Yavaşlama, perakende sektörünü nasıl etkiliyor?

Yılın son üç ayına girdik. 2012 yılına ilişkin birikimli yavaşlama süreci sektör üzerinde beklenen etkileri yarattı. Son çeyrekte benzer bir stabilitenin var olacağını öngörmek zor olmasa gerek. Bir istisna ile… Ekim’den Aralık sonuna kadar, yine istatistiksel bir düzeltme görülebilir. Çünkü, ekonomik aktivitenin yavaşlama sinyalleri, 2011’in son aylarında kendisini göstermişti.

Perakendede faaliyetleri kısıtlayan ilk faktör ‘talep yetersizliği’…

Düzenli olarak tekrarlanan araştırmalarla ortaya çıkan sonuç: Perakende ticaret sektöründe faaliyetleri daraltan birincil sorun %33,7 ile ‘talep yetersizliği’. %25,2’lik bir oranla ‘finansman sorunları’ ikinci sırayı alıyor. Bu noktadan hareketle, ekonomik yavaşlamanın iç talebe uyguladığı baskıyı, yani genel ekonomik atmosferin sektöre etkisini doğru okumak gerektiği anlaşılabilir. 

Perakende sektörü bakımından özellikle önem arzeden ‘beklentiler’ de benzer eğilimler gösteriyor. Yukarıdaki soruya, faaliyetlerin hangi etkilerle azaldığı sorusuna verilen yanıtlar arasında en ilginci ‘kısıtlayan herhangi bir faktör yoktur’ yanıtını verenlerin %44’lük bir çoğunluğa sahip olması. Sorunun yanlış olduğunu iddia eden bir cevap olduğu için bu bakımdan bir anlam taşımıyor. Yatırım stoğunun doygunluk seviyesine ulaştığı saptaması olarak da yorumlanabilir. ‘Ben işletme olarak yeterli talebe, uygun çalışan portföyüne, yeterli bir finansal güce sahibim’ diyebilen %44’lük bir zümrenin bulunması pek de beklenen bir tablo değil. Bu cevabı verenlerin bir bölümü doğal olarak, ‘talep yetersizliğinin dışında başka bir sorun olmadığı’nı kastetmiş oluyorlar. Bu çıkarımı nasıl yaptığımı aktaracağım…

Siparişler, iş hacmi beklentisi, çalışan sayısı, satış fiyatları ve sabit sermaye yatırımı…

Perakende ticaret sektöründe faaliyet gösteren firma sahiplerinin aynı anda hem siparişlerde, hem de başlıkta sayılan diğer unsurlarda ve özellikle fiyatta negatif bir beklenti geliştirdiği bir dönemde, %44 oranında ‘faaliyetlerimi kısıtlayan herhangi bir engel yoktur’ diyebilmesi nasıl mümkün olabilir?

İç piyasa ve dolayısıyla sektörün iş hacmi daralırken, kar marjı sayesinde memnuniyet sürebilir. Bu ihtimalin gerçek olması için fiyat artışları veya maliyet avantajı sağlanabilmesi gerekir. Fiyatlandırma konusunda perakendeci bakımından umut veren bir döneme girilebileceği söylenebilir. Mevsimsel faktörler de bu beklentiyi körüklüyor doğrusu. Fakat başa döndüğümüzde, satış fiyatlarındaki artış beklentisinin de geriye düştüğünü görüyoruz demiştik.

Fiyatlarda artış beklentisi oluşmaması, perakandecinin maliyet avantajı yakalayabileceği bir ekonomik ortama yelken açtığı ihtimalini güçlendiriyor. Akaryakıt ve doğalgaz fiyatları gibi üretim ve ulaştırma maliyetlerini etkileyen zamlar olmasaydı, bu görüşe ben de katılabilirdim.

Sonuç: Perakendecinin kafası karışık…

Sektör güven endeksleri ve talep koşulları, değişen ekonomik ortama göre yeniden şekilleniyor. Bu arada, Türkiye ekonomisinin içinde bulunan koşulların perakende ticarete yansıması da sektörün oyuncuları tarafından doğru bir gözden geçirme ve senteze ihtiyaç duyuyor. Dış açığın daraltılması ve bütçe odaklı maliye politikası, toplam tüketim hacmini daha çok ‘iç talebi kısıtlamak’ yoluyla terbiye etmeyi hedefliyor. İstatistiklere yansıyan firma temsilcisi görüşlerinin aksine, son çeyrekte, sektörün fiyat artışı odaklı bir hareket alanına sahip olduğunu düşünüyorum. Teknik olarak başka bir seçenek görünmüyor.

Yazının başında, ‘finansman sorunu’nun ‘talep yetersizliği’ni takip eden önde bir problem olduğunu belirtmiştim. Faiz haddindeki gevşeme, kredi ve karşılık politikalarındaki ‘büyüme dostu’ önlemler, finansman konusundaki sorunların çözümünde mesafe alınmasını sağlayacaktır. Olası kredi genişlemesinin firmalara aktarılması için beklenen sürenin bir aydan kısa olmasını beklemek doğru değildir.