“Plan değil Pilav lazım!”

Anayasa reformu tartışmaları yoğunlaştı. İktidar, muhalefet, işadamı örgütleri vs. çevrelerde gündemin ilk maddesi anayasada yapılacak değişiklikler. Konunun doğrudan tarafı konumundaki yurttaşların olup biten hakkında gerçekten ne düşündüğünü ise kestirmek kolay değil. Galiba çoğu kişinin kaçınılmaz gördüğü muhtemel bir referandum dışında bunu öğrenmek mümkün olmayacak.

Hükümet, doğal olarak, yeni anayasa taslağı çalışmalarına geniş mesai ayırdı. Bu arada kimsenin, “çekirdek enflasyon yükselme eğilimine girmiş”, “sanayi üretimi artmış” sözleri ile oyalanacak zamanı olmadı. Bütün bunlar benim aklıma 9. Cumhurbaşkanı Demirel’in “plan değil pilav lazım” sözlerini getiriyor.

Bana kalırsa, Sayın Demirel’in karikatürize ettiği şekliyle olmasa bile, krizin etkileri yeterince giderilmeden Anayasa tartışmalarının gündemde ilk sırayı alması, “pilav”ın unutulan önemine vurgu yapmayı gerektiriyor.

Böyle düşünmem Anayasa değişikliği taslağını önemli bir konu olarak görmediğim anlamına gelmiyor tabii. Ama zamanlamanın ve tartışma biçiminin seyri konusunda ciddi kuşkularım var.

Elimizdekilere bir bakalım: Seçime bir yıla yakın bir süre var. IMF ile anlaşma imzalanmasından imtina edilmiş. İşsizlik sorunu had safhada… Dış ticaret açığı yeniden artma eğilimine girmiş. Kriz dolayısıyla kamu açıklarının hızlanma trendi var. Enflasyon yazın ortasına kadar artmaya devam edecek gibi görünüyor. Ekonomik şartlar arasında borsa endeksinin yükselmesi gibi sokaktaki adamı ancak beşinci dereceden ilgilendiren konular konuşuluyor.

Cevap verilmesi gereken sorularımız şunlar olabilir: Enflasyonun yükselme trendine girmesi, ekonomide yeni bir politika alanının açılmasını gerektiriyor. Mesela faiz haddi yukarıya doğru sürüklenecek mi? Döviz kurundaki gerilemeyle beraber enflasyonda da geriye doğru bir hareket beklemek gerekir mi? İthalat eğilimi yeniden kriz öncesindeki seviyeye doğru yükselse de, döviz değeri ile fiyatlar arasındaki ilişki önceki dönemlerdeki bağımlılık düzeyini korumuyor. Reel kur seviyesi yükseldikçe (yani TL değerlendikçe) tam da sabit sermaye yatırımlarının artmaya başlayacağı dönemde, ithal makine teçhizat yatırımlarına ayrılacak dövizler ve borç geri ödemeleri bir fırsat mı yoksa tehdit mi?

Gündemin Görmediği

Anayasa tartışmaları arasına katılması olası konulardan biri olarak mali kural hiçbir yetkili tarafından gündeme getirilmedi mesela. Halbuki, çok doğru bir karar olan mali kural uygulamasının farklı hükümetlerin elinde oyuncak olmaması için Anayasa paketi ciddi bir enstrüman olabilirdi.

Yurtdışında Türkiye piyasasına yönelik çok olumlu değerlendirmeler varken, fırsat bilip düşen döviz değerinin borç ödeme imkânlarında kullanılmasında yarar var. Döviz değerinin gereğinden fazla aşağıya doğru esnemesinin önlenmesi için, konjonktür, döviz talebinin işe yarar ödemeler için canlandırılmasını gerektiriyor.

Enflasyonla ilgili sorunların bir kısmı geçen yılın bu aylarında sağlanan vergi indirimleri yani fiyatlar genel düzeyinin düşmesi ile ilgili. Bu konuyu bir kenara not etmek gerekir. Yani geçen yıl bu aylarda enflasyon düşük olduğu için, fiyat artışlarındaki baz etkisi, diğer göstergelerde olduğu gibi, piyasaları yanıltıyor.

Yaz aylarında, fiyatlar genel düzeyi daha istikrarlı bir konuma geldiğinde, turizm gelirleri dolayısıyla döviz girişi artıp kur daha da geriye gelip, enflasyondaki düşüş gecikmeli olarak kalıcı hale gelebilir. İşsizlik ve kamu açıklarına ek olarak, mesela belediyelerin maddi sorunlarıyla ilgili kalıcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi, özellikle dış ticaret sorunlarının gündeme getirilmesi gecikiyor.

Anayasa tartışmaları çeşitli bakış açılarıyla erken veya tam tersi geç bulunabilir. Geç mi erken mi bilmem ama içinde bulunduğumuz günlerin uygun zamanlar olmadığı su götürmez.

Bugünlerde “plandan çok pilav lazım” çünkü.

“Plan değil Pilav lazım!”” hakkında 4 yorum

  1. Plan zamanında yapılmadığından pilav da olmuyor desem yanlış mı olur acaba! Çarpık kentleşme ve onun getirdiği sorunlar, zamanında işsizliği Kamuyu işveren yaparak halletmeye çalışmalar, hantal ve verimsiz, bütçeye kambur KİT’ler vb. zamanında bir şeylerin doğru planlanmamasından olabilir mi? Zamanında yapılan bu uygulamalar ne kadar yanlışsa, kar eden Kamu kuruluşlarının apar topar özelleştirilerek bütçeye ek kaynak oluşturulması da bir o kadar yanlış sanıyorum. Uğur bey, özelleştirme hakkında ki düşüncelerinizi merak ediyorum doğrusu.

  2. sibel hanım; *özelleştirmeden yana ya da karşıyım* demek yerine, belirli bir işletmenin özelleştirilip-özelleştirilmemesinden hangisinin kamuya daha yararlı olacağı şeklinde düşünürdüm. Plan değil pilav lazım sözü, tabii ki vulgarize…

  3. Evet Hocam, Politikacıların son Ordinaryus’ u Sayın DEMİREL, 1960 yıllarda yeni kurulan partisinin başında, ve rakiplerinin ülkenin kalkınması için “plan” lazım söylemine, halk diliyle yaklaşımı sonucu, halk’ a “ plan değil pilav lazım” sözü ile seçimi kazanmıştır. Şimdiler de ise “ BIRAK ANAYASAYI, DOLDUR TAS’A ÇORBAYI “ demek lazım galiba. Evet Anayasa değişikliği de bir ihtiyaç, ama ne yeri ne de zamanı. Bu tartışmalar ardında gizlenmeye çalışılan gerçekler ise değişik. Yazınızda bahsettiğiniz MALİ KURAL mesela. Buyurun yine TEPAV araştırması ve yayını. Tüm okuyucuların bu yazıyı okumalarını isterim.
    TEPAV / 25.02.2010
    TEPAV 2009 bütçe sonuçlarını değerlendirdi:
    “Mali saydamlık açısından daha ayrıntılı açıklama yapılmalı”

    Bakın bakalım bütçedeki harcama kalemlerinin ne olduğuna. Bakın bakalım işsizlik fonunun nerelerde kullanıldığına, bakın bakalım Özelleştirme fonunun nerelerde kullanıldığına.

    Pilavdan da Çorbadan da öncelikli… Bize DÜRÜSTLÜK lazım.

  4. Ben özelleştirme taraftarıyım ama satılan devlet kurumlarının yerine yeni devlet kurumları yapılır ise. Bir devlet kurtumu rekabet için satılıyor. Ama o devlet kurumu tekel ise kiminle rakabet edecek. Rekabetin olması için devlet kurumları özelleşmeli, özelleştirme akabininde ise o kurumun yenisi inşa edilmelidir. Böylelikle satılan devlet kurumunu alan şirket rekabet edebilir duruma gelir.

Yorumlar kapalı.