Post-pandemik İktisat Politikası

Sadece şu son salgın hastalık nedeniyle değil neredeyse 10 yıldır hep diken üstünde bir ekonomik yapının değişim ihtiyacı göze çarpıyordu. İhtiyacın kökeni, sistemin üretim dışı bir likiditeyi piyasaya zerk etmekten vazgeçmemesinden kaynaklandı. 2008 krizinde sunulan aşırı kredi-satınalma gücü, ısrarla geri çekilmedi. Kademeli olarak yapılması gerekenler önce denendi sonrasında vazgeçilerek tüketim gücü pompalanmaya devam etti. Rezerv paraların niteliği kaybolmaya başladı.

Finansal ölçüler bakımından yukarıdaki gibi geçen bir on yılın ardından, şimdi genişleme gerektiren, hatta açıktan karşılıksız para basmayı gerektiren bir sağlık krizi Dünya’yı sardı.

 

Emisyon konusunda muhafazakar olmaya gerek yok

Keynes’in 1929 ile 1936 arasındaki 7 yılın cesaret toplamakla geçirildiğini düşündüren, kısaca ‘kamunun ekonomideki talebi uyarması gerektiğini’ söylediği dillere destan politikasının kendisinin de itiraf ettiği bir eksiği vardı belli ki: Uzun vadeli analizi zayıftı.

Yani ‘ekonomiyi uyarmak için devlet borçlanmasını, bayındırlık harcamalarını artırabiliriz, vergi indirimleri ve teşvikleri kullanabiliriz’ ama paranın nasıl geriye alınacağı, ekonomi düze çıktıktan sonra satınalma gücünün enflasyona yol açmadan nasıl piyasadan çekileceği tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildi.

Aslında cevap teknik olarak basit siyaseten zordu: Yapılanların tam tersini yaparak. 

 Şimdiki sorun daha büyük

Soru 1- Piyasada zaten aşırı likiditeden kaynaklı bir belirsizlik, parasal sisteme karşı belirgin bir güvensizlik varken bir genişlemeyi nasıl yapacağız? Geniş satınalma gücüne uyum sağlamış, negatif faize inmiş bir piyasaya hangi dozda bir uyaran vermeliyiz? 

Soru 2-  Verilen bu likiditeyi nasıl geri alacağız? COVID-19 öncesine indirirsek bugünkü sorunlar süregelecek. Onun da gerisinde bir seviyede absorbe edersek alışılagelmiş yaşam tarzı sekteye uğrayacak. Teknik olarak da siyaseten de sürdürülmesi zor bir Dünya, daha da radikalleşebilecek.

Yanıt 1- COVID-19 sırasında ortaya çıkan, uyarılması gereken talep miktarının, COVİD-19’la ortaya çıkması muhtemel küçülme oranına karşılık gelecek tutara eşit olduğunu varsayalım (ceteris paribus). Bugün Dünya piyasalarında dolaşımda bulunan sıfır veya negatif faizli devlet tahvili, hazine bonosu setini, kriz öncesi kamu kağıtlarıyla ‘konversiyon’a tâbi tutarak faiz hadleri artırılabilir. Aynı menkul kıymetlerle piyasaya daha çok para sürülmesi mümkün hale geldiğinde, kriz sonrasında yine tersine konversiyona tâbi tutulan menkul değerlerin faizleri düşürülebilir. 

Bu sayede piyasadaki oyuncular, yüksek faizi aldıktan sonra faiz kademeli olarak düşürüleceği için kamu kağıtlarını elden çıkaracak, tahsil edip reel ekonomiye yönlendirdikleri faiz gelirine ek olarak, kamu kağıtlarının asıl değerlerini de özel sektöre kanalize edeceklerdir. Dünya ekonomilerinin kara alıcıları, söz konusu faiz oranını kendi ekonomilerindeki enflasyon oranına ve küçülme beklentisine uygun olarak harmonize edebilirler. 

Ülkeler vergi indirimleri, ertelemeler, kamu harcamaları konusunda iç işleyişlerine göre, yukarıda bahsedilen anti-pandemik finansal fon arzı konusunda birlikte karar alacakları bir otoritenin eşgüdümünde karar vermelidir.

Güven konusunda finansal piyasaların ihtiyaç seviyesi reel ekonomiye göre daha yüksektir. Sorun küresel, finansal fonların dolaşımı da serbest olduğuna göre mali piyasalarla ilgili kararlar yeni bir otoritenin koordinasyonunda yürütülmelidir.

Yanıt 2- Kriz sonrasında oluşan yeni konjonktür, Dolar’ın tek başına rezerv para niteliğini kesinlikle kaybettiği gerçeğine uygun olmalıdır. Reel ekonomik gerçeklere ve Dünya üretimindeki paya göre oluşturulacak bir dijital rezerv para sistemine geçilmelidir. 

Dünya ekonomisini ve sosyolojisini rayından çıkaran kredi-krasi ve sınırsız satın alma gücü temini bütün insanlığı ortak bir hesap ünitesinden neredeyse yoksun kılmıştır. COVİD-19 sorunu tıpkı Bretton-Woods gibi bir milat olmalıdır.

Bu konuya devam edeceğiz…