiden tartışmak gerekiyor. Zira, Türkiye’de politikalar mevcut haliyle kalacak da olsa, Dünya ekonomisine enjekte edilecek likidite, TL’yi olduğundan daha değerli hale getirebilir. Bir başka ifade ile dış piyasalardaki parasal genişleme ve devalüasyon oranında bir enflasyon/devalüasyon haddine razı olmanın Türkiye ekonomisi bakımından sanıldığı kadar sakıncası bulunmuyor olabilir. Türkiye ekonomisinde ipleri biraz olsun gevşetmek için bir neden daha…

Biz Euro’dan çıkmayalım, EURO bizden çıksın!

Euro Bölgesi için pek de dillendirilmeyen bir önerinin niçin ciddiye alınmadığını merak ediyorum doğrusu. Euro’ya dahil ülke ekonomilerinin sayı bakımından çoğunluğu sorunlu bir bankacılık ve kamu borç stoğuna sahip olduğuna göre, tüm bu ülkelerin ayrı ayrı ya da hep birlikte Euro alanının dışına çıkarılması elbette beklenemez. Ekonomilerini borç batağına sürükleyen irili ufaklı pek çok ülkeyi Euro içerisinde disipline etmektense, Almanya ve Fransa’nın Euro dışına çıkmaları daha pratik olmaz mıydı?

Bugünkü riskleri hesaba katarak Euro alanına dahil olmayı reddeden İngiltere de ikna edilirse, çok çok güçlü bir ‘çekirdek Avrupa’ coğrafyası ile tekrar düşmüş Euro kullanmaya başladıkları için maliye politikalarında daha sorumlu bir çevre Avrupa, daralan ekonomileri doğal çizgisinde var etmeye devam edecektir. Yunanistan ve İtalya gibi, AB’nin özellikle para birliği nedeniyle fütursuzca kontrol rejimi uygulamak istediği ülkeler, İspanya ve Portekiz gibi henüz muhalif hareketlerin olgunlaşmadığı bölgeler için siyasi tercih bile bu yönde olabilir.

İran’la altın ticareti!…

Uzun süredir dış ticaret istatistiklerini alt üst eden bir konu İran’la Türkiye arasındaki altın ticaretinin hacmi. Doğal ya da beklenen sınırları aştığı için rakamların doğru olmayabileceği yazılıp-çiziliyor. Tabii rakamların yanlış olabileceği haricindeki ihtimallerin de gündeme gelmesi mümkün. Savaş, ambargo gibi ihtimaller ve nedenlerle İran’la Türkiye arasındaki nakit hareketleri, bankacılık işlemleri zorlaştırıldığı için, ticaret erbabı hatta bazen bizzat devletler farklı yöntemlere başvurabilirler. Bunlardan biri de trampa (değiş-tokuş) ekonomisine daha sık yönelmektir. Petrol ihracatı zorlaşan bir İran’la, petrole hem de uygun şartlarla ihtiyaç duyan bir Türkiye arasında, altın-petrol değiştokuşunun, altın alım-satımı olarak görünmesinin bir sakıncası da yok. Yani, rakamların doğru, rakamlara konu ürünlerin farklı olması da imkanlar dahilinde.