Pasaklı Konteslikten Küresel İyimserliğe: Davos

48. Dünya Ekonomik Forumu‘na ev sahipliği yapan Davos Zirvesi sona erdi. İsviçre‘nin bu dağlık kasabasının önceleri verem hastalarının tedavi edildiği bir merkez olması pek manidar… Küresel ekonomik krizin başlangıcından ancak on yıl sonra Dünya ekonomisinde üst üste iki yıl büyüme öngörülüyor. IMF‘in tahminlerine göre 2018 ve 2019 yıllarında %3,9‘luk bir büyüme Dünya ekonomisi için sürpriz sayılabilir. Ekonomik kriz sonrasında ‘Parçalanan Dünya’da Ortak Gelecek Oluşturmak’ konulu bir gündemle toplanmak, ekonomik sistemin etkileri ile ilgili yeterli fikir veriyor olmalı. Bir nevi ‘ortalığı nasıl dağıttıysak toplamayı da biliriz’ veya ‘komünizm lazımsa onu da biz getiririz*’ söylemi.

Efendim, zirveye 70‘den fazla ülkeden 340 üst düzey siyasetçi katılıyormuş. Yanı sıra, işadamları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, bilim adamları da zirvede boy gösteriyor. Gündem tartışılırken eşitsizlik, iş güvencesizliği, sosyal sigortalardaki sorunlar, çevre kirliliği ve güvenlik gibi ortak çıkarlar doğrultusunda uluslararası işbirliğinin ele alınacağı toplantılar yapılıyormuş.

Sorun yaratanların sorunları nasıl çözebileceğine değinilmemiş ama liderlerin Davos‘taki bir pastanenin zirve boyunca kiralanıp mesela Arjantin‘in yatırım tanıtım ofisi, bir restoranın Endonezya‘nın adeta fuar pavyonu haline getirildiğini görünce mi veya tipiden etkilenerek mi gözlerinin nemlendiği çözülememiş. Bu yıl Davos‘ta eylemcilerin elit misafirlerin konforunu bozmasını engellemek üzere güvenlik için 10 Milyon Dolar harcanmış. Binlerce polis bu iş için görevlendirilmiş.

Serbest ticaretin önündeki engelleri kaldırmakla ilgili konuşmasıyla tarihe geçen Çin liderinden sonra bu yılki zirvede sürpriz, Hindistan‘dan geldi. Aynı temayı Gandi‘nin sözleriyle savunan Hintli lideri böyle giderse önümüzdeki yıl Kuzey Koreli ‘liberal’ bir misafir izleyebilir. Küresel ekonominin liderleri (en azından ABD) enkazı kaldırırken ne denli gümrük, vize ve oturma izni zorluklarıyla malların, hizmetlerin ve insan kaynaklarının serbest dolaşımını engellemeye çalışıyorsa gelişmekte olan ülke sözcüleri o kadar yabancı sermayeyi cezbetmeye, ülkelerini tanıtmaya çalışıyorlar. Davos‘un itibarını zedeleyen eşitlikçi eylemcilerin şanını, konuşmacılar, patronlar kurtarmaya çalışıyor. Dolaşımdaki sermayeye talip olma rolü gelişmekte olan ülkelere düşüyor.

İyimserlik teması, gelişmemiş olana sermaye girişini beslerken reel üretimin maliyetine negatif etkide bulunuyor. Gelişmiş olana dış ticaret üstünlüğü sağlıyor. Hızlı büyüme trendine giren Dünya ekonomisinde fiyatları artan emtia ve petrol ürünlerinin kontrolü, önemini artırıyor. Gümrük korumacılığı ile gelişmekte olanın hızı bir daha kesilerek ABD nezdinde stratejik risk olarak kabul edilen Asya ve Güneydoğu Asya ekonomilerinin önü biraz olsun alınmış olacak. Kur savaşı da bu politikayı destekleyecek.

Türkiye ekonomisi ve Davos

Türkiye’yi temsilen Davos‘a katılan iki bakanımız var: Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi. Katıldıkları oturumlarda Türkiye ekonomisinin 2018 yılında iyi yolda devam edeceğini anlattılar. Mehmet Şimşek‘in açıklamalarında dış ticaret partnerlerindeki olumlu gelişmeler, enerji alanında sağlanan işbirliği ve turizm vurgusu yapıldı.

Şimşek’in uluslararası ekonomi çevrelerinde bilinirliği ve itibarı Trump‘tan bile fazla olabilir. Zira Trump zirve günlerinde güçlü Dolar istediğini söylerken, ABD Hazine Bakanı da zayıf bir Dolar’dan yana olduğunu açıklayıverdi. ABD, Suriye‘de Fırat‘ın Doğu’sunu CIA‘e, Batı’sını Pentagon‘a bıraktığı gibi Dolar’ı da çoklu karar mercileri ile yönetecekse, 200 Milyar Dolar dış borcu olan Türk özel sektörünün vay hâline ama genel eğilim dış ticarette üstünlük tezi üzerine kurulu olduğuna göre Dolar’daki değer düşüşünün devam edeceğini söylemek daha mantıklı görünüyor. Devamında Euro’nun Dolar karşısında değer kazanacağını yani Euro/Dolar paritesinin yükseleceğini söylemek gerekiyor.

Türkiye için döviz kurları konusunda ideal birleşim de Euro’nun değer kazanıp Dolar’ın daha az değer kazanması veya kaybetmesi senaryosu… Türkiye, ithalatının çoğunu Dolar’la, ihracatının çoğunu da Euro üzerinden gerçekleştiriyor.

Davos’taki iyimserlik sermaye hareketlerine yansır mı?

Dolar kuru öngörüldüğü gibi devam ederse hâlihazırda Türkiye’de bulunan yabancı yatırımcı için Türkiye’den ayrılmak kazançlı görünebilir. Ancak, risk iştahının artması nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelen yabancı sermaye Türkiye pazarını tercih edebilecektir. Mevcut durum dış ticarette olduğu gibi fon hareketlerinde de ancak genel bir iyimserlik rüzgârıyla pozitif görünebilecektir. Çıkmak isteyenler için kurun daha da düşeceğinin, girmek isteyenler içinse kurun yükselmeyeceğinin öngörülebilmesi en uygunudur.

Özel sektörün rekabet avantajı arttığında dış pazara yönelik üretimin artacağı kuşkusuz. Üretim artışı mevcut kapasiteyi aşarsa iyileştirme yatırımları, yeni makine-teçhizat ithalatı derken yine döviz girdisine ihtiyaç duyulacaktır. Borç çevirmenin zorlaşmayacağı bir orandaki kapasite artışı 2018‘in ikinci yarısı veya 2019 için düşünülmeli. Daha erken yapılacak hamleler kurdaki olası oynaklıkların maliyetini artıracaktır.

Enflasyonla ilgili mesafe kaydedilmeli

Ocak ayı İktisadi Yönelim Anketi (İYA) sonuçları Reel Kesim Beklenti Endeksi‘nde (RKBE) iyileşmeler olduğunu gösteriyor. Zaman zaman çelişkili sonuçlar ortaya koyabilen bir anket olsa da genel gidişata ilişkin olumlu bir atmosfer ankete yansımış.

Ancak reel sektörün enflasyon tahminleri halen çift hanede takılı kalmış durumda. Bu durum fiyatlama davranışını etkileyecektir. Yılın ilk dört-beş ayında enflasyonda düşük bir seyir beklemek gerekiyor. Devamı için yüksek baz etkisinin yardımı iyi değerlendirilerek önlem alınmasında yarar vardır.

*Tek parti döneminin kudretli Ankara Valisi Nevzat Tandoğan (1894-1946) tarafından sarf edilen veciz söz.