Para Politikaları

para, para, para...

ABD Merkez Bankası FED’in faiz indiriminin ardından, doların yurtdışındaki değer kaybına, Türkiye’deki piyasalar da benzer tepki verdi. Doların değer kaybı, IMF ile imzalanacak bir stand-by’la devam edebilir. Dolar kurunun Türkiye ekonomisi üzerinde geniş etkisi var. Devlet borçları ve özel kesimin bir kısım borçları dolar kuru üzerinden değerlendiriliyor. Dolardaki faiz haddinin bu denli aşağıya çekilmesi, dünya ekonomisindeki durgunluk korkusunun ne düzeyde algılandığı hakkında yeterince fikir veriyor sanıyorum.

Dolardaki faiz indiriminin ardından, diğer ülkeler de faiz indirimine giderek, piyasalarındaki likidite sıkıntısını azaltmayı hedefliyorlar. Faiz indirimleri, kısa vadede bankaların nakit ihtiyacı için önemli faydalar sağlayabilir. Buna karşın, Dünya ekonomisindeki durgunluk eğiliminin tüketiciye yansıtılmayan pozitif beklentilerle aşılmaya çalışılması, bana doğru bir yöntem gibi gelmiyor. Faiz indirimleri sonucunda ortaya çıkan rahatlamaların bankalar tarafından tüketiciye yansıtılma oranı kısıtlı. Tüketici rahatlamadan, alıcıların beklentileri değişmeden, piyasanın sadece bankacılık kesimindeki nakit sorunlarının çözümüyle düzeleceğini ummamak gerekir.

Problemin teşhisinde hata yapılıyor…

Türkiye’de olduğu gibi, dünyada da sorunun tarifi ile ilgili yanlışlar var. Sorun, bankaların ödeme güçlükleri ile yüzünü gösterdi, öte yandan bozulan beklentilerin tekil faiz indirimleriyle çözülemeyeceği de ortadaydı. Para politikalarının önemli bölümünü etkisiz kılan unsur, tek bir ülkenin değil peş peşe birden fazla ülkenin faiz oranlarında indirim ve bankacılık kesimini destekleme kararı almasıydı. Faiz oranları bakımından mukayeseli üstünlüklerini yitiren ülke paraları, değer kayıpları konusunda, enflasyonu durgunluğa tercih eder göründüler. Bir kez beklentiler bozulunca, emtia fiyatları da milli para değerlerine eşlik etti.

Bugünlerde batık banka haberleri azalmaya başladı. Bankaların en azından birbirleriyle olan ödeme sorunları takvime bağlandı. Israrla belirtmek gerekir ki, artık finansal kesim, üretici ve tüketici lehine bazı hamleler yapmazsa, çalışmalar eksik kalacaktır. Ekonomiyi ancak, ‘üretici-tüketici-finansal kesim’ sacayağının kurulması bir zemin üzerinde sabit durabilir hale getirecektir.

Ekonomideki kalıcı sorunların çözümü için işe, ekonominin bir dolaşım sistemi olduğunu kabulle başlamak gerekiyor. Bu dolaşım sisteminde, tüketici davranışı gibi kontrol edilmesi güç unsurların bulunması, tedavide tüketicinin hiçe sayılması anlamına gelmemeli. Sistemde kaybolan tüketici egemenliğinin tekrar tesis edilmesi, para politikalarının arzulanan etkinliğe ulaşabilmesi için ön şartlardan biri olarak görünüyor.

İktisadi yaşamla ilgili olarak beyan edilen görüş ve önerilerin çok önemli bir bölümü, piyasa ekonomisinin yapıtaşlarını göz ardı etmeye devam ediyor. Üretimin ve dolayısıyla dengeli bir tüketimin temel alınmadığı bir ekonomi anlayışı, bugünkü gibi yeni krizlere davetiye çıkarmaya aday.