Uğur Dündar: “Krizin İşaretleri Unutulmasın İstedim”

Herkesin işiyle, eşiyle ve siyasetle sanki her zamankinden daha fazla meşgul olduğu bir dönemde hem de ekonomi hakkında bir kitap yazmak nereden çıktı? Kime hitap ediyor bu kitap?

Bu kitap belki de her kitap gibi bilgiyi talep edene hitap ediyor. Bir kitabı okuyan kitaptan bir şey talep etmezse, zaten o kitap okura hitap etmez. Bu kitabın hitap ettiği kitle arasında en çok yarar sağlayanlar belirli bir ekonomi bilgisine sahip olmakla birlikte, bilgileri birleştirmek onlardan anlamlı bir sonuç çıkarmak isteyenler olacaktır. Bir ikincisi bu denli yaygın bir ekonomik krizin öngörülmesi için yeterinden fazla emare varken kolektif bir akıl tutulması sonucunda tüm bir insanlığın nasıl bir görmezden gelme psikolojisine girdiğini vurguluyor.

Kitaptaki yazılar ekonominin sürekli yükselen bir deniz değil, ne taşan ne kuruyan bir sürdürülebilirlik algısıyla yorumlanması talebimizi iletiyor. Ekonomi biliminin sosyal bilimler ailesi içinde yerel şartlarda farklı sonuçlar veren bir altyapı oluşturduğundan bahsediyor. Finansal olgularla reel ekonomik olaylar arasındaki ilişkinin yorumlanma imkânlarını arıyor. Aslında tüm bunları yaparken aslında dünyayı bambaşka bir yer haline getiren ekonomik krizin işaretlerinin unutulmamasını amaçladım. Çünkü bu işaretleri doğru yorumladıkça yeni krizlere daha hazırlıklı olmak mümkün olabilecektir.

İnsanın belirli bir süreçte o günün koşulları çerçevesinde ortaya koyduğu görüşlerinin kitaplaşmasına onay vermesi belirli bir özgüveni yansıtıyor. Bununla beraber daha sonra yanlışlığı ya da eksikliği meydana çıkabilecek fikirlerinizin kalıcılaşması sizi tedirgin etmiyor mu?

Bu noktada ekonomide temel analizin kalıcılığı gibi bir garantim olduğunu düşünüyorum. Teorik olarak bir hata yapılmadığı takdirde temel analiz yanlışlık riski taşımadığı gibi inatçı bir kötümserlik gibi algılanarak aslında çok bilinen ama kenarda bırakılan gerçeklerin hatırlanmasını sağlıyor.

Krizin billurlaştığı 2008 yılının Eylül ayının bir yıldan daha uzun süre öncesinde yazılmış bir kriz yazısı insanların en azından o gün için hoşuna gitmiyordu. Bugün ise bu yazıların kalıcılaşmış olması sayesinde şahsım değil ama objektif ve tarafsız bakış açısına sahip olan okurların tümünün özgüveni artıyor olmalı.

“Türkiye’de ekonomi tıpkı futbol gibi herkesin ahkâm kestiği ama pek az kişinin iyi analiz edebildiği ya da müdahil olabildiği bir alandır” görüşüne katılır mısınız? Tabii bir de ekonomiden bahsederken bilimsel olmak bilimsellikten uzak durmak gibi bir ayrım var…

Ekonomi yazıyorsanız sizin tabirinizle herkesin ahkâm kestiği bir konuda yazıyor olmanın baskısını da hissedersiniz. Ama bir avantajı da taşıyan genel bir geri besleme sürecinden bahsetmemek yanlış olur. Herkes ahkâm kesiyorsa, aslında herkes katkıda bulunuyor da demektir.

Bilimsellik deyince… Kendimi bilim adamı olarak değil bilimden yararlanarak ekonomiyi anlamaya ve anlatmaya çalışan bir mali müşavir olarak tanımlamayı yeğlerim. Ama bugünkü sıkıntılı haliyle de olsa, ekonomi bilimcilerine haksızlık etmek istemem. Elbette, bir kitap yazmak, hareket halinde olmak, yanlış yapıyor olma riskini de içerir. Kusursuz bir kitap yazma iddiası zaten başlı başına yanlıştır. Çalışmalar birbirleri üzerine konulan tuğlalar gibi yanlışları da dahil olmak üzere diğerlerine güç ve motivasyon sağlar. 

Siz bu kitapta Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik olarak değişen çehresi ile ekonomi yorumculuğu arasında bir bağ kurabildiğinize inanıyor musunuz?

Evet. Belki de öncelikle algılanan bir zaman çizelgesi içerisinde ekonomik ve siyasi gündemin ekonominin gerçekleri ile ilişkinin sorgulanması olacaktır bu kitapta. Az önce belirttiğim gibi sosyolojinin, matematiğin, istatistiğin vb. birçok bilim dalının, disiplinin kesişim kümelerinde gezinen yazıların bir değişimi fotoğraflaması ve bu fotoğrafları birleştirerek bunları film haline getirmesi, bir günlükten bir hikâye oluşturması gibi bir süreç var. Hızlı değişimi yorumlamak, belirli bir seviyeyi sürekli korumakla bilgi edinme mecralarına yakın durmakla, objektif, tarafsız, tutarlı olabilme gayretiyle mümkün olur.

Kitap çalışması bir bakıma internet siteniz iktisadivizyon.com’un ürünü olmuşa benziyor. Buraya gelen okur yorumları nasıl? İnternet üzerinden yazı yayımlamanın gazete köşe yazarlığından üstün yönleri nelerdir?

Sonuçta benim açımdan yapılan faaliyet yazı yazmak. Ama okurların yazıyı okuduktan sonra yorum oluşturmaları başka bir boyut katıyor. Okur, hem okumuş hem yazmış oluyor ki bu benim yaptığımdan fazla bir şey. Okuyup yazmaktan başka, hızlı değişimi kavramlaştırma süreci okurla beraber beni de geliştiren hatta diğer okurları da okuyup-yazmaya teşvik eden bir süreç. Zamanla bazı okur ve yorumcuların siteyi sahiplenmeleri ve yazıların içeriği ve zamanlaması konusunda muhalif uyarılarda bulunması çok hoş. Yorumcularımızın teknik donanımları yüksek olduğundan aslında farkında olmadan her yorum ayrı bir köşe yazısı niteliğine bürünmek üzere. İnternette yazıyor olmak yazının dağıtımı ve kalıcılığı konusunda da tabii büyük avantaj sağlıyor.

Bundan sonra da kitaplaştırmayı düşündüğünüz konular var mı?

Evet, tabii ki… Muhasebe ve denetim mesleğindeki gelişmelere paralel bazı çalışmalarım var. İşletme iktisadının muhasebeyle daha yakından ilişkilendirilmesi çok önemli. Bu konuda hali hazırda bir kitap hazırlığım var. Sanıyorum bir yıl içerisinde yayınlanabilecek duruma gelir.

 Okurlar kitabı ne şekilde temin edebilir?

Manisa Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından yayımlanan kitabı edinmek için iktisadivizyon.com sitesinden bizimle irtibata geçebilir ya da 0236 239 35 68 nolu telefonu arayabilirsiniz.

Uğur Dündar: “Krizin İşaretleri Unutulmasın İstedim”” hakkında 3 yorum

  1. Kitabınız,inşallah karanlıkların ışığa dönüşmesinde tüm halkımıza faydalı olacaktır.Tüm içtenliğimle bilgi ve birikimlerinizin kitaba dönüşmesini temenni ediyorum.Selamlar.

  2. Uğur Hocam Merhabalar.
    Öncelikle kitabınız için yazar olarak size, ve bu değerli kitabı bizlere hediye eden meslek kuruluşumuz Manisa SMMMO ya, ve inanıyorum ki en büyük katkıyı sağlayan Odamız Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Sadık İRİER ile şahsında katkı sağlayan diğer üyelere de teşekkür ediyorum.
    Sayın hocam, okurlarınız olarak yeni kitabınızı da tabiî ki merakla bekliyoruz. Değerli fikirlerinizden yararlanmak bizlere hem güncel olaylarda ve hem de özellikle mesleki Yönde katkı sağlamaktadır. İzin verirseniz aşağıya bir hikaye eklemek istiyorum. Yorumu tüm okuyuculara bırakıyorum. Saygılar.

    YOLUMUZDAKİ ENGELLER

    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuş, “bakalım neler olacak !?” diye gözlüyordu…
    Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler Sabahtan öğleye kadar. Hepsi kayanın etrafından zar zor dolanıp saraya girdiler.
    Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi… “ Haklından bu kadar vergi alıyor ama; yolları temiz tutamıyor – hizmet vermiyordu. “
    Sonunda bir köylü çıkageldi, saraya sebze ve meyve getiriyordu… Baktı yolun ortasında kocaman bir kaya, bu kaya kendi geçişini engellediği gibi herkesin de geçişini engelliyordu. Sırtındaki küfeyi indirdi. Kaya ya sarıldı, ıkına sıkına bir sağ bir sol kayayı oynata oynata yerinden iterek yolun kenarına çekti ve yolu açtı. Kan ter içinde kalmıştı. Tam küfesini yeniden sırtına alıp gidecekken kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Keseyi açtı… Kese ALTIN doluydu. Birde bir not !?
    “ Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir – Kralınız “
    Köylü bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

    “ HER ENGEL, YAŞAM KOŞULLARINIZI DAHA DA İYİLEŞTİRECEK BİR FIRSATTIR.”

    Alıntı – Yazarı bilinmiyor

Yorumlar kapalı.