Şanghay Beşlisi mi ? Avrupa Birliği mi?

Şanghay Beşlisi mi ? Avrupa Birliği mi?

Başbakan’ın açıklamalarının ardından, hak ettiği ilgiyi görmeyen bir tartışma başladı. Şanghay Beşlisi mi ? Avrupa Birliği mi?. Hatırlayacaksınız, Başbakan kısa bir süre önce Putin’le bu konudaki görüşmesini hatırlattı. TV programındaki söyleme bakılırsa resmi bir girişim yok gibi görünüyor. Fakat, gözden kaçan şu ki; Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile arasında halihazırda ‘Diyalog Ortağı’ statüsü bulunuyor.  Üyeliğe biraz daha yakın olan ‘Gözlemci ’ statüsüne Hindistan, İran, Moğolistan, Pakistan, Afganistan sahip. Bu arada bir düzeltmeyi de hatırlatalım: Kuruluşundaki beş ülkeye 2001’de üye olan Özbekistan da eklendiğinde örgüte ‘Şanghay Altılısı’ demek daha doğru oluyor.

Türkiye’nin yarım yüzyıldır devam eden AB serüveninin bu noktaya gelmesi düşündürücü tabii. Elli yıllık flört Türkiye’ye olsa olsa bir müktesebat kazandırdıysa, aynı çabayı bir başka alanda gösterseydi acaba neler olurdu? diye düşünmeden edilemiyor. Sadece Başbakan da değil, işadamı, bürokrat, entelektüel, işçi derken toplumun neredeyse tüm kesimlerinde AB üyeliğine inanç azalıyor. Ekonomik krizin pençesindeki Güney Kıbrıs’tan, Bulgaristan’a kadar Türkiye ile karşılaştırıldığında çok daha sorunlu ekonomiler/ülkeler yakın sayılabilecek tarihlerde AB’ne üye yapıldı.  Tabii, konu sadece ekonomi değil. İşin içinde demokrasi, hukuk, savunma, demografik faktörler, resmi olmasa da din faktörü dahi rol oynuyor.

Başbakan’ın açıklamasından devam edelim. ABD Dışişleri Sözcüsü’ne sorulduğunda Başbakan Erdoğan’ın bu sözlerini görmediğini ifade eden Nuland, ”Açıkçası, Türkiye’nin aynı zamanda bir NATO üyesi olduğu göz önüne alındığında, bu ilginç olur. Ne olacağını göreceğiz” diye yanıtlamış. Belli ki, ABD de bu beyanı resmi bir görüş olarak algılamamış. Ya da demek istiyor ki; ŞİÖ’ne üye olsaydınız, mesela Suriye ile ilgili soruna nasıl yaklaşacaktı Türkiye?

Türkiye’nin cevabı: ‘TAKM’

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de yankı bulmayan ama Avrupa basınını telaşlandıran bir olay basına yansıdı:  ‘Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan ve Moğolistan ‘Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri Teşkilatı’nı kurdu. Merkezi Ankara’da olan teşkilat; kısa adıyla TAKM , sadece Jandarmayı içerecek. TAKM Türk coğrafyasında ‘ilk askeri ortak yapı’ olma özelliğini taşıyor.’

 

Geçer hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Jandarma Genel Komutanı Org. Bekir Kalyoncu’nun da katılımıyla kurulan teşkilatın ilk dönem başkanlığını Türkiye üslendi.’ Bu sayılan dört ülkenin askeri güç toplamı 2 Milyon 800 Bin kişi. Örgütün genel karargahı Ankara. Haber ajanslarından aynen aktardığım bu bilgiyi bazı Avrupa TV’leri son dakika haberi olarak duyurdu.

 

Uzun süren bir hazırlık gerektiren bu tür örgütlerin aşama aşama gelişeceği, birliğin diğer çalışma alanlarına doğru yaygınlaşacağını tahmin etmek zor değil. Özellikle, savunma sanayi alanında… AB’nin de ABD’nin de dikkatini yoğunlaştıracağı bir çalışma olabilir.

 

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Nasıl Bir Topluluk?

ŞİÖ’nün 1996 yılında Rusya, Kazakistan, Çin, Tacikistan, Kırgızistan ve sonradan Özbekistan’ın katılımı ile ekonomik olarak kendine yeten bir coğrafya olduğunun altını çizelim. Şimdilik gözlemci olan Hindistan’la birlikte nüfus itibariyle Dünya’nın yarısı denilebilir. Demokrasi standartları son derece sınırlı, ekonomileri hızla ivmelenen bu coğrafyada dinsel bir ortaklık bulunmuyor. Ortodoks Rusya ile Hindu ağırlıklı Hindistan, yarın Afganistan ve İran da eklenirse muhafazakar İslam’ın farklı görünümleri mevcut. Unutmadan Çin’i de Budist çoğunluklu nüfusu ile yelpazeye ekleyelim. Tek bir ortak noktaları var: Batı karşıtı bir ittifak ŞİÖ. Sermaye piyasalarına, küresel bankacılık mecralarına tam bir entegrasyona sahip değiller. Bir çoğunda karma ekonomi hakimiyeti devam ediyor. Tekeller veya  oligopist yapılar devlete ait olmasa bile devlet kontrolünde. Hem kamu hem de özel kesimde planlı kalkınma çalışmaları sadece özendirici değil, emredici nitelikte.  Kendi aralarında ticaret hacimleri, enerji ve tarım üretimleri yüksek. Nuland’ın tabiri ile ‘Ne olacağını göreceğiz’.