Tüketici Hakları ve Tüketim Hakkı

Geçtiğimiz hafta kabul edilen Tüketici Hakları Yasası henüz Resmi Gazete’de yayınlanmadı. Ana hatları ile tüketicinin şikayet konusu pek çok alana değindiği söylenebilir. Özellikle kredi şartları ve kredi kartları ile ilgili düzenlemeler beklentinin de ötesinde haklar sağlıyor. Yasa yürürlüğe girdikten sonra ayrıntılara değinmek daha doğru olacak. Fakat yasama organının tüketici hakları ile tüketim hakkı alanındaki vizyonuna bakmak daha objektif bir tutum olacaktır.

Tüketici hakları ile ilgili düzenlemeler gündeme gelmeden hemen önce kredi kartlarında taksit sayısının sınırlandırılması konuşuldu. Bu kapsamda kredi kartlarının limitleri ile kart sahiplerinin gelirleri arasında uyumun sağlanması, kart sayısına bakılmaksızın tek bir limit uygulanması gibi düzenlemeler kamuoyuna sunularak tartışılmaya devam ediyor.

Makro planda ekonomi yönetiminin kredi artış hızı konusundaki görüşleri defalarca vurgulandı. Ekonomi politikasını inşa edenler kredilerdeki gelişmeleri dikkatle takip edip artışın beklentilerin ötesinde olduğunu beyan ettiler. Paralel bir zaman diliminde portföy yatırımlarında azalma ve enflasyon oranındaki artışlar tüketim gücünü sınırlandırma noktasında gözle görülür baskı oluşturdu.

Hafta içi açıklanan ödemeler dengesi verilerine bakılırsa portföy yatırımlarındaki sorun devam edecek gibi görünüyor. Avrupa Merkez Bankası’nın beklenmedik faiz indirimi karşısında kur savaşları yeniden alevleniyor. Bir taraftan FED de likiditeyi sıkılaştırma kararını öne alabileceğini açıkladı. Özetle, Türkiye’deki tüketim gücünün temelinde yatan dış sermaye girdisi üzerindeki baskı sürüyor.

İç piyasada tüketim ve yatırım iklimini canlı tutan kamu harcamaları ve ihracat fazlası ayakları çalışmayınca, harcama gücünü TL kredilerinden başka bir yöntemle enjekte etmek maalesef mümkün değil. Zira döviz kurundaki istikrarsızlık yabancı paralar üzerinden borçlanmayı makul olmaktan çıkardı. Merkez Bankası da enflasyona yeniden odaklandığına göre parasal sıkılaştırma politikasından taviz beklemek uygun değil.

Sonuç olarak, tüketici hakları gittikçe genişleyen Türkiye ekonomisinde tüketim hakkı paralel bir gelişme gösteremiyor. Tüketim hakkını genişletmek için arz cephesinde yeni bir şey olabilir mi? diye soralım. Reel sektör özellikle döviz cinsinden borçlanarak sürdürdüğü yatırım harcamalarının geri dönüşünü sağlayabiliyor mu? İhracat pazarlarında aksama sürüyorken bu soruya ‘evet’ yanıtını vermek zor. İç piyasada da enflasyon kaynaklı maliyet baskısı cazip satış fırsatları sunmayı güçleştiriyor. Üreticilerin azalan tüketim potansiyelini geliştirebilecek enstrümanları hareket geçirmesi için üzerlerindeki finansal baskının biraz olsun hafiflemesi gerekiyor.

Türkiye ekonomisi potansiyel büyüme hızının gerisine mevzilenerek açıklarını kapatmaya çalışıyor. Açıkları telafi etmeye çalışırken bir taraftan AB müktesebatı gereği ve kamuoyunun şikayetlerini dikkate alarak tüketici haklarında ilerlemeye kaydetmeye devam ediyor. Fakat, ekonomik güç ile sosyal ihtiyaçlar arasındaki makas da gittikçe açılıyor.