Yargı reformu ve yabancı yatırım…

Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım koşullarını sık sık araştırma konusu yaptıklarını biliyoruz. Şirketlerin sektör veya ürün bazında yaptırdığı pek çok araştırma basına yansımıyor. Fakat Türkiye ekonomisinin genel görünümü ile ilgili yapılan/yaptırılan çalışmalara ulaşmak mümkün. Özellikle AB ile tam üyelik müzakerelerinin başladığı son on yıllık süreçte artan yatırımlarla birlikte bu konudaki bilgilerin kamuya açıklık derecesi de arttı. Yayınları izleyenler bileceklerdir. En azından yılda bir iki defa biz de bu köşede yansıttık.
Dış yatırımcının Türkiye’ye bakışında uzun yıllar ‘siyasi riskler’ ön planda tutuldu. Portföy yatırımcısı için yüksek getiri anlamına gelen riskler, doğrudan yatırımcı için hiç de cazip olmayan bir yatırım ortamı sunuyordu. Siyasi istikrarın sağlandığı dönemde de ikinci bir konu olarak ‘yargı reformu’ ilk madde olarak beklentiler hanesine yazıldı.
Şirketlerle doğrudan temas edene dek şahsen çeşitli şekillerde ifade edilen ‘ticari hukuk iklimi’ beklentisinin ne anlama geldiğini anlayabilmiş değildim. Bugün geriye dönüp bakıldığında firmaların Türkiye’de kalıcı yatırımlara imza atmakta ayak diremesini anlamaya olan ihtiyacımız artmış görünüyor.
Firmaların Türkiye ekonomisinde iş yapma kriterleri, yargılama hızından, vergi uygulamalarındaki tarafsızlığa kadar geniş bir yelpazede. Her şeyin başında ‘ticari ve mali hukukta öngörülebilirlik geliyor’ denilebilir. Aksi halde Türkiye ekonomisi, tüketim gücü ve pazar koşulları bakımından gelişmekte olan ülkeler arasında her zaman ön sıralarda yer alabilecek kapasiteye sahip.
Kredi notu ile birlikte beklentiler de yükseliyor…
Spekülasyondan beslenen marjinal yatırımcının ilgi odağı olmakla, kurumsal yatırım fonlarının kanalize olduğu bir sermaye piyasasına sahip olmak arasındaki sınır, kredi notu ile aşıldı. Bir yıla yakın bir süredir kredi notu itibariyle ‘yatırım yapılabilir’ ülke statüsü kazanmışken, ‘Gezi Olayları’ ve ’17 Aralık’, sermaye piyasasını iki kez sallamış oldu.
Reel sektör ve ekonomi kurmayları son iki yıldır gerçekçi büyüme oranları ile sürdürülebilir ekonomik koşullar konusunda ciddi bir sınav veriyor. Siyasi otorite daha az dış kaynak kullanarak büyümenin teorik temellerini atmaya çalışırken yeterli bir kamuoyunu da oluşturmuştu. Dünya ekonomisinin 2014 yılı büyüme tahminleri yükseliyor. Bu süreçte parasal genişlemeye ikame edilecek bir reel büyümenin ipuçları belli olmaya başladı.
Yeni dönemin lokomotifleri…
Dövizdeki beklenmedik gelişme cari açığın hızla küçüleceği bir dönemin kapısını açacaktır. Finansal dış kaynaklarda gerileme görüldükçe toplamda küçülen fakat ihracatı ithalatından çok daha hızlı artan bir dış ticaret tablosu ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin ödemeler dengesindeki risk birikimini bir süre de olsa rafa kaldıracak atmosferin kalıcı olmasını beklemek ise fedakarlığın boyutlarını daha da büyütmek anlamına gelecektir.
2023 hedefleri için…
Kısa ve orta vadede Dünya’daki ekonomik ortamın bugünkü ve bugünkünden daha pozitif olanaklar sunacağı varsayılabilir. Bu şartlar altında finansal manevralarla yol alması gittikçe güçleşen bir ekonomide yapılması gereken birkaç reformu hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Eğitim kalitesini artırmak, kadın istihdamı, işgücü verimliliğinin artırılması, küçük girişimcinin desteklenmesi ve enerjide dışa olan bağımlılığın yollarını aramak.