Yapay Zekâ – Yatay Zekâ Tartışması Nereye Gidiyor?

Son birkaç aydır bilim ve teknoloji ile ilgili şaşırtıcı haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Bir sabah ‘insan embriyonunda kalp hastalığına yok açan DNA’nın değiştirildiğini, ertesi gün Dünya şartlarını sağlayabileceği düşünülen 7 ayrı gezegenin keşfedildiğini öğreniyoruz.

Facebook’un eski çalışanı Martinez bir adaya taşınıp yapay zekânın 30 yıl içinde “medeniyeti çökertebileceğini” söylüyor. Söz konusu şahıs kendine yetebilen koşulları hazırlayıp günü geldiğinde gerekirse yüzerek bile olsa Kanada’ya geçebileceği Orcas Adası‘na taşınmış. Martinez‘in asıl bombası ‘şu anda demokrasi ile teknoloji yarışıyor, teknoloji önde gidiyor’ demesi. Mart ayında gündeme gelen Bill Gates‘in ‘robotlardan vergi alınsın’ başlıklı talebini hatırlayınız.

Tesla’nın CEO’su Musk‘la Zuckerberg arasında yapay zekâ merkezli tartışma da konunun nereden nereye geldiğini anlatır gibi. Dünya’nın bir tarafı yağmurla hatta açlıkla başedemezken diğer tarafında yapay zekâyla ilgili görüş ayrılıkları yüzünden iki ünlü, medya üzerinden savaş veriyor.

Belli ki Dünya ekonomik bir dönüşümün eşiğinde ve bunun önemli sosyal-siyasal etkileri olacak.

Gates’in hayırseverliğinden değişimin ipuçlarını toplayabilir miyiz?

Bill Gates’in robotlardan vergi alınsın derken yazımızda yer alan ilginç görüşleri aslında tüm bu tartışmalar açısından toparlayıcı olabilir. Sonuçta ister üretimde isterse gündelik hayatta yardımcı hizmetlerde kullanılsın, robotlar mevcut bir işi kolaylaştırıp o ürün veya hizmet üretilirken ihtiyaç duyulan insan gücünü serbest bırakmış olacaklar.

Peki zamandan tasarruf eden insan gücü öncelikle mevcut tüketim düzeyini hangi gelirle sürdürecek?

Diğer konu ise üretmeyen insan, tüketime daha geniş zaman ayırdığı için kalan zamanını nasıl değerlendirecek?

Daha teknolojik bir hayatı var edebilmek için zamana ihtiyaç duyan bir mühendis ya da bir genetik bilimci için son derece yararlı bir boşa çıkmış zaman parçası, mevcut teknik düzeyde üretkenlik sağlayacak eğitime sahip ol(a)mayan milyarlar için ne anlam ifade edecek?

Tabii ki daha çok tüketim talebine karşın daha az tüketim gücü…  Bu noktadan sonra daha çok siyasallaşan ve yine luddizm benzeri bir teknoloji karşıtlığı…

Bill Gates‘in robotların vergilendirilmesi ile ilgili kamuya önerdiği yöntem ile bireysel hayırseverlik politikası aslında işlerin gidişatı ile ilgili vizyonu yansıtıyor. Bir taraftan yapay zekâ üretip-kullanan nüfus grupları ile diğer taraftan gelişmiş ülkelerde tarih olmuş hastalıkların aşılarını dahi bulamayan geniş kitleler aynı geminin içinde ne kadar barış içinde yaşayabilirler? Ulaşımın, iletişimin, göçün bugünkü kadar kolay olduğu bir çağda artık gelir farkı denemeyecek, uygarlık farkı düzeyine çıkmış yaşam koşulları çatışmasız şekilde sürdürülebilir mi?

Gelelim Martinez’in iddiasına

‘Teknoloji ile siyaset yarışıyor, şu anda teknoloji önde gidiyor’ derken Martinez siyasal temsildeki eksikliği ifade ediyor aslında.

Siyaset, sonuçta bir temsil konusu olduğundan temsil gücünden uzaklaştıkça hayattan giderek kopan, adeta bürokratik bir etkinlik, bir tür protokol faaliyeti düzeyine indirgenme riski taşıyor. Değişimle mesafesi açılan siyaset, insan yaşamının varoluşsal sorunlarını çözemiyor.

Yaşlanan, üretimden uzaklaşmış nüfusun kaliteli, sağlıklı yaşam hakkı ile oy hakkı, üretken nüfusun finansal güvencesiz yaşlanma riski ile karşılaştığında seçimler aktüerya hesaplarında öngörüldüğü gibi sonuçlanmıyor. Sağlık teknolojisi gelişip beklenen hayat süresi uzarken, uzayan hayatın yaşanırlığı tartışma konusu olabiliyor. İklim değişikliği, finansal gözetim altında ancak bir risk yönetimi unsuru olarak var. Finansal piyasalarda binlerce işlem artık ‘yapay zekâ’ algoritmalarının ‘al-sat’ emirleriyle yapılıyor. Küresel reel üretimin kat be kat üzerindeki finansal sermaye ülkeler arasında hareket ederken likiditesi azalan alanları hızla terk edip ekonomileri krize sürükleyebiliyor. Borçluluk üçüncü dünyanın sürekli gerçeği olarak yerel siyasete ve ekonomiye yön vermeye devam ediyor.

Bu işte bir yanlışlık var!

Dünya ölçeğinde ‘halk sahile hücum etti vatandaş denize giremedi’ eşitsizliğinin var olduğu bir ortam ülkelerin iç siyasetlerine yön vermeye başlayacak gibi görünüyor.

Martinez‘in uyarısında öngördüğü hayat tarzı, bireysel silahlanmanın yaygın olduğu Batı’da bir asayiş sorunu olarak zuhur edebilir fakat seçmenini kendince yüksek, küresel ideallere odaklayıp siyasi gücünü devam ettirmek isteyen Üçüncü Dünya ülkeleri, gücünü askeri yığınak olarak göstermeye daha meyilli.

Gerçek sorunları teşhis edip çözmeye gönülsüz politikalar, gelişmiş ekonomilerle gelişmekte olan ulus devletleri karşı karşıya getirmeye namzet. Yığın üretim üçüncü dünyaya yıkıldıkça gelişmiş ekonomiler için ‘uygarlık ancak daha az insanla sürdürülebilir’ düşüncesi ‘rasyonel’ görünebilir.

Şimdiden adını koyalım ‘yapay ekonomiler ile yatay ekonomiler’ çatışması hem ülkelerin kendi içinde hem de uluslararası boyutta alevlenebilecek bir yangının ipuçlarını gösteriyor.